10 Şubat 2012 Cuma

Doğaçlama


DOĞAÇLAMA
Sokak lambasının ışığı gözlerini kırpıştırıyor. Bir sokak köpeği lambaya dikkatlice bakıp havlıyor. Havlamayı duyan bekçimiz kulubesinden çıkmaksızın köpeğe dönüyor önce, sonrada baktığı yöne. Oralı olmuyor ışığın cilve yapmasına. Köpek te susuyor zaten. Bir kız geçiyor kaldırımdan. Bir hayli uzun boylu. Bir eliyle montunun önünü kapamaya çalışıyor. Diğer elinde çantası. Zar zor yürüyor gibi gelse de topuklu ayakkabılarıyla, kendince beceriyor. Köpegi görünce kaldırımın duvara yakın tarafına doğru geçiyor ışık o sırada bir daha göz kırpıyor. Köpek ışığa havlıyor, kız üstüne alınıyor. Çantası düşüyor elinden ve montunun önü açılıyor. Bekçi yeniden köpeğe bakıyor. Işığa doğru çevirirken gözlerini kızı görüyor. Hava soğukmuş kimin umurunda. Beyaz gömleğine bakmaksızın çıkıyor dışarı. "Hoşt hoşt" deyip köpekle anlaşıyor. Danışıklı dövüşmüş te, köpeği adam ayarlamış edasıyla, aynı korkulu bakışlarını adama yöneltiyor kız. Daha düşen çantasını almaya bile yeltenmedi üstelik. Bekçi yanına gidiyor. Ne konuşuyorlar duyamıyorum. Tabi duyamam. Köpekle anlaştığı gibi kaba ve yüksek bir ses tonuyla konuşmuyor. Kız eğilip çantasını alıyor. Gülümsüyordu o sırada sanırım ama ışık yeniden cilvendiği için net seçemedim. Sadece öyle olmasını umuyorum. Bekçi dönerken köpeğe bir bakış atıyor. Köpekte mahcup. Kuyruğunu kıstırmış arka bacaklarının arasına. Ne gidebiliyor nede bakabiliyor adama. Bakıyor ki bekçi oralı değil rahatlayıp dönüyor arkasını. Ben bir sigara daha yakıp kızın uzaklaşmasını izliyorum. Manzaramdan önce, sigaramın dumanında kayboluyor. Sokak boş şimdi. Ağaçlara bakıyorum. Aheste aheste sallanıyorlar. Çöplerin yanına bir çocuk yaklaşıyor. Kapağını açıyor bidonun. Yarı beline kadar sarkıp içini karıştırıyor. Bekçi sese dönüyor. Sıradan bir olay olacak ki ilgilenmiyor. Çocuk yere basıyor yeniden ayaklarını. Elindeki birşeye dikkatlice bakıyor. Sonra etrafına hızlıca bir bakış atıp cebine koyuyor ganimeti. Hızlı adımlarla sağı solu kollayarak uzaklaşıyor. 
Tüm bu olanlar içinde, birtek o çocuk beni başka bir zaman götürüyor. O zamanda, üşüyorum. Bebek Divan ile Mc Donalds arasındaki binalardan birinin kapısı geliyor gözümün önüne. Daha çok bir kiler kapısı gibi; metalden.Bir anfi tiyatronun maketi gibi üç yönden iniyor merdivenler kapıya. Ben ufalıyorum o günü yaşadığım zamanki kadar. Bir çocuk, üzerine bir karton örtmüş uyuyor. Ne kadar derin ve huzurlu. Sanki sokakta değilmişte silahlı yüzlerce korumanın arasındaymış gibi. O sıralar uyuyamadığımı hatırlıyorum. Utanıyorum. Aklıma Necip Fazılın Kaldırımlar şiiri geliyor.
Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında,
Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
Yolumun karanlığa karışan noktasında
Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.
Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık,
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
Bu gece yarısında iki kişi uyanık:
Biri benim, biri de uzayan kaldırımlar.
İçimde damla damla bir korku birikiyor,
Sanıyorum her sokak başını kesmiş devler.
Simsiyah camlarını üzerime dikiyor
Gözleri çıkarılmış bir ama gibi evler.
Kaldırımlar, ızdırap çekenlerin annesi,
Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur ses kesilince sesi,
Kaldırımlar, içimde uzayan bir lisandır.
Bana düşmez can vermek bir kucakta,
Ben bu kaldırımların istediği çocuğum.
Aman, sabah olmasın bu karanlık sokakta,
Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum.
Ben gideyim yol gitsin, ben gideyim yol gitsin,
İki yanımdan aksın bir sel gibi fenerler.
Tak... tak... ayak sesimi aç köpekler işitsin.
Yolumun takı olsun zulmetten taş kemerler.
Ne ışıkta gezeyim, ne göze görüneyim,
Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları.
Islak bir yorgan gibi iyice bürüneyim,
Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.
Uzanıverse gövdem taşlara boydan boya,
Alsa bu soğuk taşlar alnımdaki ateşi.
Dalıp sokaklar kadar esrarlı bir uykuya
Ölse kaldırımların kara sevdalı eşi.


Ağlamaklıyım şimdi. Alkol isteği ile ürperiyor içim. Kalkıp bir kadeh alsam durmayacağım biliyorum. Bir film çınlayacak kulaklarımda. O fildeki gibi olsun isteyeğim sonum. 
Elveda Las Vegas
Murat IŞIK