11 Şubat 2012 Cumartesi

Noel Baba Torbasında Kadınlarım


NOEL BABA TORBASINDA KADINLARIM
Dün tüm gün boyunca yurtdışından yeni yıl mesajları alıp durdum. İtalyanlar sadece mesaj yazmak için ofislerine gitmişlerdi belli. Aksi halde son bir haftadır yolladığım siparişlerin onaylarını çoktan göndermiş olurlardı. Tembel bir millet demiyeyim de keyif adamları diyeyim daha doğru. Geçen yıl bu zamanlar bir öğlen vakti arıyorum Federico' yu. Açıyor. "Ciao Muraaat." Bu a harflerinin uzunluğu yanlışlıktan olamaz. Herhalde benim Italyanca adım bu. O milletten kimse bana tek a' lı muamelesi yapmadı henüz. Gülümsüyorum ne zaman bu adamla konuşsam. Gerekli selamlaşma seromonisini gerçekleştirdikten sonra (ki bu şakalaşma halinde en az 5 dakikadır) konuya giriyorum. Ben giriyorumda karşımdaki oralı değil. Yemekten sonra arayayım seni diyor. Peki diyip kapatıyoruz. Saat 12:30. Geri arandığımda ben çoktan yaşlanmış bir adamım. Vay be ne yemekmiş diyorum gülüyor. Siesta diyor. Yani şaraplı keyifli bir italyan öğleni geçirmiş limanda. Tam 5 dakikada, beraberce bir zamanlar gezdiğimiz liman bölgesinde yeni açılan bir restorandaki tavşan yemeğinden ve Sicilyaya has bir şaraptan bahsediyor. Aklına estiği bir noktada da iş konusuna geçip sorunumu çözüyor. Kıskanmamak elde değil. Dünde böyle bir gün oldu. Onlar tatile çıkacaklar yaklaşık iki hafta süresince. Bana, iki haftada ancak okunacak ve cevaplanacak mesajlar yolluyorlar ki, sıkılmayayım. Düşünceli insanlar.
Tüm bu mesaj cümbüşünde sadece bir tane tebrik kartı geldi. Böyle Noel Baba' lı, Işıkları yanıp sönen çam ağaçlı. Bir de karlı tabii. Noel babalar hep birbirine benziyor tamam ama aynı değil hiçbiri. Çocukluğumdan beri merak ederim bu konuyu. Bu adamın boyu kaçtır? Kilosu nedir? Sakalı gerçek midir? Bunca paparazzi neden bunu yakalayamaz. İnsanların evine bacadan girmek doğru mudur? Birşeyler koyarken birşeyleri götürüyor mudur?
Merakımın sebebi de bir yılbaşı gecesi yaşadıklarımdır. 
Sekiz yaşındayım. Okulda yeni yılla ilgili konuşmalar yapılmış. Etkilenmişim. Eve geliyorum. annemle konuşuyoruz. Anlatıyorum böyle heyecanla. Sonra durup soruyorum. "Ben iyi bir çocuk oldum mu bu sene?" diye. Saçımı okşuyor. Mıncıklayarak öpüyor beni. "En iyisisin" diyor. Zaten hiçbir zaman konduramadı daha azını bana. O halde "Noel baba gelecek değil mi?"
"Gelir de bir sorun var" diyor. "Ne istediğini yazıp camın kenarına bırakmamız lazım"
Yazmak işin kolay tarafı da o kadar kağıdı nereden bulacağız? Hem sonra camın kenarından uçmaz mı acaba rüzgarla?
"İyi bir çocuk ne istediğini bilir?" diyor annem. "Aşırıya da kaçmaz" 
Arada eğitici kimliğine dönüp, aba altından sopa gösteriyor. Anlıyorum. Ama keşke babamın evinde olsaydım. O bana, sen yaz yazabildiğini, bakalım ne kadarını getirecek der, boku Noel Babaya atardı.
Bir iştahla en çok istediklerimi yazıyorum. O kadar da istediğini bilen bir çocuk değilim. Gene 10 kalemlik bir liste çıkıyor. Anneme, mahçup bir ifadeyle veriyorum camın önüne koysun diye. Birde tembihliyorum. "Sakın okuma!" Camın önüne yerleştiriyoruz notu. Üzerinede bir kavanoz (benim ısrarlarımla tabii. takıldım ya bir kere ya rüzgardan uçarsa diye) yerleştiriyoruz. Adile Naşit dönemleri. Komutla yatıyoruz yatağa. Bir heyecan içimde. Kalbim, delibaş bir arı gibi. Uyuyakalıyorum.
Sabah saat 5' te kalkıyorum her zamanki gibi. Noel Baba falan yok aklımda. Her zaman unutkandım zaten. Sadece kitaplar var. O zaman Şeker Portakalını okuyorum. Her sabahki gibi uyanıp lambamı alıp dolabın içine giriyorum. Önce titriyorum sonra ışık dolabı ısıtıyor. Annemin sesine kadar okuyorum. O da, her sabah ki gibi beni dolaptan çıkarıp "evi yakacaksın bir gün" diyor. "Bakalım notunu almış mı Noel Baba?" Tamamen unutmuşum ben onu. Ama portakal ağacı da var aklımda. Olsun hediyeler önemli. Koşturarak gidiyoruz. Kavanoz orada. Boyum ancak onu görmeye yetiyor. "Not yok!" diyor annem hayretle. Ben ondan daha büyük bir hayretle, kocaman açmış gözlerimi susuyorum. "Gelmiş işte! Almış!" diyorum. Başka bir açıklaması yok ki bunun...
Daha bir hafta var yılbaşına. Okulda anlatıp duruyorum. Dedemlere anlatıyorum. Babamı arıyorum. Sonra tüm bildiğim herkesi. Herkes memnun bu durumdan. İyi çocukluğum tescilleniyor. Egom okşanıyor.
Yılbaşı günü:
Arnavutköyde genelde ananemlerde oluruz yılbaşlarında. Ama bu sefer herkes bizde. Şöminenin önünden kalkmıyorum ben. Arada bir eğilip bacadan bakıyorum. Karanlık. Kurum dolu bir yer. Nasıl girecek bu adam buradan. Kırmızı elbise yanlış seçim diyorum aklımdan. Kömür karası birşeyler giyiyor olmalıydı. Derken kapı çalıyor. Bir telaş evde. Ben kimin geldiğini anlamıyorum. İlgilenmiyorumda. İşim bacayla, kapıyla değil. Bir çan sesi geliyor merdivenlerden. Herkes çığlık çığlığa. Ho Ho Ho sesleri. Bizimkilerde karşılık veriyorlar aynı şekilde. Bacaya bakıyorum son kez; Boş! Bacadan beklerken kapıdan geliyor. Bu söz böyle değildi ama...
Annem sesleniyor. Koşuyorum. Şaşkınlık içindeyim. Kıpkırmızı bir adam. Beyaz sakkalları var. Elindeki torbadan minik hediyeler atarak havaya, yukarı çıkıyor. Ağır ağır yürüyor. Yaşlı belli. Tabii bu yaşta bacadan gelinir mi? Haklı adam. Son ho ho hosunda tam karşımda. Herkes sessiz. Benden bir tepki bekler gibi. "Gel" demekle yetiniyorum sadece. İçeri davet ediyorum. Aklım başımdan gitmiş. sakalına dokunuyorum. Pamuk gibi. Gözleri ne kadar da genç. Hediyeler çıkarıyor torbasından. Kocaman hediyeler. Herkese. ama en çok bana. Bir cümbüş yeri evin içi.
Noel Baba son hediyelerini de verip kapıya yöneliyor. Kimimiz girişe kimimiz merdivenlere dizilip alkışlayarak uğurluyoruz. Rüya gibi bir gece geçiyor. Rüyamda olanları görüp uyuyorum.
Yıllarca bu an aklımdan gitmiyor. Ben büyüyorum. Herkes büyüyor. Herkes vazgeçiyor Noel Baba' ya inanmaktan. Ben vazgeçmiyorum. Hem bir çocuğu sadece bir kez ziyaret edermiş, öyle dememiş miydi annemler? Ben edildim biliyorum. Onlara uğramadı ya daha, nereden bilsin zavallıcıklar?
Sonra bu anı da diğer tüm anılar gibi beynimin tozlu raflarına kaldırılıyor. Taki bir başka yılbaşı akşamı 20 yaşında bir gençken anneme dönüp sorduğum ana kadar.
- Anne. O gece gelen noel baba kimdi?
- Gülüşmeler kadınlarım arasında. Tatlı bir gecenin hayaline dönmüş ve gençleşmiş, hatta cocuklaşmış muzip gülüşmeler.
"Hepiniz işin içinde miydiniz?" diye soruyorum.
Kahkahalarla baş sallamalar. 
Anlatıyorlar tek tek. Kumaşları kimin aldığı, elbiseyi kimin diktiği. Kimin giydiği. Kimin hediyeleri aldığı. Kimlerin insanları örgütlediği. 
Noel babanın torbası dipsizmiş. İçinden çıkıyor tüm kadınlarım...
Murat IŞIK