30 Mart 2012 Cuma

Yorum Yazıları (Sırrı Saklamak)

Denizin kenarındaydı. Bir bankta. Elindeki kesici bir aletle bir şeyler kazıdı iki bacağının arasındaki açıklığa. Görünmesin diye örttü üzerini sağ baldırıyla. Paça boylarından çekmiş pantolonunun azizliği; bir rüzgar girdi oradan içeri. İrkildi. Çevresine bakındı. Kimseler yoktu. Deniz lacivert ve korkunçtu. Saatine baktı. Vakti değildi.
Bir kedi çimlerin arasına sindi. Rüzgarla hareketlenen ayakkabı bağcıklarını gözüne kestirmişti. Kuyruğunu av nizamında salladı. Çevik bir hareketle fırladı yerinden. Bir pençe darbesiyle yaraladı yılların yadigarını. Ve tekrar geldiği yöne kaçtı. 
Açıktan bir tanker geçti. Dalgaları sahile vardı. Tekneler dans ettiler. Sonra köpükten bir duvar örttü tüm manzarayı. Kedi sesten ürküp bir adım daha geri sıçradı. Gülümsedi çocuk. Saatine baktı. Vakti değildi.
Bir ayyaş elinde şişesi ile salına salına geldi. Bir şeyler söyledi özel bir lisanda eskilerden bildiği. Çıkartıp cebinden parayı gösterdi. Sonra da şişeyi. Ayyaş söylenerek uzattı. Aldı bir yudum çekti. Parayı sarıp gövdesine adama geri verdi. Ayyaş yere eğilerek selamladı onu. sonra da yoluna gitti. Saatine baktı. Vakti değildi.
Bir yıldız kaydı gökyüzünde. Dileyecek bir şey bulamadı. Her şeye sahipti. Henüz uzaklaşmamış olan ayyaşa seslendi. "Yıldız kaydı" Ayyaş dönüp baktı. Sonra gökyüzüne çevirdi kafayı. "İyi ki bana kaymadı" dedi. 
"Bir o eksikti!" sonra da kahkahayı bastı. Adamda güldü. Sonra bir dilek geldi aklına. Diledi. Ardından saatine baktı. Vakti değildi.
Bir kadın gelip oturdu yanına. Gülümsedi. Adam, karşılık verdi kıza. Sonra hemen kafasını denize çevirdi. Kız bir sigara yaktı. Sonra adama uzattı. Adam markasına bakıp bir tane aldı. Kız çakmağıyla yaktı adamın sigarasını. "Bana bir yemek borcunuz var" dedi. Adam cebinden bir gofret çıkartıp kıza uzattı. "Ödeştik" dedi.
Kız gofreti aldı. Sonra gökyüzüne baktı. Bir yıldız kaydı. "Bir yıldız kaydı" dedi kız. "Az evvelde kaymıştı" dedi adam. Dilek tutup tutmadığını sordu kız. "Tuttum ama kabul olmadı sanırım" dedi adam. "Ne dilemiştiniz ki?" diye sordu kız şaşkınlıkla. "Bir daha kaymamasını" dedi adam. Kız sigarası bitince, kalkıp gitti. Adam saate baktı. Vakti gelmemişti.
Bir görevli yerleri süpürerek geldi. Adam izmaritini yere attı. Çöpçü onu faraşına iterken süpürgesi ile, söylendi içinden. Sanki işi bu değilmiş gibi... 
Bir süre daha toplayıp yerdeki çöpleri, denizin kenarına gidip, döktü. Deniz kabarıp yuttu hepsini. Sanki işi buymuş gibi... Adam saatine baktı. Vakti gelmemişti.
Bir postacı geldi yanına. Şaşkın şaşkın bakıp suratına. "Buradasınız" dedi. "Evet" dedi adam. "Getirdin mi?" Kimlik istedi postacı. Çıkartıp verdi. Zarfı aldı. Açmadan denizi izledi. Postacı bekliyordu. "Gidebilirsiniz" dedi. "Kalmak isterim" dedi postacı. "Yıllardır merak içindeyim."
"Siktir git!" dedi adam. "Hem zaten açmayacağım" Postacı bozuldu ve gitti. Adam saatine baktı. Tam vaktiydi. Kalktı. Denizin kenarına gidip mektubu suya bıraktı. Bir süre yüzüşünü izledi. Sonra dibe batışını. Rahatladı...



Murat IŞIK

Yorum Yazıları (Özlü Saçmalama Malzemesi)

Rulette sıfıra yatırmıştı kadının biri tüm parasını. Donuna kadar alacaklardı az kalsın. Sonra götünü verdi de birine; kıyafetlerini kurtardı. Üstelik para da koydular cebine. "Orospu olacaksan bedavaya gitme" diye not aldım ben de defterime.


Murat IŞIK

Yorum Yazıları (Teşhis)

Burnumun üzerine düştü bir damla yağmur. Ulu orta kuş sıçmış gibi sanki kafama! Sinirlendim. Ani bir hareketle yüzümde dolaştırdım ellerimi sertçe. Yetmedi saçımı çektim.
Bir zırva klasik müzik çalıyordu dükkanın birinde. Sevgililer ele ele yürürken, birbirlerinin gözlerine bakıyordu şapşalca. Çok ta anlarlarmış gibi, ağızlarıyla, melodiyi söyler gibi yaptılar. Riyakar şerefsizler! Üstelik notalara bile sadık değildiler... Bu salak halleri hoşuna gidip güldüler bir de üzerine.
O köpek bile havladı akortsuz seslerinin rezilliğine. Şapşal kedi, üstüne alınıp zıpladı.
Bir kaç damla daha vurdu beni. "Tükürme ulan!" diye bağırdım başımı kaldırıp gökyüzüne. Bazıları, yukarıdaki apartmanların camlarında, birilerini aradılar gözleriyle. Bulamayınca da bana deliymişim gibi baktılar.  
Kendimi bir karanlığa attım sakınmak için. İçeride kesif bir tütün kokusu vardı. Soludum. Bir tane de ben yaktım. Sikmişim yasağını! Bir şişe de şarap söyledim. Barmen açtı. Tam koyacakken kadehe, "kalsın" dedim. Şişeyi alıp kafama diktim. Kınarmış gibi baktı yüzüme. Sanki Fransızdı ibne!
Acilen eve dönmeli. Birini öldürmeden... Bu görgüsüz naiflikten uzağa. Bu sahte gülüşlerden. Bu sonradan görme kültürsüzlükten uzağa!
Çıktım dışarı. Kızla çocuk hala aşk oyunu oynuyorlardı. Bir sevişmelik tevazularını sonuna kadar sergileyerek.
Yanlarından geçerken, cüzdanımdan çıkardığım bir prezervatifi yere attım. Kazayla düşmüş gibi... Çocuk "beyefendi" diye seslendi. Üstüme alınmadım. Dönüp bakmadım bile. Az ilerde durdum. Çaktırmadan kestim herifi. Yere eğilip aldı ve cebine attı emaneti. Sonra dönüp kadına, gülümsedi. İçinde uyanan başka bir duygunun vahşi cazibesi sinmişti dudaklarına. Bense yanılmadığıma sevindim....


Murat IŞIK

Yorum Yazıları (Yunan Tanrıları)

Yunan tanrıları seviştiler. Şu iri aleti olanla, her boka karşı olan, yılan başlı fahişe eşleşti. Tanrının hiçbir çocuğu bu ikisinden doğacak olan kadar, orospu çocuğu olmamıştır.
Kadehim düştü az evvel kırıldı. Mındar oldu kırmızılar ahşap zeminin derz boşluklarında. Sövdüğüm hangi tanrının işidir bu acaba? Bir işaret gönderse de kimi becereceğimizi bilsek; hizmetçi kostümü giydirip, içine sıçtığı zevkimizi temizletirken...


Murat IŞIK

Yorum Yazıları (İçimizdeki Çocuk Zaafımızdır)

Benimkini bir kuytuda öldüreli çok zaman oluyor. Daha doğmadan çöktüm kusurlu genlerinin üzerine... En çok ta sıkıp tek hücreli boğazını; çekip almış olmayı seviyorum nefesinden; kusurlanmamış özümü.
Bazıları benim gibi katil doğarlar. İçlerindeki orospu çocuklarından; zayıflıklarından kurtulur gibi, kurtulurlar. Erkenden...
Bazıları sonradan kıskanç olur ve cinayetlerini işlerler. Ama geç kalmışlıklarından dolayı, olgunlaşmış acıları; içlerinde saklı kalır. Bir zayıflık gibi...
Bazıları ise sadece kıskançlardır da, cinayetleri Tanrıya havale ederler. Onlar sikilmeye mahkumlardır hayat boyu, içlerindeki çocuklarca; dışa açılan tüm deliklerinden...


Murat IŞIK

Yorum Yazıları (Yara)

Yaralarımı açık bırakırım ben. Alenen görünür bir yerdeki yarayı üstelik. Zayıflıklarım kolay bir yem gibi ortalığa saçılmış olmalı. Bir kana susamış, fazla kurgulamadan saldırsın diye...
Isırsın, mikroplasın aynı yaranın üzerinden defalarca. Evvelce geçirdiğim hastalıklara bağışıklığım olduğunu bilmeyerek. Zafere koşarken düşsün tuzağıma. Sonra elbet, kolayca verilir hükmü.


Murat IŞIK

Yorum Yazıları (Körü Körüne)

Gözlerimi açmışım şaşkınmış gibi, kendi sikilmiş halimi izliyorum aynada güya; numaradan!
Kadın bakıp halime, beni becermişliğinden haz alsın da; savaşı kazanmış bir komutan gururuyla, burnu havada; gitsin diye bekliyorum. 
Gitmiyor!
Bu kadar kolay olamazdı zaten. Hep fazlasını istiyor bu orospular...
Şimdi bir sokakta elimde şarap, saçım sakalım birbirine girmiş, ağzımdan salyalar akarak yatıyor olsam; bir de tekme atsa yüzümün tam ortasına, kana bulansam, üstüne bir de tükürse, gene de alamayacakmış gibi hıncını eski kayıplarının.
Ya da yavaşça öldürse, işkence etse, çığlıklarım doldursa kafa tasındaki tüm boşluğu, gene de ona yetmeyecek biliyorum. Birden fazla olmamı dileyecek...
Önce, Tanrının cehennemi gibi bir cehennemde yanmam için dua edecek, sonra; bu zevki tanrıya bırakmanın onu kesemeyeceğine kanaat getirip, beni kedisi öldürüp öldürüp diriltecek. Her seferinde daha acılı bir yöntem seçecek. 
Ya da ben, o kadar düşeceğim, o kadar basitleşeceğim ki; intikamı değersizleşip, benden vazgeçecek. 
Bunu seçiyorum. 
Kalkıp ayaklarına kapanıyorum hemen. "Gitme" diyorum. "Sensiz yaşayamam" Ağlıyorum. Gitmesinin tek yolu bu yenilmişlik biliyorum. Kabulleniyorum tüm onursuzluğu...


Tanrının laneti! O bile işe yaramıyor. Aptal orospunun bana inanacağı tutuyor bu seferde...


Murat IŞIK

Yorum Yazıları (Öldürmek İçin Yazmak)

Eski püskü, kahverengi deri koltuğunda, çıplak oturan bir kadın yazdım önce. Bacaklarını aralamış kendine dokunuyordu. Az sonra suratına yerleştireceği o hazzı bekledim canını almak için. Nefes alıp vermeleri hızlandı. Tam o anda sıktım boğazını ellerime. Gözlerinden yaşlar boşaldı. Siyah makyajları aktı bedenine. Hazzın kıyısındayken aldım canını. Orgazm olmadan hemen önce...
Sonra oturup ölü bedenini izledim bir süre. Saatimi kontrol ettim. Sonra da, üstünü örtmeden çekip gittim. Onu bu halde bulup, becerecek, bir ölü seviciyle çoktan anlaşmıştım üstelik...


Murat IŞIK

29 Mart 2012 Perşembe

Yorum Yazıları (Tanrının Şarabı)

Birazdan o orospu çocuğunu astıkları yerden indirip, yerine beni asacaklar. "Bu benim kanımdır. İçin" mi demişti son yemekte? O halde ben de bir yemek vermeliyim. Kıçımdan salladığım bir cümleyi tanrısalmış gibi söylemeliyim. Ölmek matah bir bok gibi görünüyor şimdi gözüme. Zira Tanrı sözünün eri ise; en iyi şaraplar orada üretilecekmiş...


Murat IŞIK

Yorum Yazıları (Körün Arzusu)

Beni buldu dokunarak o karanlığın içinde.
Cesetlerin arasından çıkartıp kokladı.
Ellerini yüzümde dolaştırdı.
"Yüzünü gördüm" dedi.
Bir bok görememişti oysa.
Kör bir orospuydu...
"Sen yaşıyorsun, biliyorum" dedi.

"Yüzünü görüyorum artık. Nefesini duyuyorum"
Ve burun deliklerime soktu parmaklarını.
Tutup çevirdim kolunu,
Üstündekileri yırttım;
Orada becerdik birbirimizi ayak üstü.
Gözleri olmamı isteyecekti biliyorum eğer kalsaydım...

Kendime bakmaktan o kadar iğreniyordum ki, o soramadan;
Ben,
Ölülerin arasında ki yerimi aldım.
Kokularını çektim üzerime yorgan gibi ve saklandım.

Murat IŞIK

Yorum Yazıları (Kesin Çözüm)

Sonumuz bu gece gelsin istemiyorum. Birazdan uyuyup ta seni öldürmek var bir kabusta. Üstelik pişman. Üstelik ağlayarak. Bir rüyada olduğunu bilmeden...
Renkli boyalarımı diziyorum su tabancama. Mantıklı da geliyor bu bana. Siyahın tonları muhtemelen karavana olacak. Olsun. İyi hedef alırsam seni üçüncü atışımda vururum. O kurşun kırmızıdır mutlak... Hem ölsen de, kaçırsam da; şehri boyamanda katkım olacak.
Bir tane de kediye sakladım. İğrenç, bir fıstık içi mermi. Bir tane arabanın camına; deniz mavisinden. Sonuncu da kendime. Beceremezsem diye zaman ayarlı, kesin öldürsün diye de, oje pembesinden.


Murat IŞIK

Yorum Yazıları (Kabullenmek)

"Sen Tanrı mısın" diye sordu kadın. Hayran bakan gözlerinde yaş vardı. "Hayır" dedi çocuk. "Sen melek misin" dedi kadın. "Hayır" dedi çocuk. "Hayal misin" diye sordu kadın. "Hayır" dedi çocuk. "Ama parlıyorsun!" dedi kadın. "Hayır" dedi çocuk. "Sen, aşıksın hala ve ağlıyorsun" Gözlerini sildi kadın. Çocuk yok oldu.


Murat IŞIK

Yorum Yazıları (Şehir)

Şehrimde değilim bu gece.
Her yer uzak,
Her yer ayrılık.
Bu akşam, hiçbir satırım boğaz kokmayacak yazık...
Şehrimde değilim bu gece.

Her yer kargaşa,
Her yer kalabalık.
Bu akşam, mümkün olmayacak yalnızlık.
Yola çıkmayı en çok yazın sevdim ben.

Asfaltlar sıcak ve ayaklarım çıplakken.
Birine gitmek değil de; birinden geçmek zamanı olduğunda.
Gelenleri beklerken terse yürümeyi sevdim,
Onlardan daha hızlı adımlarla... 
Şehrimde değilim bu gece.

Üstelik şarapsız.
Üstelik nedensiz.
Üstelik,
Saydığım hiçbir koşula uymayarak...


Murat IŞIK

28 Mart 2012 Çarşamba

Yorum Yazıları (Tanrının Sırrı)

O kadını, bir sahilde; kendi cinayetinin kıyısındayken tanıdım ben. Onu bile beceremeyen yüreksiz bir orospuydu. Yaklaşıp ittim iyilik olsun diye. O ise sımsıkı tutundu yaşama. Üstelik sarhoşluğu bile sahteydi. Nasıl da ayıldı, akşamın serin sularında... Şimdi o kadın bir tanrıya dönüşecek sanıyorsan, kötü bir haberim var!
Ondan vücut bulacak tanrının diğerlerinden bir farkı olmayacak. Diğerleri gibi yüreksiz olacak. Bir kiralık tutup işlerini ona yaptırtacak. Ben de bir ıssızda kıstırıp onun bu kara köpeğini, elindeki orağı göt deliğine dayayıp; bülbül gibi öttüreceğim. Delil sayılacak kaydettiklerim. İnsanların mahkemesinde, ikinci derece cinayete teşebbüsten yargılanan bir tanrıya da, kimse inanmayacak...



Murat IŞIK

Yorum Yazıları (Katil Gibi Düşünmek)

Katillerini bulup çıkarttım silinmiş satırların. Yüzlerinde beyaz bir nur. Sırtlarında kağıttan yapılmış sahte kanatlar. Ellerinde sevimli yavru kediler, yün yumaklarıyla oynamaktaydılar. Ne kadar naif gözüktüler gözüme. Aldatmaca işte. Bacak aralarında sakladıkları günahları kamufle etmekteydiler aslında kostümleriyle.
Bir fotoğrafta etiketlenmiş ve suskundular. Kameralarca görüntülenemeyecek kadar da yapay. Çünkü, ancak bir kaç dakika böyle temiz ve sessiz kalırdılar. Sonra akardı yüzlerinden makyajları.  Dillerinde küfürlü lakırdılarla, tükürükler saça saça, lanetler okurdular.
O katilleri teşhis etmek, onlardan biri olmakla mümkündü anladım. Bir kaç cinayete mal oldu ama, sonunda kıskıvrak yakaladım hepsini.


Murat IŞIK