8 Şubat 2012 Çarşamba

Meyhane (İstanbul' a Dönmek)


MEYHANE
İstanbul' a indik dün. Bu şehre dönmesi ne kadar güzeldir!
Yenikapıdayız. Açız. Bir balık düşmüş içimize oynayıp duruyor. Oynadıkça daha bir balık çekiyor içimiz. Heryer balık kokuyor gibi geliyor. Nişantaşı' na gidecektik diyoruz önce ama sonra ani bir kararla Karaköy' e çek diyoruz taksiciye. Birimiz söylüyor daha doğrusu, fakat kimseden itiraz yok. Herkesin aklına düşmüş bir kere.
Karaköy' de eski bir meyhane. Şimdinin en iyi 10 salaş balıkçısından biriymiş. Zar zor bavullarımızı koyup bir yerlere masaya üşüşüyoruz.
Kimsenin aklında yok biliyorum ama bana Zeki Müren seslendi bir kere arkadan hafif hafif. "Rakı lütfen" diyorum. Herkesin gözleri açılıyor. Bir inanmazlık var hallerinde. Dün gecenin içkisinden sonra içleri almıyor adını. "Evet" diyorum. "Rakı lütfen vee lakerda ve beyaz peynir ve de biraz patlıcan ezme." Herşey allak bullak oluyor. Hızlıca bir balık hayali, bir şölene dönüşüyor gözlerinin önünde. Allahtan hepsi eşlik ediyor ama rakıya değil sadece mezelere. Kalkasım gelmiyor. Birisi maç için heyecanlı, hemen eve varmak istiyor. Diğerleri bakımlarından endişeli! Bense Zeki Müren' i bırakamam.
Muhabbet hoş. Mekan sade ve güzel. Motor sesleri rahatsız ediyor bizimkileri ama bana ninni gibi geliyor. "Yaz mevsiminde daha güzel oluyor" diyor birisi. Ben katılmıyorum. "Hatta yağmur olmalıydı" diyorum. Tarihi dökülüyor bir yaprak gibi İstanbulun ne yanına baksam.Orada kalmak istiyorum. İstanbulun eskisinde...
"Galata da bir otel var" diyorum. "Kulenin tam karşısında bir butik otel. Hadi eve gitmeyelim. Orada kalalım." Kimse oralı olmuyor bu kez. Fazlaca iddialı buluyorlar beni. Mimiklerinden belli. Bir de sanırım kendilerini yorgun hissediyorlar. Haklılar da üstelik. Ben de yorgunum ama; evimden çok özlemişim İstanbulu. Ve Zeki Müren bana söylüyor bu gece.
"Siz gidin." diyorum.   
Murat IŞIK