Tam kapıdaydı.
- Gidiyorum.
- Siktir git.
- Var ya!
Çantasını fırlattı. Çekilmedim. Tam kaşıma geldi. Açıldı. Kanadım. Kıpırdamadım ama. Geldi çantasını aldı. Pişman değildi. Tam eğildiğinde bir damla kanım düştü saçlarının arasına. Eliyle sildi. Kızmış gibi baktı. Benim suçummuş gibi. Sahi kimin suçuydu?
- Piç!
- Git tamam mı. Sadece git.
- Sadece gitmek kesmeyecek beni.
- Ne kesecek?
- Öl, çürü ve hatta leşine tükereyim.
- Ölmüşüm say. Çürümüşüm. Tükür. Ne bok yersen ye. Ama siktir git artık.
- Sen var ya zorla anana sövdürüyorsun.
- Alışık o. Senin gibi nice orospular giderken andılar.
- Cehennemde yan!
Hırslanıp gitti. Gelecek biliyorum. Bu son gidişi değil. Bilerek bıraktı ceketini. Bu kapıyı çalabilsin diye. Bir bahanesi olsun diye. Seni merak ettim dememek için. Seni özledim dememek için. Yeniden öpmek için belki de. Yazık.
Pencerem açık. O daha gitmeden kaldırımda yatıyor olacak ümitleri. Şu kapıdan çıkar çıkmaz atacağım kalan ne varsa. Apartmandan çıktığında yerlerde bulacak anılarını. Eğilip alacak götü mahkum. Cama bakacak. Kindar orospu! Biliyorum gene bir bahane bulacak. Unutmaktan daha kolay olacak her halükarda. Ve o kolayına kaçacak.
Murat IŞIK
3 Mart 2012 Cumartesi
Seçim İkinci Bölüm
- Ağlama artık
- Nasıl ağlamayayım ya. Öldürdüm onu. Bak her yerim kan. Öldü.
- Sen değildin.
- Nasıl?
- Bendim. Ben yaptım.
- Hayır olmaz! Bunu üstüne alamazsın...
- Daha öldürürken biliyordun bunu. Kurmuştun. Numara yapma ne olur... Benim senin düşüşünü izleyemeyeceğimden emin olmasan yapamazdın. Yani bana güvendin. Sebebi benim. Demek ki ben yaptım.
- Ama üstüme geldi. Hem ben yapmasam...
- Yaptın işte. Önemi yok Bir şey değişmeyecek konuştukça. Geri gelmeyecek. Bak bir ceset sadece. Sus şimdi. Ben yapmışım gibi. Anladın mı? Anladın mı dedim?
- Anladım.
- Hadi git burdan. Bir telefon kulübesinden ara. Gelip bulsunlar bizi. Üstündekileri de yak bir yerde. Dikkatli ol kimse görmesin. Görünme bir süre. Beni bulunca seni de arayacaklardır. Bir de uzak dur artık. Değsin bir şeylere. Bir şeyler iyi olsun artık. Bizden yana olsun. Hak etmiş olmalıyız değil mi? Biz sözümüzde durduk. Yani birimizden fazlası kurtulmuş olmalıydı adalet varsa. Denge için her taraftan biri... Değil mi? Bizde haklı çıkmalıyız. En azından bir tanemiz!
- Belki! Emin ol bizim için deneyeceğim.
Koşarak uzaklaştım. Miğdem bulanıyordu. Kustum bir binanın çıkmazında. Haklıydı. Ona güvenmesem yapamazdım. Yani suçlu oydu. Çeksin şerefsiz cezasını! Böyle inandırdım. Başka türlüsü vicdani olurdu.
Murat IŞIK
- Nasıl ağlamayayım ya. Öldürdüm onu. Bak her yerim kan. Öldü.
- Sen değildin.
- Nasıl?
- Bendim. Ben yaptım.
- Hayır olmaz! Bunu üstüne alamazsın...
- Daha öldürürken biliyordun bunu. Kurmuştun. Numara yapma ne olur... Benim senin düşüşünü izleyemeyeceğimden emin olmasan yapamazdın. Yani bana güvendin. Sebebi benim. Demek ki ben yaptım.
- Ama üstüme geldi. Hem ben yapmasam...
- Yaptın işte. Önemi yok Bir şey değişmeyecek konuştukça. Geri gelmeyecek. Bak bir ceset sadece. Sus şimdi. Ben yapmışım gibi. Anladın mı? Anladın mı dedim?
- Anladım.
- Hadi git burdan. Bir telefon kulübesinden ara. Gelip bulsunlar bizi. Üstündekileri de yak bir yerde. Dikkatli ol kimse görmesin. Görünme bir süre. Beni bulunca seni de arayacaklardır. Bir de uzak dur artık. Değsin bir şeylere. Bir şeyler iyi olsun artık. Bizden yana olsun. Hak etmiş olmalıyız değil mi? Biz sözümüzde durduk. Yani birimizden fazlası kurtulmuş olmalıydı adalet varsa. Denge için her taraftan biri... Değil mi? Bizde haklı çıkmalıyız. En azından bir tanemiz!
- Belki! Emin ol bizim için deneyeceğim.
Koşarak uzaklaştım. Miğdem bulanıyordu. Kustum bir binanın çıkmazında. Haklıydı. Ona güvenmesem yapamazdım. Yani suçlu oydu. Çeksin şerefsiz cezasını! Böyle inandırdım. Başka türlüsü vicdani olurdu.
Murat IŞIK
Seçim
Telefonum çaldı. Sussun diye bekledim. Başım ağrıyordu. Kimseyle konuşmak istemedim. Hem kulaklarımdan girip beynime sızma ihtimallerinden korktum. Sustu.
Olduğum yerde uyuklamışım. Ne kadar zaman geçti üzerinden bilmiyorum. Tekrar başladı çalmaya. Gözlerimi açıp telefona baktım. Işıkları yanıp sönüyordu. Bir de titriyordu. Bir homonun icadı olmalı bu titreme işi. Pis sapık. Cinsel fantezisini hayatımıza sıradan bir nesneymiş gibi sokmuştu işte. Telefonu alıp açtım. Boktan bir sessizlik oldu. Alo demedim canım istemediğinden. Karşımdaki de konuşmadı. Kapandı telefon.
Hemen ardından yine çaldı. Açtım tekrar. Aynı hikaye tekrarlanır sandım ama karşıdan bir ses geldi.
- Alo
- Evet
- Alo Murat
- Benim
- Sesin değişik geldi.
- Senin ki de. Kimsin?
- Nilay ben.
- Nilay?
- Yurtta tanışmıştık. Çocukların orada.
- Hatırlamadım ama doğrudur.
- Onun için aradım seni.
- Ne için tam olarak?
- Işıklardaydı senin çocuklar.
- Hangisi
- Üçü birden.
- Şerefsizler. Hangi ışıklar.
- Senin evden dağa doğru olan hani. Hastanenin orası.
- Hemde kıçımın dibinde.
- Senden çekiniyorlar diye işte. Seni aradım
- Çekinmeliler de. Sıçacağım ağızlarına.
- Abartma olur mu.
- Sen kimsin?
- Nilay ben. Yurtta tanışmıştık dedim ya.
- Evet. Evet Nilay.
- Seninkilerden biri var mıydı aralarında?
- Hayır.
- Peki ben ilgileneceğim şimdi.
- Bekleyeyim mi burada seni.
- Yok işine bak sen.
- Genede bekleyeceğim.
- Sen bilirsin ama seni göremeyebilirim. Sanırım kaçarlar. Bende peşlerinde. Zor yani.
- Olsun.
- Sağol aradığın için.
- Önemli değil.
Telefonu kapadım. Söyleniyordum bir taraftan. "Kıçımın dibinde hemde. Boşa mı kürek çekiyorum acaba? Siklemiyorlar mı beni? Göreceğiz bakalım. En kötü çekerim elimi." Bu sırada bir şeyler giydim üstüme. Camdan dışarı baktım soğuktu. "Piçler." "Bu havada beni düşürdükleri hale bak." Anahtarları alıp evden çıktım. Arabaya bindim. Camları açıp bir de sigara yaktım. Gaza basıp yürüdüm. Işıklara gelirken bir yerde durdum. Çevreyi izledim. Her biri bir köşeyi tutmuştu. Arabadan inip en yakınımdakine doğru yürüdüm. Beni gördü yaklaşırken. Çakaaaaal. Murat Abi diye bağırıp kendini yola attı. Ezilecekti az kalsın. Dikkat et diye bağırdım. Birde dur olduğun yerde dedim. Dinlemedi. Kaçmaya başladı. Diğerleri de tabii. Akıllı piçler her biri başka bir yöne doğru koştu. En küçüğüne kitlendim ben. Arabaları elimle durdurup karşıya koştum. Kornaya bastı bir adam. Öyle bir baktım ki tırsıp camı kapadı. Karşıya geçmeyi başardığımda aramızda beş yüz metre kadar mesafe vardı. Ondan hızlıydım. Çabucak yetişip montundan tuttum. Ağlamaya başladı.
- Abi özür dilerim.
- Ne özrü be. Özür le mi sıyrılacaksın bu işten.
- Abi beni de aldılar yanlarına.
- Bırak ulan. Nerede buluşacaksınız onu söyle.
- Abi nolur
- Çok şey olur çok. Söyle çabuk.
- Benzincide.
- Tiksindim hepinizden. Yazıklar olsun. Düş önüme.
- Öyle deme abi. Yazıklar olsun deme.
- Olsun. Yazıklar olsun. Hemde bana. Her şeye rağmen üstelik. Kadının biri aradı beni. Yok çocuklar yok ışıklar. Aklım çıktı. Bir kadın üstelik. Beni düşürdüğünüz hale bakın ulan. Harbi siktirip gideceğim hayatınızdan.
Konuşmadı. Yürüdü sadece. Başını kaldırmadı. Aralarında en küçüğü buydu. Kurtarılabilir. Diğerleri bu gün bana izin vermek zorunda kalacak. Onlar kendilerini feda edecekler bu gün. Bu küçük için. Madem ki kararlarını verdiler!
- Ben konuşacağım. Sen dediklerimi dinleyeceksin. Ağzından tek kelime çıkmayacak anladın mı beni?
- Abi olmaz.
- Olacak bücür. Olacak. Bu sefer olacak. Hanginiz biliyorum artık. Ve senin seçme şansın yok!
- Abi bırakmazlar.
- Göreceğiz.
- Bilmiyorsun abi. Hiç bilemeyeceksin. Bizden değilsin sen. Başkasın. Anlayamazsın.
- Ben her şeyi anlarım ufaklık. Bana ezik edebiyatı yapma. Senin koyun güdmüşlüğün kadar benim çoban sikmişliğim var. İzle.
Benzinciden içeri girdik.
- Nerede?
- Arkada abi. Orayı konuştuk.
- Yürü.
İtekledim hafifçe. Mecbur uydu düzenime. Arka tarafa döndük. Metal varillerin arkasında seslerini duydum. Önlerine çıktım anında. Şaşırdılar. Kaçacak yerleri yoktu. Küçük olanı aralarına ittim. Ağlıyordu. Onlar tuttular. Biri "neden getirdin?" diye sordu. Daha çok ağladı.
- Abi sen karışma artık.
- Sana soracaktım.
- Abi.
- Siktir ulan. Küçüğü bırakacaksınız. Benim dediğim gibi. Sonra bende sizi bırakacağım. Babayla da konuşacağım. Söz. Ama küçüğü bırakacaksınız.
- Abi yapamazsın. Bizden değilsin.
- Yapamazsam. O zaman bakarsınız icabına. Şimdi böyle olacak. Bir diyet ödenmeli. Hayat bu kadar sorumsuz değil. Sorunlu da değil!
- Bizi feda etmeye razı gördün mü?
Bunu ufaklığa bakarak söyledi.
- Herkesi kurtaramam çocuk. Öylesi yalan olur. Size hiç yalan söyledim mi?
Bir sessizlik oldu. Sonra:
- Dediğin gibi olacak. Ama önce babayla görüş.
Üç çocuk kaçtı ışıklarda o gün. En küçüğünü yakaladım. Diğerleri feda edildi. O büyüdü. Bir kadın sadece aradı. O kadar. Işıklarda beklediyse de sonra gitmesi gerekti. En büyükleri öldü. Ortanca içerdeymiş hala. Olsun nefes alıyor olduğunu bilmek güzel. Sözlerini tuttular. Bende tuttum. En küçük olan artık onlardan değil...
Murat IŞIK
Olduğum yerde uyuklamışım. Ne kadar zaman geçti üzerinden bilmiyorum. Tekrar başladı çalmaya. Gözlerimi açıp telefona baktım. Işıkları yanıp sönüyordu. Bir de titriyordu. Bir homonun icadı olmalı bu titreme işi. Pis sapık. Cinsel fantezisini hayatımıza sıradan bir nesneymiş gibi sokmuştu işte. Telefonu alıp açtım. Boktan bir sessizlik oldu. Alo demedim canım istemediğinden. Karşımdaki de konuşmadı. Kapandı telefon.
Hemen ardından yine çaldı. Açtım tekrar. Aynı hikaye tekrarlanır sandım ama karşıdan bir ses geldi.
- Alo
- Evet
- Alo Murat
- Benim
- Sesin değişik geldi.
- Senin ki de. Kimsin?
- Nilay ben.
- Nilay?
- Yurtta tanışmıştık. Çocukların orada.
- Hatırlamadım ama doğrudur.
- Onun için aradım seni.
- Ne için tam olarak?
- Işıklardaydı senin çocuklar.
- Hangisi
- Üçü birden.
- Şerefsizler. Hangi ışıklar.
- Senin evden dağa doğru olan hani. Hastanenin orası.
- Hemde kıçımın dibinde.
- Senden çekiniyorlar diye işte. Seni aradım
- Çekinmeliler de. Sıçacağım ağızlarına.
- Abartma olur mu.
- Sen kimsin?
- Nilay ben. Yurtta tanışmıştık dedim ya.
- Evet. Evet Nilay.
- Seninkilerden biri var mıydı aralarında?
- Hayır.
- Peki ben ilgileneceğim şimdi.
- Bekleyeyim mi burada seni.
- Yok işine bak sen.
- Genede bekleyeceğim.
- Sen bilirsin ama seni göremeyebilirim. Sanırım kaçarlar. Bende peşlerinde. Zor yani.
- Olsun.
- Sağol aradığın için.
- Önemli değil.
Telefonu kapadım. Söyleniyordum bir taraftan. "Kıçımın dibinde hemde. Boşa mı kürek çekiyorum acaba? Siklemiyorlar mı beni? Göreceğiz bakalım. En kötü çekerim elimi." Bu sırada bir şeyler giydim üstüme. Camdan dışarı baktım soğuktu. "Piçler." "Bu havada beni düşürdükleri hale bak." Anahtarları alıp evden çıktım. Arabaya bindim. Camları açıp bir de sigara yaktım. Gaza basıp yürüdüm. Işıklara gelirken bir yerde durdum. Çevreyi izledim. Her biri bir köşeyi tutmuştu. Arabadan inip en yakınımdakine doğru yürüdüm. Beni gördü yaklaşırken. Çakaaaaal. Murat Abi diye bağırıp kendini yola attı. Ezilecekti az kalsın. Dikkat et diye bağırdım. Birde dur olduğun yerde dedim. Dinlemedi. Kaçmaya başladı. Diğerleri de tabii. Akıllı piçler her biri başka bir yöne doğru koştu. En küçüğüne kitlendim ben. Arabaları elimle durdurup karşıya koştum. Kornaya bastı bir adam. Öyle bir baktım ki tırsıp camı kapadı. Karşıya geçmeyi başardığımda aramızda beş yüz metre kadar mesafe vardı. Ondan hızlıydım. Çabucak yetişip montundan tuttum. Ağlamaya başladı.
- Abi özür dilerim.
- Ne özrü be. Özür le mi sıyrılacaksın bu işten.
- Abi beni de aldılar yanlarına.
- Bırak ulan. Nerede buluşacaksınız onu söyle.
- Abi nolur
- Çok şey olur çok. Söyle çabuk.
- Benzincide.
- Tiksindim hepinizden. Yazıklar olsun. Düş önüme.
- Öyle deme abi. Yazıklar olsun deme.
- Olsun. Yazıklar olsun. Hemde bana. Her şeye rağmen üstelik. Kadının biri aradı beni. Yok çocuklar yok ışıklar. Aklım çıktı. Bir kadın üstelik. Beni düşürdüğünüz hale bakın ulan. Harbi siktirip gideceğim hayatınızdan.
Konuşmadı. Yürüdü sadece. Başını kaldırmadı. Aralarında en küçüğü buydu. Kurtarılabilir. Diğerleri bu gün bana izin vermek zorunda kalacak. Onlar kendilerini feda edecekler bu gün. Bu küçük için. Madem ki kararlarını verdiler!
- Ben konuşacağım. Sen dediklerimi dinleyeceksin. Ağzından tek kelime çıkmayacak anladın mı beni?
- Abi olmaz.
- Olacak bücür. Olacak. Bu sefer olacak. Hanginiz biliyorum artık. Ve senin seçme şansın yok!
- Abi bırakmazlar.
- Göreceğiz.
- Bilmiyorsun abi. Hiç bilemeyeceksin. Bizden değilsin sen. Başkasın. Anlayamazsın.
- Ben her şeyi anlarım ufaklık. Bana ezik edebiyatı yapma. Senin koyun güdmüşlüğün kadar benim çoban sikmişliğim var. İzle.
Benzinciden içeri girdik.
- Nerede?
- Arkada abi. Orayı konuştuk.
- Yürü.
İtekledim hafifçe. Mecbur uydu düzenime. Arka tarafa döndük. Metal varillerin arkasında seslerini duydum. Önlerine çıktım anında. Şaşırdılar. Kaçacak yerleri yoktu. Küçük olanı aralarına ittim. Ağlıyordu. Onlar tuttular. Biri "neden getirdin?" diye sordu. Daha çok ağladı.
- Abi sen karışma artık.
- Sana soracaktım.
- Abi.
- Siktir ulan. Küçüğü bırakacaksınız. Benim dediğim gibi. Sonra bende sizi bırakacağım. Babayla da konuşacağım. Söz. Ama küçüğü bırakacaksınız.
- Abi yapamazsın. Bizden değilsin.
- Yapamazsam. O zaman bakarsınız icabına. Şimdi böyle olacak. Bir diyet ödenmeli. Hayat bu kadar sorumsuz değil. Sorunlu da değil!
- Bizi feda etmeye razı gördün mü?
Bunu ufaklığa bakarak söyledi.
- Herkesi kurtaramam çocuk. Öylesi yalan olur. Size hiç yalan söyledim mi?
Bir sessizlik oldu. Sonra:
- Dediğin gibi olacak. Ama önce babayla görüş.
Üç çocuk kaçtı ışıklarda o gün. En küçüğünü yakaladım. Diğerleri feda edildi. O büyüdü. Bir kadın sadece aradı. O kadar. Işıklarda beklediyse de sonra gitmesi gerekti. En büyükleri öldü. Ortanca içerdeymiş hala. Olsun nefes alıyor olduğunu bilmek güzel. Sözlerini tuttular. Bende tuttum. En küçük olan artık onlardan değil...
Murat IŞIK
2 Mart 2012 Cuma
Hazırlık
İkincil sevdalarım asıl olanlarını zorlamaya başlamıştı. Bunca aşkla baş etmek yorar adamı. Bir yerde bir şeylerden vazgeçmek zorunda kalacağımı biliyordum. Zamanını kestirmek gibi bir idealim oluştu. Habire kulak kabartıyordum geceleri karanlık manzaralara. O kadar hazırlıklıydım ki hazırlıksız yakalanmamaya; göstere göstere geleni göremedim. Bu gece ondandır işte ilaç sakinliğinde olmamam. Bu saldırganlık. Bu hoşnutsuzluk. Hep bir başka yazının telaşından. Bir vaktinde kusacağım gecenin. Bu geceden sonra götümü kollamam gerekmeyecek karanlıkta.
Murat IŞIK
Murat IŞIK
Kaba Saba Ama Gerçek
"Gözlerin ne güzel" diyen sevimli şıllıklara da sözüm var. O gözler sizi götüm gibi görüyor bilesiniz. Ama üzülmeyin. Hala güzellikte yarışabilirsiniz. Kısacası götüne güvenen gelsin.
Sibop' a adanmıştır.
Kadınları kalçalarından tanıyan adam.
Murat IŞIK
Sibop' a adanmıştır.
Kadınları kalçalarından tanıyan adam.
Murat IŞIK
Yamuk Yumuk
Milletin kafalarındaki resimleri hangi ressam çizmiştir bilemem. Benimkiler Picasso tarafından çizilmiştir. Montajını yapan da hem sigara tiryakisi hem de alkoliktir. Bu sebeple bazılarının sol üst köşesinde sigara yanıkları vardır, bazılarında da düzgün olmayan yuvarlak şarap lekeleri. Kıssadan hisse; milyarlık manzaram vardır da insan gibi insanım yoktur benim.
Murat IŞIK
Murat IŞIK
Dust
Bir camın tozlu manzarasından seyrediyorken dünyayı, baktığım hayatların üstüne hapşırma ihtimali güldürdü beni. Gördüğüm herkesin kirli olması da anlamlandı şimdi...
Murat IŞIK
Murat IŞIK
Gecenin Başında
Mucize bir kilometre ilerimde. Tutup ucundan kararmış ruhuma renk yapıyorum bir kaşkol misali. Boğazımda şimdi; düğüm düğüm. Dokunuyorum. O kadar da ilahi değil artık. Ulaşılabilir her şey gibi ölümlü ve kıymetsiz. Çabuk tüketiyorum her şeyi. Bak içte son şişemi de açtım. Susamış değilim oysa. Arsızlığımdan. Bir küfür etmiştim az evvel. Ağzımı çalkalasam, bir kadeh kırmızılığıyla; silinir mi tanrının hafızasından? "Sus" yazmak susturmaktan kolay geliyor olmalı ona da; ki bak hala konuşuyorum.
Bana ateşten bahsetme kadın! Ya rakı geliyor aklıma ya şarap.
Murat IŞIK 20:30
Bana ateşten bahsetme kadın! Ya rakı geliyor aklıma ya şarap.
Murat IŞIK 20:30
Kasaba
Koşarak geçtim gelincik tarlasından. Kavak ağaçlarının oradan sola dönüp, çakıl yola girerken, ayağım kaydı, düştüm. Dizim parçalandı. Topak topak oldu kanlar, tozuyla birleşince zeminin. Ağlamadım. Sallamadım da. Kalktım devam ettim koşmaya. Kasabanın meydanına kadar koştum. Berber Necati, Bakkal Hasan la tavla oynuyordu kahvenin önünde. Kafalarını kaldırıp bana baktılar. Yolun ortasında durup soluklandım. "Öldüüüüüüü" diye bağırdım. Sonra bayılmışım.
Gözlerimi açtığımda Yorgo başımdaydı. İyiisiiin? Beni duyuyorsun? Rum Türkçesinden nazik soru cümleleri...
Hemen ittim onu. Ayağa kalkmak istedim. Omzumdan bastırdı Kemal amca.
- Sakin çocuk. Sakin!
- Nerde o? Buldunuz mu?
- Evde. Dinleniyor. İyi yani merak etme.
- Yalan söylüyorsanız Allah belanızı versin!
- Aaaaaa ayıp ama. Heyecanın da saygısızlığı bir noktaya kadar!
- Doğru söylüyorsunuz değil mi? Bakın şakam yok.
- Evde dedik ya çocuk. Evde dinleniyor.
Derin bir nefes aldım. Ölmemiş olması iyi bir şeymiş gibi. Bir bardak su getirdiler içtim. Biri bir akide şekeri uzattı sonra. Canım istemedi. "Kan şekerin düştü. İyi gelir" diye zorla ağzıma tıktılar. Bende tükürdüm. Yere düştü. Kan gibi kırmızı. Dizime baktım. Sarmışlardı. Sargıyı açmaya başladım.
- Mikrop kapmasın diye.
- Ben yaralarımı sarmam Yorgo amca sağol.
- Ama.
- Öyle Yorgo amca. Öyle.
- Sen bilirsin evladım.
- Bir bok bildiğim yok Yorgo amca.
- Onun yanındaydım az evvel seni sordu.
- Duymak istemiyorum. Görmekte istemiyorum. Beni gönderin buradan ne olur.
- Olmaz evladım.
- Halime bakın. Görmüyor musunuz?
Kimse bakmadı yüzüme. Yokmuşum gibi. Sadece dizlerim varmış ve yaralıymış gibi gözlerini oradan ayırmadılar.
- Dizimdeki yarayı sarmak değil Yorgo amca. Yüzüme bak. Neden kimse yüzüme bakmıyor. Sırtıma. Kollarıma. Onlar yara değil mi. Neden? Ne olur gönderin beni. Yoksa yemin ediyorum onun yapamadığını ben yaparım.
Bir homurdanma oldu. Ama bir işe yaramazdı. Bir avuç içi geçmiş orospu çocuğu bu kararı vermeye yetkiliydi bu kasabada. Ben baygınken izlerini silmişlerdi belkide tüm yaşananların. Hiç olmamış gibi davranmaya yemin etmişlerdi bile belki. "Kol kırılır yen içinde kalır" sözü, hiç bu kadar geniş bir kitlenin oyuncağı olmamıştı. Ama böyleydi işte. Bir evin hikayesi, bir kasabanın ancak diz yarasıdır. Sarar, görmezden gelirsin.
Murat IŞIK
Gözlerimi açtığımda Yorgo başımdaydı. İyiisiiin? Beni duyuyorsun? Rum Türkçesinden nazik soru cümleleri...
Hemen ittim onu. Ayağa kalkmak istedim. Omzumdan bastırdı Kemal amca.
- Sakin çocuk. Sakin!
- Nerde o? Buldunuz mu?
- Evde. Dinleniyor. İyi yani merak etme.
- Yalan söylüyorsanız Allah belanızı versin!
- Aaaaaa ayıp ama. Heyecanın da saygısızlığı bir noktaya kadar!
- Doğru söylüyorsunuz değil mi? Bakın şakam yok.
- Evde dedik ya çocuk. Evde dinleniyor.
Derin bir nefes aldım. Ölmemiş olması iyi bir şeymiş gibi. Bir bardak su getirdiler içtim. Biri bir akide şekeri uzattı sonra. Canım istemedi. "Kan şekerin düştü. İyi gelir" diye zorla ağzıma tıktılar. Bende tükürdüm. Yere düştü. Kan gibi kırmızı. Dizime baktım. Sarmışlardı. Sargıyı açmaya başladım.
- Mikrop kapmasın diye.
- Ben yaralarımı sarmam Yorgo amca sağol.
- Ama.
- Öyle Yorgo amca. Öyle.
- Sen bilirsin evladım.
- Bir bok bildiğim yok Yorgo amca.
- Onun yanındaydım az evvel seni sordu.
- Duymak istemiyorum. Görmekte istemiyorum. Beni gönderin buradan ne olur.
- Olmaz evladım.
- Halime bakın. Görmüyor musunuz?
Kimse bakmadı yüzüme. Yokmuşum gibi. Sadece dizlerim varmış ve yaralıymış gibi gözlerini oradan ayırmadılar.
- Dizimdeki yarayı sarmak değil Yorgo amca. Yüzüme bak. Neden kimse yüzüme bakmıyor. Sırtıma. Kollarıma. Onlar yara değil mi. Neden? Ne olur gönderin beni. Yoksa yemin ediyorum onun yapamadığını ben yaparım.
Bir homurdanma oldu. Ama bir işe yaramazdı. Bir avuç içi geçmiş orospu çocuğu bu kararı vermeye yetkiliydi bu kasabada. Ben baygınken izlerini silmişlerdi belkide tüm yaşananların. Hiç olmamış gibi davranmaya yemin etmişlerdi bile belki. "Kol kırılır yen içinde kalır" sözü, hiç bu kadar geniş bir kitlenin oyuncağı olmamıştı. Ama böyleydi işte. Bir evin hikayesi, bir kasabanın ancak diz yarasıdır. Sarar, görmezden gelirsin.
Murat IŞIK
Oyun
1. PERDE (GENÇLİK VE GÜZELLİK)
Çok güzel vücutlu bir kadın sahneye çıktı. Çıplaktı. Ağzında bant vardı. Tüm çok güzel ve aptal kadınlara gereken türden bir aksesuar gibi; Ama altındandı. Diz çöktü. Bir mikrofonu iki eliyle kavrayıp, havaya kaldırdı. Gerildi tüm vücudu. Güzellik, estetik bir duruşla yüceltilmiş gibi.. Hatta izleyenlerden biri ayağa kalkıp "tanrısal" dedi bu sadeliğe... Ve gözyaşlarına boğuldu. Birinci rüzgar esti. Tüyleri diken diken oldu kadının. Bir kaç zaman olduğu gibi kaldı. Kıpırtısız. Sonra yaşlanmaya başladı. Saçları ağardı önce, sonra döküldü. Göğüsleri sarktı. Derisi kırıştı tüm bedeninde. Sonra öldü. Öldüğü yerde dondu. Taşlaştı. Bir mikrofon ayaklığı gibi kaldı. Biz nefesimizi tutup izledik. İlk perde böyle kapandı.
2. PERDE (GÜÇ VE YARATICILIK)
Yeniden ışıklar yandığında oradaydı. Ellerinde mikrofon tutan, taşlaşmış kadının tam önünde, ayakta. Çevresinde bir tur attı. Sonra eline aldığı aletler ile ona nazikçe dokunmaya başladı. Kadını baştan yarattı. Ama ilk hali gibi değil. Daha gerçek dışı. Olağan üstü. Yüzünü bitirdiğinde melekler aralarında homurdandılar. Sanırım kıskanmışlardı. Meleklerden biri "Tanrısal" dedi bu güzelliğe. İkinci rüzgar esti. Kollarını saldı adam. Bir süre dinlendi. Yorulmuştu. Sonra devam etmek istedi. Olmadı. Ne yapacağını bilemez bir hali vardı. Terledi. Kolları güçsüzleşti. Saçları ağardı. Artık yapamayacağını anladı. Yüzüne dokundu kadının. Bir eli ile gözlerine değdi. Diğer eli mikrofon tutan ellerini kavradı. Bir kaç zaman kıpırtısız kaldı heykelle göz göze. Sonra öldü. Öldüğü yerde Kuma dönüştü. Sonra döküldü. Ve dağıldı her yere. İkinci perde böyle kapandı.
3.PERDE (YAŞAMAK)
İki çocuk çıktı sahneye. Bir kız bir erkek. Mikrofonun başına geldiler. Boyları kısaydı yetişemediler. Kafalarını kaldırıp, derin bir nefes alıp tek bir tonda seslendiler
Yaşamak!!!
Farkına bile varamadan...
Bunu söylerken gözlerimizin önünde büyüdüler. Sahnedeydiler yeniden işte. O ilk perdedeki güzel kadın ve ikinci perdedeki heykeltıraş. Sonra ikisi sırt sırta verdiler. Zıt adımlarla çekildiler sahneden.
Işıklar kapandı.
Oyundan çıktıktan sonra, soldaki bara girdim. Bir bira istedim. Çevirerek açtım kapağını. Kafaya diktim. Bir tane daha. Biraz çerez attım ağzıma. Saatime baktım. Bir tane daha içtim. Kapı açıldı. Gülüşmelerle girdiler içeri. Kadın yanıma geldi şişemi aldı. Yere eğildi. Mikrofon gibi tuttu. Çok güzeldi hala ama çıplak değildi ne yazık ki. Eğildim;
Yaşamak!!!
Hemde dibine kadar!..
Herkes kahkahalara boğuldu ve alkışladı beni. Kadın dudaklarıma yapıştı. Seyircinin ilk perdede dediği gibi "Tanrısal" dı.
Murat IŞIK
Çok güzel vücutlu bir kadın sahneye çıktı. Çıplaktı. Ağzında bant vardı. Tüm çok güzel ve aptal kadınlara gereken türden bir aksesuar gibi; Ama altındandı. Diz çöktü. Bir mikrofonu iki eliyle kavrayıp, havaya kaldırdı. Gerildi tüm vücudu. Güzellik, estetik bir duruşla yüceltilmiş gibi.. Hatta izleyenlerden biri ayağa kalkıp "tanrısal" dedi bu sadeliğe... Ve gözyaşlarına boğuldu. Birinci rüzgar esti. Tüyleri diken diken oldu kadının. Bir kaç zaman olduğu gibi kaldı. Kıpırtısız. Sonra yaşlanmaya başladı. Saçları ağardı önce, sonra döküldü. Göğüsleri sarktı. Derisi kırıştı tüm bedeninde. Sonra öldü. Öldüğü yerde dondu. Taşlaştı. Bir mikrofon ayaklığı gibi kaldı. Biz nefesimizi tutup izledik. İlk perde böyle kapandı.
2. PERDE (GÜÇ VE YARATICILIK)
Yeniden ışıklar yandığında oradaydı. Ellerinde mikrofon tutan, taşlaşmış kadının tam önünde, ayakta. Çevresinde bir tur attı. Sonra eline aldığı aletler ile ona nazikçe dokunmaya başladı. Kadını baştan yarattı. Ama ilk hali gibi değil. Daha gerçek dışı. Olağan üstü. Yüzünü bitirdiğinde melekler aralarında homurdandılar. Sanırım kıskanmışlardı. Meleklerden biri "Tanrısal" dedi bu güzelliğe. İkinci rüzgar esti. Kollarını saldı adam. Bir süre dinlendi. Yorulmuştu. Sonra devam etmek istedi. Olmadı. Ne yapacağını bilemez bir hali vardı. Terledi. Kolları güçsüzleşti. Saçları ağardı. Artık yapamayacağını anladı. Yüzüne dokundu kadının. Bir eli ile gözlerine değdi. Diğer eli mikrofon tutan ellerini kavradı. Bir kaç zaman kıpırtısız kaldı heykelle göz göze. Sonra öldü. Öldüğü yerde Kuma dönüştü. Sonra döküldü. Ve dağıldı her yere. İkinci perde böyle kapandı.
3.PERDE (YAŞAMAK)
İki çocuk çıktı sahneye. Bir kız bir erkek. Mikrofonun başına geldiler. Boyları kısaydı yetişemediler. Kafalarını kaldırıp, derin bir nefes alıp tek bir tonda seslendiler
Yaşamak!!!
Farkına bile varamadan...
Bunu söylerken gözlerimizin önünde büyüdüler. Sahnedeydiler yeniden işte. O ilk perdedeki güzel kadın ve ikinci perdedeki heykeltıraş. Sonra ikisi sırt sırta verdiler. Zıt adımlarla çekildiler sahneden.
Işıklar kapandı.
Oyundan çıktıktan sonra, soldaki bara girdim. Bir bira istedim. Çevirerek açtım kapağını. Kafaya diktim. Bir tane daha. Biraz çerez attım ağzıma. Saatime baktım. Bir tane daha içtim. Kapı açıldı. Gülüşmelerle girdiler içeri. Kadın yanıma geldi şişemi aldı. Yere eğildi. Mikrofon gibi tuttu. Çok güzeldi hala ama çıplak değildi ne yazık ki. Eğildim;
Yaşamak!!!
Hemde dibine kadar!..
Herkes kahkahalara boğuldu ve alkışladı beni. Kadın dudaklarıma yapıştı. Seyircinin ilk perdede dediği gibi "Tanrısal" dı.
Murat IŞIK
Orhan Veli' nin İzinden (Aşiyanda) Sebepsiz 21. Şiir
Sevgilim;
Senden ayrıldıktan sonra, bir başka kadını sevdim.
Adı seninkiyle aynı ne şans!
Senin gibi düşünmüyor,
Senin gibi konuşmuyor,
Senin gibi sevişmiyor,
Hatta sana hiç benzemiyor ama;
Her nedense,
Bana hep seni hatırlatıyor...
Murat IŞIK
Senden ayrıldıktan sonra, bir başka kadını sevdim.
Adı seninkiyle aynı ne şans!
Senin gibi düşünmüyor,
Senin gibi konuşmuyor,
Senin gibi sevişmiyor,
Hatta sana hiç benzemiyor ama;
Her nedense,
Bana hep seni hatırlatıyor...
Murat IŞIK
1 Mart 2012 Perşembe
Dün Gecenin Doğaçlaması (Yaşar Kurt RUHUM sonrada Duman ve RÜYANDA GÖRSEN İNANMA)
Bu belkide en zamansızıdır. Kaç kere ağzıma biber sürdüler.Kaç kez yetmedi de vazgeçtiler. Bir gitarı elime aldıysam bu sebeple. Ve beceremeyip de kırdıysam... Her şeyin bir sebebi vardır. Bana bir sebep söyleseniz ya ben kalmak için!
Ben atladığımda bir yedeği olmalı mıdır paraşütün? Tutan eller tereddüt eder mi çekmeye? Kaç metredir sınırı ölmenin bir kalp kriziyle, yere çapmadan önce? Ve ne kadar hızla soğur zaman? Yani "Ne zaman geldin ruhum? Görmedim seni." Biraz sarhoştum. Kusura bakma. Öküzlüğüm de üzerimdeydi. Ulu orta yazmak istediysem; "orta malı" gibi hissetmemden. Bu gece böyleyim madem... En koyusundan girmeli notaların. Duman çalmalı şimdi.
Aşk
Şimdi yazılarını okudum. Ne boktan şeyler yazıyorsun.
İtiraz etme ulan. Bir dinle önce. Kıçın başın oynamış her cümlede. Hikayeyi kurup gelmişsin karşıma. Daha ilk cümlende saptım ben oysa kurgundan. Sonuna kadar kesişmedi yolumuz. Hani sen adam gibi anlatmışsın ya o silik tipi. Benim versiyonumda herkese verdi o herif. Evet! Bildiğin orospuluk yaptı işte... Hem uyuşturucu bağımlılığı için yaptı bunu, köhne barların, ucuz tuvaletlerinde. Hani övüp te bitiremediğin o kadının ilk cigarayı sarmasıyla başladı üstelik her şey. Uzattı böyle tüm güzelliğiyle... Ama haklısın. Kim olsa o ellere dokunmak için uzanırdı zehirlere. Aşka atacağım sanma tüm kusuru. Kusursuz olan bir tek aşktı hikayende. Diğer tüm hikayelerde olduğu gibi.
O kadının sonunu yazmadım. Belki tamamlarsın bir ara. İntihar etsin istiyorum ben gerçi. Ama sanırım sen onu ünlü biri yapacaksın. Olsun bir gece vakti otel odasında öldü diye sonlandırırım bende.
O kadının sonunu yazmadım. Belki tamamlarsın bir ara. İntihar etsin istiyorum ben gerçi. Ama sanırım sen onu ünlü biri yapacaksın. Olsun bir gece vakti otel odasında öldü diye sonlandırırım bende.
Muırat IŞIK
Kilit
Kapı çaldı. Açmadım. Israrla çalmaya devam etti. Yastığı başımın üstüne koyup sesleri keserim sandım ama hala zilin çınlama sesi kulağıma geliyordu. Eski bir alışkanlıkla sesi bir düzene oturttum bende. Şimdi oldu işte. Bir ninni kıvamı. Uyuyabilirim...
Kapıyı çaldım durmadan. Açmadı. Muhtemelen kulaklarını tıkamıştır. Yan daireden bir ufaklık çıktı.
- Hey sen. Baksana!
- Efendim.
- Ben gelene kadar bu zile basmaya devam edermisin?
- Hayır.
- Peki eğer sana 10 TL verirsem?
- Ne zaman geleceğine bağlı...
- Uyanık piç. Dakikada 1 TL
- Ya gelmen 10 dakikadan az sürerse???
- Anlaşıldı! Seni pis soyguncu! 10 dakika içinde gelirsem 10 TL. Daha geç gelirsem; dakika başı ücretlendirilirsin.
"Anlaştık" diyerek elimi zilin üzerinden çekti ve sıktı. "Şimdi git ve acele etme!"
İçimden sövdüm ama hoşuma da gitmedi desem yalan olmaz. Benim çocukluğum gibi...
Zilin tonu değişti. Bu hoş değil. Kalkıp ağzının payını vermeliyim. Yastığı fırlattım. Yataktan kalkıp kapıya gittim. Delikten baktım kimse yoktu. Kapıyı açtım. Yan komşunun malzemeden çalınmış ufaklığı...
- Gene mi sen?
- Karışma! Çalışıyorum burada.
- Ne kadar teklif etti sana?
- Dakikası 2 TL!!!
- Ne zaman gelecek?
- Umarım geç gelir.
- Al şu yirmi lirayı kaybol.
- Anlaştık.
Arkasını dönüp giderken ağzının suları akıyordu. Aynı benim çocukluğum bu velet. Kapıyı kilitleyip yatağa döndüm.
Yavaş ilerliyordu. İhtiyardı biraz. Bu işi kıvırabilecek biri değil gibi gelmişti önce. Sonra tecrübenin önemi geldi aklıma. Gene de "hızlı hareket etse ya moruk" diye geçirdim içimden.
- Hadi usta acele et.
- Geliyorum geliyorum.
- Ne kadar sürer açman?
- Arkasında anahtar unuttunuz mu?
- Olabilir. Hatta kesin vardır! Kilitlidir de belki. Hatta... Kesin kitlidir!
- Nasıl yani içeride biri mi var.
- Kesin içeridedir şerefsiz!
Usta şüphelenmişti. Bir başkasının kapısını bir yabancıya açmak için kiralanmış olabilir miydi acaba? Kiralık hırsız? Aman tanrım! Mesleğine düşecek gölgeye bak. Elalemin maskarası olmak var sonunda...
- Sizin eviniz değil mi bu?
- Öyle öyle.
- İçerideki kim o halde?
- Senin işin kapıyla değil mi usta. Amma sordun ya! Açamayacaksan gitmeyelim hiç. Ben başkasını bulayım.
- Yok açarım da...
- Daaa neeee usta? Da neeeeeeeee?
Kapının önüne geldik. Çocuk yoktu. "Vay uyanık!" O sinirle zile bir yumruk attım. Kapıyı yumrukladım ardından.
- Açma sen daha açmaaaa!!! Burası usta hadi göreyim seni. Ne kadar sürer?
- Sabırlı ol evlat!
- Sabır mı kaldı usta? Bir haftadır ses soluk yoktu. Ama şimdi biliyorum içerde! O piç bırakmazdı yoksa paranın peşini, zilin başından ayrılmazdı...
Usta kapıya bir dokundu. Bir şey soktu. Ve çıt sesi duyuldu. Kapı açılmıştı. İçeri girip kapının arkasına baktı. Ev dağınıktı. Bende daldım arkasından. Şöyle bir göz gezdirdim aceleyle, daha ileri gitmeden ustaya döndüm.
- Ne kadar borcum?
- 30 Tl.
- Al sana 50. Üstü kalsın hadi.
Usta ne yapacağını bilemez halde durdu.
- Ne bekliyorsun? Paranı da aldın!
- Hırsız değilsin ya?
- Siktir be adam. İşim gücüm yok hırsızlık yapmaya senin gibi bir morukla geleceğim gündüz vakti.
- Terbiyesiz.
- Hadi beeeee.
Kapıyı kapadım suratına.
Kapının dışındaydı. Açma sen daha açma diye bağırdı duydum. Sonra tıkır tıkır bir sesler geldi. Sonunda girecek biliyorum.
Önce salona baktım. Her şey her yerdeydi. Pis herif. Çöp eve döndürmüş ortalığı. Perdeleri açtım. en çok bu deli ederdi onu. Açık perdeler ve ışık. "Kendini vampir sanıyor ibne."
İçeri girdi. Perdeleri açacak şimdi. Benim yanıma gelmeden önce bir çöp poşeti bulup her şeyi içine dolduracak. Söylenip duracak duymamı istercesine orta karar bir seste.
Bir çöp torbası bulup her şeyi içine tıkmaya başladım. Çatallar bardaklar. Küllük. Temizlemek değildi niyetim. Atmak istiyordum her şeyi. Beni duyduğunu biliyordum. O sebeple bir taraftan da söylenip kendimi rahatlatmak istedim. Yüzüne bakınca pek konuşulabilecek türden değildi. Daha çok büyülenirdiniz. Bu sebeple önden giydirmeye başladım.
- Senin hakkın yok tamam mı böyle davranmaya. Bunların hiçbiri sana karşı yaşanmıyor. Sana rağmen yaşanıyor hatta. Biraz ilgili olsan ölmezsin. Bak birileri gelir, benim gibi girerler içeri zorla. Girecekler de! Hayat bu. Normali bu yani! Senin istediğin kadar kapalı kalamıyor kilitler. Tek tek açılacak. Tamamen açıldığında giyinik olmaya bak! Kendinden utanacaksın yoksa...
- Bu arada o bücüre ne kadar verdin?
Murat IŞIK
Kapıyı çaldım durmadan. Açmadı. Muhtemelen kulaklarını tıkamıştır. Yan daireden bir ufaklık çıktı.
- Hey sen. Baksana!
- Efendim.
- Ben gelene kadar bu zile basmaya devam edermisin?
- Hayır.
- Peki eğer sana 10 TL verirsem?
- Ne zaman geleceğine bağlı...
- Uyanık piç. Dakikada 1 TL
- Ya gelmen 10 dakikadan az sürerse???
- Anlaşıldı! Seni pis soyguncu! 10 dakika içinde gelirsem 10 TL. Daha geç gelirsem; dakika başı ücretlendirilirsin.
"Anlaştık" diyerek elimi zilin üzerinden çekti ve sıktı. "Şimdi git ve acele etme!"
İçimden sövdüm ama hoşuma da gitmedi desem yalan olmaz. Benim çocukluğum gibi...
Zilin tonu değişti. Bu hoş değil. Kalkıp ağzının payını vermeliyim. Yastığı fırlattım. Yataktan kalkıp kapıya gittim. Delikten baktım kimse yoktu. Kapıyı açtım. Yan komşunun malzemeden çalınmış ufaklığı...
- Gene mi sen?
- Karışma! Çalışıyorum burada.
- Ne kadar teklif etti sana?
- Dakikası 2 TL!!!
- Ne zaman gelecek?
- Umarım geç gelir.
- Al şu yirmi lirayı kaybol.
- Anlaştık.
Arkasını dönüp giderken ağzının suları akıyordu. Aynı benim çocukluğum bu velet. Kapıyı kilitleyip yatağa döndüm.
Yavaş ilerliyordu. İhtiyardı biraz. Bu işi kıvırabilecek biri değil gibi gelmişti önce. Sonra tecrübenin önemi geldi aklıma. Gene de "hızlı hareket etse ya moruk" diye geçirdim içimden.
- Hadi usta acele et.
- Geliyorum geliyorum.
- Ne kadar sürer açman?
- Arkasında anahtar unuttunuz mu?
- Olabilir. Hatta kesin vardır! Kilitlidir de belki. Hatta... Kesin kitlidir!
- Nasıl yani içeride biri mi var.
- Kesin içeridedir şerefsiz!
Usta şüphelenmişti. Bir başkasının kapısını bir yabancıya açmak için kiralanmış olabilir miydi acaba? Kiralık hırsız? Aman tanrım! Mesleğine düşecek gölgeye bak. Elalemin maskarası olmak var sonunda...
- Sizin eviniz değil mi bu?
- Öyle öyle.
- İçerideki kim o halde?
- Senin işin kapıyla değil mi usta. Amma sordun ya! Açamayacaksan gitmeyelim hiç. Ben başkasını bulayım.
- Yok açarım da...
- Daaa neeee usta? Da neeeeeeeee?
Kapının önüne geldik. Çocuk yoktu. "Vay uyanık!" O sinirle zile bir yumruk attım. Kapıyı yumrukladım ardından.
- Açma sen daha açmaaaa!!! Burası usta hadi göreyim seni. Ne kadar sürer?
- Sabırlı ol evlat!
- Sabır mı kaldı usta? Bir haftadır ses soluk yoktu. Ama şimdi biliyorum içerde! O piç bırakmazdı yoksa paranın peşini, zilin başından ayrılmazdı...
Usta kapıya bir dokundu. Bir şey soktu. Ve çıt sesi duyuldu. Kapı açılmıştı. İçeri girip kapının arkasına baktı. Ev dağınıktı. Bende daldım arkasından. Şöyle bir göz gezdirdim aceleyle, daha ileri gitmeden ustaya döndüm.
- Ne kadar borcum?
- 30 Tl.
- Al sana 50. Üstü kalsın hadi.
Usta ne yapacağını bilemez halde durdu.
- Ne bekliyorsun? Paranı da aldın!
- Hırsız değilsin ya?
- Siktir be adam. İşim gücüm yok hırsızlık yapmaya senin gibi bir morukla geleceğim gündüz vakti.
- Terbiyesiz.
- Hadi beeeee.
Kapıyı kapadım suratına.
Kapının dışındaydı. Açma sen daha açma diye bağırdı duydum. Sonra tıkır tıkır bir sesler geldi. Sonunda girecek biliyorum.
Önce salona baktım. Her şey her yerdeydi. Pis herif. Çöp eve döndürmüş ortalığı. Perdeleri açtım. en çok bu deli ederdi onu. Açık perdeler ve ışık. "Kendini vampir sanıyor ibne."
İçeri girdi. Perdeleri açacak şimdi. Benim yanıma gelmeden önce bir çöp poşeti bulup her şeyi içine dolduracak. Söylenip duracak duymamı istercesine orta karar bir seste.
Bir çöp torbası bulup her şeyi içine tıkmaya başladım. Çatallar bardaklar. Küllük. Temizlemek değildi niyetim. Atmak istiyordum her şeyi. Beni duyduğunu biliyordum. O sebeple bir taraftan da söylenip kendimi rahatlatmak istedim. Yüzüne bakınca pek konuşulabilecek türden değildi. Daha çok büyülenirdiniz. Bu sebeple önden giydirmeye başladım.
- Senin hakkın yok tamam mı böyle davranmaya. Bunların hiçbiri sana karşı yaşanmıyor. Sana rağmen yaşanıyor hatta. Biraz ilgili olsan ölmezsin. Bak birileri gelir, benim gibi girerler içeri zorla. Girecekler de! Hayat bu. Normali bu yani! Senin istediğin kadar kapalı kalamıyor kilitler. Tek tek açılacak. Tamamen açıldığında giyinik olmaya bak! Kendinden utanacaksın yoksa...
- Bu arada o bücüre ne kadar verdin?
Murat IŞIK
Buz
Bir sinek örümcek ağına yakalanıyor. Yıldız kayıyor. Bir çocuk bezini ıslatıyor. Yaşlı bir adam ud çalıyor. Bir genç kızın topuğu kanalizasyona takılıyor yürürken. Bir öğretmen cevaptaki hatayı arıyor. Taksici sol kolunu dışarı sarkıtıyor ve tükürüyor yere. Bardaki genç, sarışın kıza içki ısmarlıyor. Bir çoban kaval çalıyor. Bir ineği yere yatırıyor kasap. Kadının biri yemeğe tuz katıyor. Bir erkek çocuğu annesinin rujundan sürüyor dudaklarına, üstelik sağ kulağına da küpe takmış. Bir adam düğüm atıyor ipe. Bir araba yoldan çıkıyor. Yürürken boka basıyor yeni yetme bir mühendis taşrada. Sırtında çıkınıyla bir adam boğazı izliyor Haydarpaşadan. Eskici ile bozacı koordineli bağırıyor. Çanlar çalıyor batıda. Bir bebek ölü doğuyor. Bir adamın kalbini tutmuş avuçlarında bir doktor, sıkıyor. Bir deli tırnaklarıyla duvarı kanattığını sanıyor. Bir genç para verip uyuşturucu alıyor. Bir kuş elektrik teline konuyor. Kadıköy vapuru yanaşmadan atlıyor insanlar kıyıya. Bir adam yerde para buluyor. Bir hırsız kilidi zorluyor. Bir berber usturasını biliyor. Yeni inşa edilen bir geminin şampanyası kırılıyor limanda. Sosyeteden bir güzel, bir bar çıkışı; sarhoş görüntüleniyor. Bir konteyner insan, bir çanta dolusu parayla el değiştiriyor pazarlık sonucunda. Bir denizaltıda sonar cihazı sinyal veriyor. Yangın çıkartılıyor bir tarihi yalıda. Bir ülke iflasını açıklıyor. Bir at çitten atlıyor. Bir kurşun vızıldayarak geçiyor birinin sol yanından. Bir adam izmaritini yere atıyor binanın 5. katından. Bir evsiz karton çekmiş üstüne, uyuyor. Bir genç kız ağlıyor film izlerken. Bir futbolcu gol sevinci yaşıyor. Bir baykuş yılana saldırıyor. Bir travesti parasını sayıyor. Bir memur kaşe basıyor kağıda. Bir huzur evi çalışanı, yaşlı bir kadına, zehir enjekte ediyor. Bir çarşıda bomba patlıyor. Hava durumu kar alarmı veriyor. Afrikalı bir köle, büyük bir elmas bulup çamurun içinde, ağzına atıp yutuyor. Canlı bir yavru ahtapotu yiyor, Koreli bir adam. Bir kadın kocasını aldatırken pişmanlık duymuyor.
Bunların hepsi oluyor şu an;
Rakıya buz kalmamış. Ben de ona yanıyorum...
Murat IŞIK
Bunların hepsi oluyor şu an;
Rakıya buz kalmamış. Ben de ona yanıyorum...
Murat IŞIK
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)