Hunisi kaybolmuştu. Allahtan direksiyon duruyordu yerli yerinde. Vakti gelse de bahçeye çıksam diye düşündü. Sonra alkol aldığı geldi aklına. Kornayı söktü üzerinden, bana uzattı direksiyonu. "Sen kullan" dedi. "Ben alkollüyüm!"
"Ben kullanayım." diye atladı Kumarbaz.
"Olmaz" dedi. "Senin cezai ehliyetin yok."
"Kimsenin yok! Onun da!" dedi kumarbaz beni parmağıyla göstererek.
"Yazı tura atalım." dedim. Gözleri parladı Kumarbazın. İki yüzünde de yazı olan parasını çıkartıp; "Tura!" diye bağırdı.
Hiç bir şeyin önemi kalmamıştı o anda. Kaybetmenin, kazanmanın, arabanın...
Murat IŞIK
30 Kasım 2012 Cuma
26 Kasım 2012 Pazartesi
Bavul
Cevapsız soruları kovalıyor başıboş kelimeler,
Bir orospunun;
Pis ve kalabalık ağzında...
Yanından fark etmeksizin geçiyorlar kartonlarla örtülü sokak insanlarının;
Sarhoş şehir züppeleri kafası güzel kahkahalarla.
Ve;
Kimsenin haberi olmuyor!
Bir orospunun;
Pis ve kalabalık ağzında...
Yanından fark etmeksizin geçiyorlar kartonlarla örtülü sokak insanlarının;
Sarhoş şehir züppeleri kafası güzel kahkahalarla.
Ve;
Bir yumuşak "G" harfine tecavüz ediliyor Tarlabaşında;
Kimsenin haberi olmuyor!
Sirkeciden Erzurum' a giden bir trene biniyor bir adam.
Elinde bir koca bavul;
İçinde;
Ütülenip, düzgünce katlanmış bir geri dönme umudu;
Bir de;
Kolalı yaşanamamışlıklar.
Hep dediğim gibi sana işte!
Büyük bavulları olan insanlar;
Küçük hayallere sahip olurlar.
Murat IŞIK
Ütülenip, düzgünce katlanmış bir geri dönme umudu;
Bir de;
Kolalı yaşanamamışlıklar.
Hep dediğim gibi sana işte!
Büyük bavulları olan insanlar;
Küçük hayallere sahip olurlar.
Murat IŞIK
15 Kasım 2012 Perşembe
Sudan Hikaye
Musluktan akan suyla konuşuyorduk geçen gün. Yorgundu. Uzun bir yol kat etmişti. "Durmak istiyorum" dedi. "Bir süreliğine en azından." Onu bir bardağa koydum. İçeri geçip televizyonun karşısına oturdum. Kadın çekirdek çitliyordu. O şeylerin ısırıldıklarında ettiği küfürleri bilmek istemezsiniz. Bir işkence gibi. Susmuyordu orospu çocukları! Gidip bir ilaç içtim. Salona dönmedim. Uyumuş mu diye bardaktaki suya baktım. Kendi kendine kımıldanıyordu. Beni görünce; "Buradan kurtulacağım seni sadist piç! Ve gelip seni benzeteceğim. Beni esir alamayacaksın..." diye haykırmaya başladı. İçeri gidip kutudan bir ilaç daha çıkardım. Yarısını içtim. Yarısın elime alıp banyoya yürüdüm. Hala sövüyordu saydam göt. "Sinirlerin yıpranmış" senin dedim ve elimdeki ilacı gösterdim. "Hayır! Hayır!" diye bağırmaya başladı. "Bana dokunursan seni haklarım! Yemin ediyorum bulurum seni! Boğularak öleceksin acılar içinde. Buraya yazıyorum. Canına okuyacağım senin." Kendine değil bardağa yazdı. Fena halde sıkıldım dengesizliğinden. Aslında dengesiz tipleri severim ama daha az konuştuklarında! Bardağı tutup fırlattım. Bana küfürler sallayarak banyonun giderinden akıp kayboldu ruh hastası. Elimdeki yarım ilacı da ağzıma attım. Uyumam lazımdı. "Gel babana!" diyen sapık yatağı görmezden gelerek. Hayalarıma sarılmaya çalışan yorganı bir kadınmış gibi hayal ederek ve tabii ki; "çekil üzerimden" diye bağırırken bir yandan da yüzümü seven ve öpen isterik yastığı bir kenara fırlatarak...
Murat IŞIK
Murat IŞIK
12 Kasım 2012 Pazartesi
Yalnızlık Açlığı
Yorgundum!
Hayatın karmaşasından falan değil;
Tersine,
Hayat son derece basit geliyordu bana.
Doğuyor
Ve
Ölüyordun.
Sıkıntım kalabalıktandı.
Sarışınlar,
Kızıllar,
Esmerler,
Ve dönmeler.
Meyve salatası gibi rengarenk kafalar!
Bunlar karıştırıyordu galiba işleri.
Yalnız kalacak bir yer kalmamıştı.
Her köşe başı tutulmuştu.
Güneş tepedeydi,
Kıçımı kızartıyordu orospu çocuğu!
Saklanacak bir kuytu bulamıyordum.
Her gölgenin sahibi vardı.
Benimkinin bile!
Üç beş zibidi bacak aramdaki karanlığa uzanmışlardı.
Fuzuli bir kalabalık...
Buydu tüm mesele!
Herkesten tiksiniyordum.
Bok gibi kokuyorlardı.
Bok gibi konuşuyor,
Bok gibi gülümsüyorlardı.
Shakespeare' in dizeleri kadar yapmacıktı herkes!
Ve
Gereksiz!
İnsan olmak zordu.
Bir kaç seneliğine tavan arasında unutulmak üzere paketlenmiş bir kitap kolisi olmayı yeğlerdim.
Karanlık,
Nemli
Yalnız!
Kıçımdan başka düşünecek hiç bir şeyim olmadan...
Murat IŞIK
1 Kasım 2012 Perşembe
Uyumak
Öylece durduk. Hiçbir şey yapmadan...
Aklımızdan geçti bir ara öpüşmek belki; ama erteledik. Geç kalınmış bir sohbete nereden başlayacağını bilemiyordu insan.
Sevişmek hayvancaydı. İltifat etmek yavşakça... İkimizde biliyorduk. Sustuk! Sahte kelimeler bir adım ötemizde pusudaydı. Bir anlamsız bakışmayı kolluyorlardı yada sahte bir gülümsemeyi. Allahtan kaşarlanmıştık ikimizde. Oyunlarına gelmedik.
Bir sigara yaktı kadın. Bir fırt çekip uzattı bana. Alıp kökledim. Yumuşadı sigara. Filitresi ıslandı. "Her şey ters gidiyor" diye geçirdim içimden. Belki de iyi gelmiyorduk birbirimize. Bir arada uğursuzduk.
Sıktı bu düşünce beni. Kalkıp denize atlamak geçti aklımdan. Geçti ve gitti her zamanki gibi... Tutmadım!
Korkaktım işte ve bunun farkındaydım...
İğrenç bir şey gibi geldi o an ben olmak. Bir başkası olmak daha güzel olabilirdi belki; ama kim olacağımı bilemedim. Tanıdığım tüm adamlar biraz eksikti...
Ya tam bir romantiktiler yada maço. Sahteydiler! Kimse sadece göt veya sadece nazik değildir...
Biramdan bir yudum aldım. Koca bir yudum! Zor yuttum. Öyle ki; gözlerim doldu.
"Ağlıyor musun?" diye sordu kadın.
"Bir bu eksikti" dedim içimden. "Lanet olsun!"
Ağlayan bir erkeği çizen bir kadın geldi gözümün önüne. Sonra da, kıçıyla gülen davetliler; bir serginin açılış gecesinde...
"Hayır!" dedim aceleyle; sanki, bir şeyler saklıyor muşum gibi...
Sonra "Biradan" dedim.
Yüzüne baktım o anda. Gözleri dolmuştu.
Görmemiş gibi yaptım. İşime geldi böylesi. Çünkü kadınlar ağlamaya başladıklarında daha zordur her şey.
Kalmak, gitmek...
Savunmaya çekilmiş ve dayak yiyen bir boksör gibi hissedersin kedini. Kadınlar içlerine akıtmaz yaşlarını. Bir yumruk gibi gözüne çakarlar.
Eve gidip uyumak istiyordum. Çözümdü uyumak.
İçmek, uyumak, uyanıp kusmak, işemek ve sıçmak. Hayatta gerçekten önemli olan şeyler bunlardı.
Sevmek, vazgeçmek, sevişmek; ikinci derece öneme sahiptiler. Gene de "ihtiyaç halinde camı kırınız" yazıyordu üzerlerinde. Aniden bastırıyorlardı. Bir eroin krizi gibi. Bir doz alıyordun; dünyan değişiyordu. Kendini iyi bile hissediyordun. Sonra etkisi geçiyordu. Eskisinden daha derin bir umutsuzlukta buluyordun kendini. Devam etmekten başka şansın kalmıyordu...
Hayatın hafızası tebeşirle yazılmıştı allahtan. Zaman bir keçeli silgiydi ve her şeyi siliyordu. Geçmek bilmiyorsa uyuyordun. Temiz bir sayfaya uyanıyordun sonra. Geçmişin ise havada uçuşup duruyordu.
"İyi değilsin sen de" dedi kadın, başka kimin iyi olmadığını sormamı bekler gibi. Sormadım!
"Gidelim" dedim sadece.
"Uyuyalım. Geçer!"
Murat IŞIK
Aklımızdan geçti bir ara öpüşmek belki; ama erteledik. Geç kalınmış bir sohbete nereden başlayacağını bilemiyordu insan.
Sevişmek hayvancaydı. İltifat etmek yavşakça... İkimizde biliyorduk. Sustuk! Sahte kelimeler bir adım ötemizde pusudaydı. Bir anlamsız bakışmayı kolluyorlardı yada sahte bir gülümsemeyi. Allahtan kaşarlanmıştık ikimizde. Oyunlarına gelmedik.
Bir sigara yaktı kadın. Bir fırt çekip uzattı bana. Alıp kökledim. Yumuşadı sigara. Filitresi ıslandı. "Her şey ters gidiyor" diye geçirdim içimden. Belki de iyi gelmiyorduk birbirimize. Bir arada uğursuzduk.
Sıktı bu düşünce beni. Kalkıp denize atlamak geçti aklımdan. Geçti ve gitti her zamanki gibi... Tutmadım!
Korkaktım işte ve bunun farkındaydım...
İğrenç bir şey gibi geldi o an ben olmak. Bir başkası olmak daha güzel olabilirdi belki; ama kim olacağımı bilemedim. Tanıdığım tüm adamlar biraz eksikti...
Ya tam bir romantiktiler yada maço. Sahteydiler! Kimse sadece göt veya sadece nazik değildir...
Biramdan bir yudum aldım. Koca bir yudum! Zor yuttum. Öyle ki; gözlerim doldu.
"Ağlıyor musun?" diye sordu kadın.
"Bir bu eksikti" dedim içimden. "Lanet olsun!"
Ağlayan bir erkeği çizen bir kadın geldi gözümün önüne. Sonra da, kıçıyla gülen davetliler; bir serginin açılış gecesinde...
"Hayır!" dedim aceleyle; sanki, bir şeyler saklıyor muşum gibi...
Sonra "Biradan" dedim.
Yüzüne baktım o anda. Gözleri dolmuştu.
Görmemiş gibi yaptım. İşime geldi böylesi. Çünkü kadınlar ağlamaya başladıklarında daha zordur her şey.
Kalmak, gitmek...
Savunmaya çekilmiş ve dayak yiyen bir boksör gibi hissedersin kedini. Kadınlar içlerine akıtmaz yaşlarını. Bir yumruk gibi gözüne çakarlar.
Eve gidip uyumak istiyordum. Çözümdü uyumak.
İçmek, uyumak, uyanıp kusmak, işemek ve sıçmak. Hayatta gerçekten önemli olan şeyler bunlardı.
Sevmek, vazgeçmek, sevişmek; ikinci derece öneme sahiptiler. Gene de "ihtiyaç halinde camı kırınız" yazıyordu üzerlerinde. Aniden bastırıyorlardı. Bir eroin krizi gibi. Bir doz alıyordun; dünyan değişiyordu. Kendini iyi bile hissediyordun. Sonra etkisi geçiyordu. Eskisinden daha derin bir umutsuzlukta buluyordun kendini. Devam etmekten başka şansın kalmıyordu...
Hayatın hafızası tebeşirle yazılmıştı allahtan. Zaman bir keçeli silgiydi ve her şeyi siliyordu. Geçmek bilmiyorsa uyuyordun. Temiz bir sayfaya uyanıyordun sonra. Geçmişin ise havada uçuşup duruyordu.
"İyi değilsin sen de" dedi kadın, başka kimin iyi olmadığını sormamı bekler gibi. Sormadım!
"Gidelim" dedim sadece.
"Uyuyalım. Geçer!"
Murat IŞIK
30 Ekim 2012 Salı
Ayaklanmak
Sevimli değildim aslında ben;
Geldim ya yıllar sonra;
Sana öyle geldi heyecandan...
Şimdi gitmek için ayaklansam;
Ayaklarım bile batacak gözüne!
Murat IŞIK
Geldim ya yıllar sonra;
Sana öyle geldi heyecandan...
Şimdi gitmek için ayaklansam;
Ayaklarım bile batacak gözüne!
Murat IŞIK
28 Ekim 2012 Pazar
Öğüt
Senin sorunun düşünerek konuşmaya çalışmak Diego...
Üstelik, buna o kadar takıksın ki; hepsinde sıçıyorsun.
Siktir et yani...
Ya düşün, ya konuş!
İkisinde de bir bok olamayacağına;
Bari birinde uzman ol!
Murat IŞIK
Üstelik, buna o kadar takıksın ki; hepsinde sıçıyorsun.
Siktir et yani...
Ya düşün, ya konuş!
İkisinde de bir bok olamayacağına;
Bari birinde uzman ol!
Murat IŞIK
27 Ekim 2012 Cumartesi
Ayten
Konuşmalıyım;
Anlatmalıyım seni;
Evvelce bilmediğim bir dilde,
Ve evvelce tanımadığım insanlara!
Beni anlamalarını varsayarak...
Yalanlara inandırmalıyım kendimi.
Mesela,
Ayten adında esmer bir deniz kızı ile seviştiğime,
Deli olmadığıma,
Ya da;
Seni özlediğime...
İçlerinden en az birinin doğru olmasını umut ederek.
Aytenin!
Murat IŞIK
Anlatmalıyım seni;
Evvelce bilmediğim bir dilde,
Ve evvelce tanımadığım insanlara!
Beni anlamalarını varsayarak...
Yalanlara inandırmalıyım kendimi.
Mesela,
Ayten adında esmer bir deniz kızı ile seviştiğime,
Deli olmadığıma,
Ya da;
Seni özlediğime...
İçlerinden en az birinin doğru olmasını umut ederek.
Aytenin!
Murat IŞIK
26 Ekim 2012 Cuma
Yalandan Duvarlar Örmek
Kapana kısılmış hissediyordu kendini. İçindeki duyguların tümünü kalbinin bir bölgesinde toplayıp sıkıştırmıştı. Bunaltı vermişti bu ona ama gerekliydi. Biraz yere ihtiyaç vardı. Çok fazla insan müdahildi hayatına. Hayır demeyi beceremiyordu bir türlü. İnsanlar küçük balıklar gibi etinden parçalar koparıyorlardı sanki. Acısını hissediyor muydu emin değildi. Bir felçli gibiydi. Öylece yatıyordu.
Çok zaman olmuştu adam gideli. Kapıyı açık bırakmıştı giderken. Sonra başkaları da gelip gitmişlerdi açık aralıktan. Çok önemsememişti o zaman. Şimdiyse kirli hissediyordu kendini. Temizlenmek yorucuydu. Bu sebeple sarılmıştı yalanlara. Ardı ardına ve binlerce. Unutulmaya yüz tutmuştu gerçekler. O kadar akıllı da değildi. Pot kırıyordu sürekli. Altından kalkacak gücü yoktu. Bina çöksün istiyordu üstüne. Çöksün ve öylece uyusun bir süre...
Murat IŞIK
Çok zaman olmuştu adam gideli. Kapıyı açık bırakmıştı giderken. Sonra başkaları da gelip gitmişlerdi açık aralıktan. Çok önemsememişti o zaman. Şimdiyse kirli hissediyordu kendini. Temizlenmek yorucuydu. Bu sebeple sarılmıştı yalanlara. Ardı ardına ve binlerce. Unutulmaya yüz tutmuştu gerçekler. O kadar akıllı da değildi. Pot kırıyordu sürekli. Altından kalkacak gücü yoktu. Bina çöksün istiyordu üstüne. Çöksün ve öylece uyusun bir süre...
Murat IŞIK
23 Ekim 2012 Salı
Yüksek İncelik
"Yüksek incelik..."
Bir İngiliz kızın çantasında yazıyordu bu. Gülümsedim. O da bana gülümsedi.
Bir İngiliz kızın çantasında yazıyordu bu. Gülümsedim. O da bana gülümsedi.
"Güzel söz" dedim.
"Kraliçeden esinlendim" dedi.
"Kraliçeye o halde" dedim ve kadehimi ona doğru kaldırdım sonra biramdan büyük bir yudum aldım.
"Kraliçeye!" dedi.
Yerinden kalkıp, yanıma oturdu. Bir süre konuştuk, çoğunlukla da içtik. Fena içmiyordu. Sonunda sarhoş oldu ama.
Çok yüksek bir inceliğe sahip miydi bilemiyoru m şimdi.
Kadınlar...
Kafası güzel olunca hepsi biraz kabalaşıyo r. Duruma göre çirkefleşt ikleri de oluyor. Bu pislik hallerini seviyorum ama. Daha gerçekler.
Birkaç biradan sonra küfürlü ve açık saçık konuşmaya başladı.
Sanırım fazla geliyordu ona tüm bu kurgulanmı ş nezaket. İyilik için bu kadar mesai harcamak yoruyordu.
"Kraliçeden esinlendim" dedi.
"Kraliçeye o halde" dedim ve kadehimi ona doğru kaldırdım sonra biramdan büyük bir yudum aldım.
"Kraliçeye!" dedi.
Yerinden kalkıp, yanıma oturdu. Bir süre konuştuk, çoğunlukla da içtik. Fena içmiyordu. Sonunda sarhoş oldu ama.
Çok yüksek bir inceliğe sahip miydi bilemiyoru
Kadınlar...
Kafası güzel olunca hepsi biraz kabalaşıyo
Birkaç biradan sonra küfürlü ve açık saçık konuşmaya başladı.
Sanırım fazla geliyordu ona tüm bu kurgulanmı
"Siktir edesi geliyor insanın zaman zaman kuralları nizamları" dedi.
"İçmek yardımcı olur" dedim.
Bilirdim bu tip kadınları...
Gerçek alkolikler değillerdir. Günü birlikçiler derim onlara. Tüm günahlarını bir tek günahın üstüne yıkar ve sonra onun için af dilerler sadece. Kestirme bir yoldur.
Zarafet zırhından arındığında; önce eğlenceli bir kadın çıktı ortaya, sonra seksi bir kadın.
Sabah kadar içtik ve seviştik. Bir aralık fırsatını bulunca da sızdık.
Sabah uyandığımda, çoktan giyinmişti. Dünkü eğlenceli kadın ölmüştü günün aydınlığında. Yapma bir bebek gibi koltuğa oturmuş, beni izliyordu. Bir lekeymişim gibi baktı bana. Evinin ipek masa örtüsündeki aşağılık gri bir leke.
"Çok içmişiz" dedi.
"Evet" dedim.
"Pek birşey hatırlamıyorum"
"Alkolden. Normal bir etki yani. Hafızanı kaybetmiş değilsin" dedim ve gülümsedim.
Basit bulmuştu esprimi. Gülmedi.
"Gitmeliyim" dedi.
Aksanı değişmişti.
"Peki" dedim.
Kalkıp onu yolcu etmek gelmedi içimden.
"Bağışlanmayı dilemelisin" dedim arkasından.
Gülümsedi. Yapmacık ve sahte bir gülümsemeydi. Asildi ama!
Apartmanın kapısını nazikçe kapayıp tozoldu.
Bir kaç ay sonra bir kez daha karşılaştık.
Ben bara geldiğimde o çoktan sarhoş olmuştu. Belden aşağı bir şiiri bağıra çağıra okuyordu yanındakilere. Onlar da gülüyorlardı. Biri hariç. Kibar orospu çocuğunun elinde su vardı.
Beni görüp yanıma geldi. Dudaklarıma yapıştı.
Dili de sarhoştu. Ağzımın içinde ayakta kalmaya çalışan bir alkolik varmış gibi tiksindim. Henüz olmamıştım...
İşini bitirince barmene bağırdım. "Çabuk bana bir şişe viski! Acele et!"
Martini içiyordu. Saçmalık!
Bardağına baktığımı görünce;
"İçmek yardımcı olur" dedim.
Bilirdim bu tip kadınları...
Gerçek alkolikler değillerdir. Günü birlikçiler derim onlara. Tüm günahlarını bir tek günahın üstüne yıkar ve sonra onun için af dilerler sadece. Kestirme bir yoldur.
Zarafet zırhından arındığında; önce eğlenceli bir kadın çıktı ortaya, sonra seksi bir kadın.
Sabah kadar içtik ve seviştik. Bir aralık fırsatını bulunca da sızdık.
Sabah uyandığımda, çoktan giyinmişti. Dünkü eğlenceli kadın ölmüştü günün aydınlığında. Yapma bir bebek gibi koltuğa oturmuş, beni izliyordu. Bir lekeymişim gibi baktı bana. Evinin ipek masa örtüsündeki aşağılık gri bir leke.
"Çok içmişiz" dedi.
"Evet" dedim.
"Pek birşey hatırlamıyorum"
"Alkolden. Normal bir etki yani. Hafızanı kaybetmiş değilsin" dedim ve gülümsedim.
Basit bulmuştu esprimi. Gülmedi.
"Gitmeliyim" dedi.
Aksanı değişmişti.
"Peki" dedim.
Kalkıp onu yolcu etmek gelmedi içimden.
"Bağışlanmayı dilemelisin" dedim arkasından.
Gülümsedi. Yapmacık ve sahte bir gülümsemeydi. Asildi ama!
Apartmanın kapısını nazikçe kapayıp tozoldu.
Bir kaç ay sonra bir kez daha karşılaştık.
Ben bara geldiğimde o çoktan sarhoş olmuştu. Belden aşağı bir şiiri bağıra çağıra okuyordu yanındakilere. Onlar da gülüyorlardı. Biri hariç. Kibar orospu çocuğunun elinde su vardı.
Beni görüp yanıma geldi. Dudaklarıma yapıştı.
Dili de sarhoştu. Ağzımın içinde ayakta kalmaya çalışan bir alkolik varmış gibi tiksindim. Henüz olmamıştım...
İşini bitirince barmene bağırdım. "Çabuk bana bir şişe viski! Acele et!"
Martini içiyordu. Saçmalık!
Bardağına baktığımı görünce;
"En zarif içki martini değil mi" dedi bana.
Zariflik mi?
Birinin bu kadına zarifliğin bir yanılsama olduğunu anlatması gerekiyordu...
"Bilmiyorum yavrucum." dedim.
"Geçen sefer tümünü kustun ve sonra zeytinleri ni sıçtın sağa sola. O kadar da zarif değil artık hiç bir şey."
Murat IŞIK
Birinin bu kadına zarifliğin bir yanılsama olduğunu anlatması gerekiyordu...
"Bilmiyorum yavrucum." dedim.
"Geçen sefer tümünü kustun ve sonra zeytinleri
Murat IŞIK
21 Ekim 2012 Pazar
Kalabalık
Sıcak bir öğlendi. Pervaneler kendini ancak soğutuyorlardı. Üzerimizdeki bisiklet yaka atletlerimiz, terden üç kilo ağırlığa ulaşmıştı. Ülkenin tek televizyon kanalında; büyük liderimiz, dünyanın değişiminden bahsediyordu. "Altı milyar insan olduk!" diyordu. "Altı milyar mı?" diye sordu Isabelle hayretle. Bir yandan da çekirdek çıtlıyordu. Şapşal bir görüntüsü vardı. Ondan tiksiniyordum. Ondan ve geriye kalan diğer herkesten.
"Hayır" dedim. "Her şeyi abarttığı gibi bunu da abartıyor işte." Ama kafama takıldı dostum! Hakikaten o kadar olduk mu?
Dünyanın içine sıçıyoruz Diego! Sen, ben ve geriye kalan birkaç milyar insan daha!
Sevgiler
Pedro.
Murat IŞIK
20 Ekim 2012 Cumartesi
Sembolik Şairi Anarken 13 (Fazlasını İstemek)
Bileklerinden süzüldü kılcal kırmızılıklar.
Bir kadeh alıp içtim,
İçimde gezindi hastalıkları.
Benimkilerle karşılaştılar,
Savaşacaklar sandım,
Aşık oldular.
O zaman anladım
Birbirimiz için yaratıldığımızı...
Bir süre beraberdik.
Beynimin ücra bir köşesine yerleşti kesişim hatıralar.
Gözlerimin birini ona ayırdım,
Deniz manzaralı...
Deniz manzaralı...
O da;
Bakmaya başladı.
Bakmaya başladı.
Çift kişilik bir mahzendi artık tekil bedenim...
Çok sürmedi gerçi.
Gönlüme taşınası tuttu bir sabah,
Seyahat izni yoktu daha.
Söyledim;
Diretti.
Toplanıp çıktı yola bir inat.
Kapısına geldiğinde kalbimin,
Yalvardım yapma diye.
Dinlemedi.
Seyahat izni yoktu daha.
Söyledim;
Diretti.
Toplanıp çıktı yola bir inat.
Kapısına geldiğinde kalbimin,
Yalvardım yapma diye.
Dinlemedi.
Adımını atar atmaz sol kapaçıktan,
Pis kanlarla karıştı.
Arındırıld ı.
Pis kanlarla karıştı.
Arındırıld
Bir daha da haber alamadım ondan...
17 Ekim 2012 Çarşamba
Özlemle Cezalandırmak.
Sessizlikte büyüyor her şey.
Gece sis gibi çöküyor üstüme.
Kelimeler düşerken çekiliyorum.
Yüzümü sıyırıp geçiyor hasret dizeleri.
Yere çarpıp kırılıyor.
Ayaklarıma batıyorlar.
Öldürmüyor ama;
Yaralıyorlar işte.
İz bırakmaksızın gitmek için çok geç artık.
Kanımı koklayarak düşecek peşime köpekleriyle gardiyanlar.
Yorgunum,
Onlarsa güçlüler.
Mutlak yakalayıp,
Zindanlarına atacaklar.
Yeniliyorum,
Kader diyemeyecek kadar inançtan yoksunum,
Ve direnemeyecek kadar yaralı.
Sonunda adını söyleyecekler.
Duyacağım.
Bir özlemdir karşımda belirecek.
Tutacak kollarımdan,
Çevirip gözlerimin içine bakacak;
Seni seviyorum diyecek.
Sahte olduğunu bileceğim ama gene de inanacağım.
Acılarla yanacak bedenim.
Hücrelerime işleyecek.
Ölümü isteyeceğim o an;
Vermeyecekler.
Murat IŞIK
15 Ekim 2012 Pazartesi
Hüzünlerin Ölümü
Bir iklim kararsızlığı var üzerimde.
Yüksek basıncın etkisinde gözlerim...
Soğuk; ve neredeyse yoğunlaşmış.
Yağmakla, yağmamak arasındaki bu tedirginliktir işte hüzün.
Beyninin içinde yerleşik bir deliliktir.
Ve ancak bir deli başa çıkabilir.
Sense o deli değilsindir!
Başka bir yol ararsın.
Sallanıp durur hüzün içinde.
Sessizdir!
Fırtına öncesi dedikleri türden.
Ne zaman çakacak bir şimşek gibi bilemezsin.
Bir gece aynada görürsün;
Hemen tanırsın.
Yüzün karadır,
Gözlerin kurşuni.
Işıklar başka yansımaktadır.
Silüetler belirsiz.
Yıldırım düşmüştür işte.
Ardından gelecek isyanı hissedersin;
Ve beklersin.
Namlunun ucundasındır.
Sayarsın içinden.
Kaderin kendi tekelinde.
Ve hala beklersin.
Bir şarkının sert bir notasını,
Bir tiz elektronun basmasını belki...
Beklersin işte!
Gözlerini yumup...
O gelmez pek sen beklediğinde!
Bir koca nefes alıp;
"Neden?" diye bağırmak kadar nedensizdir; hala yaşamak.
Ama;
Yaparsın.
Hem "neden" der;
Hem de yaşarsın nedensizce.
Sesin cevap bulmaz hiçbir sahilden.
"Tanrı sağırdır belki." diye geçirirsin içinden.
Yada dilsiz...
Hasta bir adam olduğu gelmez aklına...
Bir ruh hastası!
Duyan ama duymamazlıktan gelen,
Senin acı çekmenden zevk alan bir sadisttir belki de...
Denersin sürekli.
Başkaca bir yol yoktur senin için.
Çünkü; sen o deli değilsindir!
Bir tek gün,
Eğer çok çok çok şanslıysan,
Yada çok kararlı;
Bir ses duyarsın,
Toktur.
Yankılanır dört bir yandan...
Bir ılıklık hissedersin sonra.
Dumanlar,
Barut kokusu...
Yüzü koyun devrilirsin toprağa.
Bir huzur dolar içinde;
Gülümsersin.
O an eminsindir artık;
Hüzünler de;
Vurulunca;
Ölürler.
Murat IŞIK
Yüksek basıncın etkisinde gözlerim...
Soğuk; ve neredeyse yoğunlaşmış.
Yağmakla, yağmamak arasındaki bu tedirginliktir işte hüzün.
Beyninin içinde yerleşik bir deliliktir.
Ve ancak bir deli başa çıkabilir.
Sense o deli değilsindir!
Başka bir yol ararsın.
Sallanıp durur hüzün içinde.
Sessizdir!
Fırtına öncesi dedikleri türden.
Ne zaman çakacak bir şimşek gibi bilemezsin.
Bir gece aynada görürsün;
Hemen tanırsın.
Yüzün karadır,
Gözlerin kurşuni.
Işıklar başka yansımaktadır.
Silüetler belirsiz.
Yıldırım düşmüştür işte.
Ardından gelecek isyanı hissedersin;
Ve beklersin.
Namlunun ucundasındır.
Sayarsın içinden.
Kaderin kendi tekelinde.
Ve hala beklersin.
Bir şarkının sert bir notasını,
Bir tiz elektronun basmasını belki...
Beklersin işte!
Gözlerini yumup...
O gelmez pek sen beklediğinde!
Bir koca nefes alıp;
"Neden?" diye bağırmak kadar nedensizdir; hala yaşamak.
Ama;
Yaparsın.
Hem "neden" der;
Hem de yaşarsın nedensizce.
Sesin cevap bulmaz hiçbir sahilden.
"Tanrı sağırdır belki." diye geçirirsin içinden.
Yada dilsiz...
Hasta bir adam olduğu gelmez aklına...
Bir ruh hastası!
Duyan ama duymamazlıktan gelen,
Senin acı çekmenden zevk alan bir sadisttir belki de...
Denersin sürekli.
Başkaca bir yol yoktur senin için.
Çünkü; sen o deli değilsindir!
Bir tek gün,
Eğer çok çok çok şanslıysan,
Yada çok kararlı;
Bir ses duyarsın,
Toktur.
Yankılanır dört bir yandan...
Bir ılıklık hissedersin sonra.
Dumanlar,
Barut kokusu...
Yüzü koyun devrilirsin toprağa.
Bir huzur dolar içinde;
Gülümsersin.
O an eminsindir artık;
Hüzünler de;
Vurulunca;
Ölürler.
Murat IŞIK
6 Ekim 2012 Cumartesi
Sembolik Şairi Anarken 12 (Platonik)
Sektirmelik bir taş buldum dağın başında.
Üşenmeden indim çıktığım yolları.
Bahane arıyor gibiydim denize dönmek için...
Kıyıya vardım.
Pozisyon aldım.
Attım.
Olmadı.
İki kere zıplayıp çakıldı suya.
Uzun bir yol kat edilip,
Reddedilmek gibiydi.
İyi ki platonik aşka inanmıyorum diye geçirdim içimden.
Yoksa hala;
O taşı düşünüyor olurdum.
Murat IŞIK
Üşenmeden indim çıktığım yolları.
Bahane arıyor gibiydim denize dönmek için...
Kıyıya vardım.
Pozisyon aldım.
Attım.
Olmadı.
İki kere zıplayıp çakıldı suya.
Uzun bir yol kat edilip,
Reddedilmek gibiydi.
İyi ki platonik aşka inanmıyorum diye geçirdim içimden.
Yoksa hala;
O taşı düşünüyor olurdum.
Murat IŞIK
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
