30 Ocak 2012 Pazartesi

Bilmek


"Biz aşka böyle başlamamıştık" dedi kadın adama.
"Böyle değildik. Neleri kaybettiğimizi bir düşünsene ve ne kadar kaybolduğumuzu... Senin o heyecanını özlüyorum şimdi. Hayır!.. Sadece heyecanını da değil, o dönemine ait her şeyini. Şu halinden en uzak halini özlüyorum. O na aşıktım, sendense nefret ediyorum.Bunca zaman kendimi kıstırıp kaldığım ümit denen duyguyu lanetliyorum şimdi. Kadınlığımın bir zaafı işte. Bizler içimizde hep o en coşkulu anlara dönmenin hayalini yaşatıp ümitleniriz. Ve şimdi çok daha iyi anlıyorum ki erkekleri vazgeçilmez yapan onların mükemmellikleri değil bizim bu ümitlerimiz...
Kalbi depara kalkmış bir halde kurduğu cümlelerin ardından yutkundu. Ağzı kurumuştu. Bir bulantı hissediyordu göğsüne yakın bir yerde ve bir yumru gelip takılmıştı boğazına. Oysa rahatlamış olmalıydı ama hayır bir terslik vardı. Adam sessizce yüzüne bakıyordu. Hiç cevap vermemiş, sözünü kesmemiş olduğunu fark etti. Kendini savunmamıştı bile. Sözlerini, bunca zamandır vücudunda biriktirdiği bir zehir gibi; tüm öldürücülüğü ile akıtmış olmasına rağmen, kendini kollamamıştı adam. Ölümü bekler gibi beklemişti onu kanatmasını. Şimdiyse yüzünde bir gülümseme, sanki bunca laf ona edilirken aklı başka yerdeymiş gibi, gri ve bulutlu bakan gözlerle, kadının; tamda göz bebeklerinin siyahına dalmış öylece duruyordu.
Gülümsememesi gerektiğini biliyordu adam. Ama elinde değildi... Tüm ilişkileri boyunca kadının güzel cümleler kuramadığından bu sebeple de ikna kabiliyetinin olmadığından yakınmış durmuştu. Oysa kadın, karşısına dikilip bir sona sürüklerken onu; sahip olduğu bu  şiirsellik karşısında hayranlık duyuyor ve belkide sırf bu sebeple en güçlü olduğu alanda yenilmek pahasına bile olsa sözünü kesmek istemiyordu...
Kadın sözlerini bitirmiş adamın vereceği bir tepkiyi beklemeye başlamıştı.
"Devam et." dedi adam. İçindeki o bulantıdan ve boğazındaki o yumrudan ancak böyle kurtulacaksın."
Bulantıyı nereden bildiğini anlayamadı kadın. Ama sorup onu avantajlı duruma getirmeyede niyeti yoktu. O kısmı duymamış gibi yapıp devam etti.
Kadın ikinci kez konuşmaya başladığında daha özensizdi. Cümleleri sıradanlaşmıştı. Geçmişten örneklemelere başladığında ise adam tamamen konsantrasyonunu kaybetti. Artık kadının ne anlattığını duymuyordu. Keşke kadının o ilk soluklandığı noktada sözünü kesip, kendi devam etseydi konuşmaya.
Birden kadının sözünü kesip lafa girmiş buldu kendini...
"Ayın neden hep bir yüzünü görürüz biliyor musun?" diye sordu adam.
Kadın bu saçma cümlenin neden ve ne amaçla geldiğini anlamamış halde duraksadı.
Adam devam etti...
"Bir zamanlama meselesi... Ayın kendi ve dünya etrafındaki dönüş süresi aynıdır. Peki bu illüzyonun ne sonucu olur biliyor musun? Karanlığın içinde parladığı ve hep güzel yüzünü gördüğümüz için  aşık oluruz ona. Hatta kimi zaman onu bir ışığın kaynağı sanırız ama sadece aldığını yansıtmaktan ibarettir bilgeliği. Aydınlık ve karanlık taraflarıyla bir küçük uydu..."
"Nereye varmak istiyorsun?" dedi kadın.
İki noktaya dedi adam.
Birincisi:
"Aşk insana bir oyun oynar. Karşındakinin hep o aydınlık yüzü görünür. Aşk bittiğinde ise zaman herkes için farklı akar ve karanlık taraflar görünür olur. Şu halde kendine şunu itiraf etmelisin ki bana artık aşık değilsin."
İkincisi:
"İçindeki ümit değil beni katlanılır kılan. Sendeki yalnız kalma korkusu. Hayata yeniden ve neresinden başlayacağını bilememenin bir sancısı. Senin istediğin benim o eski halim değil aslında. Senin kendine en güvendiğin, o eski halin."

Murat IŞIK