10 Şubat 2012 Cuma

Çırpınış


ÇIRPINIŞ

Geri geri gidiyordu ayaklarım eve. Bir bara uğrayıp, şöyle bir çakırkeyflendikten sonra, dolma kalem tadında yazılar döktürsem peçetelere; sonra, Bebek parkından vakurla sulara bırakıp erimelerini izlesem rahatlayacaktım. Belki şarapçı dayı oradadır. Bunca yıl sonra gelmiştir geriye. Kayığının muşambasını bir eski sopa ile dikmiştir çadır gibi, içinde çıplak bir ışık yanıyordur belli belirsiz. Bir şişe narincesi duruyordur yanında, eğer manav lütfetti ise belki yeşil elması da vardır. Orada yarenlik ederiz bir süre. Bana memur oğlunun hayırsızlığından bahseder. O anlattıkça ben içlenirim önce, sonra şükrederim. Bencilcedir bilirim ama hangisi değildirki. Bir yabancı ne kadar kendine dönük dinlerse acını bir dostta o kadar dinler ancak. Hani derler ya kara gün dostu diye; Koca bir yalandır. Bir kara gününüzde bakın çevrenize, o kadar çok dostunuz vardır ki şaşarsınız. İnsanlar kuyruk olmuş dinlerler acınızı. İyi tanıdıklarınızsa anlarsınız kendi akıllarının yetmeyeceği kadar koca ve genel laflar ettiklerini. Hani siz özeldiniz onlar için? Size neden genele ettikleri lakırdıları tekrarlarlar. O an anlarsınız ki insanlar başkalarının acılarıyla beslenir. İçten içe yerinizde olmamanın hazzını yaşarlar. Tüm bunları düşünürken evin kapısına varmıştım bile. Kafamı kaldırıp camlara baktım tek tek. Hiç ışık yanmıyordu. Sessizce açtım kapıyı. Duman çalıyordu arka odada. "Rüyanda Görsen İnanma". İçime aktı tüm sert basılmış notalar. Son dizesine yetişmiştim ama baştan başladı aniden. Hiç ses etmeden salona geçtim. Sarhoş olmaya müsait bir ambiyans bir duanın kabulü gibi çıkıp gelmişti biryerlerden. Sessizce içecek birşeyler aldım. Hiç ışık açmadım. Koltuğun arkasına geçip oturdum bu halde birisi salona girse dahi beni göremeyecekti. Gözlerimi kapadım. Parça 7. kez tekrar ettikten sonra gözlerimi açtığımda kadın gelmiş masanın köşesinden bana bakıyordu. Sandalyeye tünemişti. Bir bana birde şişelere göz gezdirdi. Ağlamıştı ve bu belirgin olsun diye silmemişti gözlerini. Ben şarkıyı mı söylemiştim acaba yüksek sesle?  Sigara dumanı olabilirmiydi yoksa beni ele veren. Aklımdan bunlar geçerken sadece gülümsedim. O yüzünün ifadesini hiç değiştirmedi.
"Hoşuna gitti mi" dedi yarı boğuk bir sesle.
"Çook" dedim.
"Çırpındım seni anlamak için" dedi. "Bu ve bunun gibi birkaç parça ve tüm o birilerine adanmış şiirlerin."
"Olmadı." dedi. "Bir bağ kuramadım senin hallerin arasında."
Sustu.  
"Senle ilgili değil" dedim. 
"Biliyorum ama..." gerisini getiremedi.
Biliyordu ama kabullenmiyordu. Onunla ilgili olmaması yaralıyordu onu. Bencildi; tüm aşık kadınlar gibi... Her şey, ki bu bir sıkıntı dahi olsa; onunla ilişkili olmalıydı. Ben onundum. Bu, onu; bana ait herşeyin sahibi de yapmıyor muydu?
Bir zanax attım ağzıma, birayla yuttum. Güldü. "Bak bir bunu denemedim" dedi. "İki gün kalkamam yataktan diye korktum." Bende bastım kahkahayı.
Elimi uzattım. Zarifçe tutup yanıma geldi. Başını koydu omuzuma. Alnı, çeneme değdi. Saçlarını öptüm.
"Gitmek neden bu kadar zor?" diye sordu.
"Kalan ben olduğum için" diye çıktı ağzımdan.
"Şımarık, kendini beğenmiş." dedi. Bir de elime vurdu böyle bebekleri döver gibi. Gülüyorduk kahkahalarla.
O gece iki sarhoş yerde uyuyakaldık...
Murat IŞIK