30 Nisan 2012 Pazartesi

Misket (Asya' nın Yazısına)


Hızlı bir atış yapıyorum...
Uzunca bir beklemeden sonra. İyice ölçüp biçtikten, Zemini inceledikten. Küçük taş parçaları vardı. Hah işte onları da temizledikten sonra...
En baştaki "Kafa" dediğimiz içi kırmızı desenli bilyeyi vuruyorum. "Eveeet" diye bir çığlık atıyorum. Yumruğumu sıkıp "nasıl koydum" dercesine sallıyorum kalabalığa.
Sonra koşup topluyorum. "Verin misketlerimi" diyorum. "Ben oynamıyorum."
Büyüyorum sonra. Bir gün bir kumar masasındayım. Yanımda yüzleri tehlikeli adamlar. Elleri yüzlerinden tehlikeli. Ortada paralar. Bir kağıt çekiyorum desteden. Beklediğimden fazla kadın var elimde. Gözlerim parlıyor önce; sonra sırayla diziyorum kadınlarımı yere. Adamların gözünde nafile, koyu bakışlar. Masaya uzanıp topluyorum ne varsa. Tam kalkacakken kolumdan tutuyorlar. "Akıllı ol çocuk" diyorum kendime. "Akıllı ol. Misketlerle oynamıyoruz burada."
Bir kısmımdan feragat edip öyle gidiyorum.

Murat IŞIK

Yazmak

"Okunmak için yazar herkes" demiş biri. Götümü yesin!
Okunmak için yazmak, sanal seks yapmaktır.
Büyük bir ihtimalle, okuyanın gözleri kapalıdır dostum. Üstelik Brad Pitt' i düşünüyordur seni değil. Üstelik ikinizin de eli cinsel organındayken, kendinizi kandırıyorsunuzdur "beraberiz" zannederek. Sırf iyi bir sevişme olsun diye kasılmaktan, boşalamazsın bile! "Ben bitemesemde olur onlar eğlenmiştir" diye kendini avutabilirsin. Sonunda bir iki övgü cümlesi ile destekleyebilirsinde bu hayalini. Ama içten içe bilirsin; orospuların bir numaralı oyununun, adama; kendini adam gibi hissettirmek olduğunu...
Ben evimde, koltuğumda oturup mastürbasyon yaptığımı biliyorum en azından yazarken. Angelina yazımı okuyup, gelip, beni becerecek diye bir hayalim yok...
Ben tatmin oluyor muyum? Gerisi mühim değil!

Murat IŞIK

27 Nisan 2012 Cuma

Yelken

İyi olacak her şey.
Deniz kokacak sahil.
Tenimi ısıtacak rüzgarlar esecek,
Gene de serin hissedeceğim.
Çıplak ayak dolaşacağım tik ağacından güvertede.
Sadece aklıma estikçe yatacağım.
Aklım kestiğince yol alacağım.
Yalnızlık kolay bir lokma olacak yeteri kadar uzaklaştığımda.
Ve sahildeki insanlar;
Kendi kendilerine nokta koyacak.

Her şey iyi olacak.

Murat IŞIK


26 Nisan 2012 Perşembe

Nöbet

Koşarak çıktım merdivenleri. Kapıyı açtım. Eve attım kendimi. Derin bir soluk aldım. Sonra salona yönelip tüm perdeleri sıfır noktasına kadar kapadım. Kapıya dönüp üç kere kilitledim. Salondaki koltuğa oturdum. Vücudumdaki sıtma nöbetinin geçmesini bekledim. Telefon çaldı bakmadım. Kapı çaldı açmadım. Direnebildiğim kadar direndim. Uğultular doldu her yere. Şimşek çaktı. Gök gürledi. Rüzgar ıslık çaldı pvc çerçevelerin arasından. Mutfağın kapısı sertçe kendini kapadı. Bir cam kırıldı ve aktı yere. Bir parçası ahşap parkeye diklemesine saplandı. Bir kırkayağın yürümesi gibi yürüdü yağmur damlaları diğer camlarda. Tıkır tıkır sesler duyuldu. Battaniyeyi kafamın üstüne çektim. Sağ gözüm açıktaydı. Telaşlı nefesler aldım. Sert bir rüzgar daha esti. Arabaların alarmları çaldı. Sokak lambası olduğu yerde sallandı. Evin içi bir ışık oyunuyla yatıp kalktı sanki. Sonra her şey duruldu.

Murat IŞIK

23 Nisan 2012 Pazartesi

Elektrik

Suçluluk hissediyor olmam lazım değil mi? Hayır. Bildiğin gibi değil dostum. İçimde karmaşa var. Telaşla koşuşturuyor sinir hücrelerim beynimin içinde. Geri geri yürü diye talimat vermiştim az önce kendime. Onu bile iletemediler sanırım. Beni siklemiyorlar mı ne? Hala olduğum yerde duruyorum. Elektrikler kesik demek hiç bu kadar manalı olmamıştı.
Ayakkabılarımı almadan kapıdan çıkıp toprağa basacaktım oysa. Kendimi topraklayacaktım. Bahçe lambasına dilimi sürüp çarpılacaktım. Olmadı. Bıraktım üstelemeyi. Kendinden vazgeçmek böyle bir şey olsa gerek.
Karanlık mı oldu. Kör mü oldum. Arada bir fark varsa önemli bile olabilirdi cevabı. Ama şimdi yaşamaya körüm gibi...

Murat IŞIK

19 Nisan 2012 Perşembe

Kırmızı (1. Bölüm / Beklemek)

Kırmızı!
Çinilerin kayıp rengi...
"Şarap bağlarındadır. Şehirde arama boşa" dedi bir ayyaş.
İnanasım tuttu.
Çıktım yola.
Vardığımda erkendi daha...
Bir ağacın dibine oturdum.
Bir sigara yakıp,
Bekledim bağ bozumunu, bir mevsim boyunca...
Sonra aniden,
Her yandan geldi insanlar.
Dudaklarında kafası güzel şarkılar,
Ve,
Ellerinde ahşap fıçılarıyla.
Güğümlerle topladı adamlar salkımları,
Sonra tahta bir havuzun içine attılar.
Şişman kadınlarsa;
Eteklerini sıyırıp,
Ayaklarının altına aldıkları üzümlerin, kanlarını akıttılar.
Çiğ bir kırmızılık sardı her yanı.
Olmamıştı daha.
Yıllansın diye rengi,
Bir mevsim daha beklemek gerekti soğuk mahzenlerde.

Murat IŞIK



Bulut

Bulutlu bir gökyüzünde neşe aradım sabah.
"Bak bir at" diye bağırdım tam üstümden geçen bir tanesini göstererek. Kadın dönüp baktı. Daha çok bir lama ya benziyor dedi. "Boynu uzun yüzü biçimsiz." Onun at olduğuna ikna olsun diye bir sürü özellik sıraladım. Tam ikna olacakken, koca bir damla düştü yüzüme. Bana dönüp "Sana Lama olduğunu söylemiştim. Bak tükürdü bile" dedi.

Murat IŞIK

18 Nisan 2012 Çarşamba

Kadının Notu (Seni Unutamadım Demenin Bir Başka Versiyonu)

Hafif dozda aldım sevdaları gidişinden sonra. Tedavi amaçlı ve tabii ki tok karnına. Fazlaca doymuştum her şeye seninle ne de olsa... Biraz baş dönmesi, biraz kalp çarpıntısı oldu yan etkileri. Ama ne zaman aklıma gelsen hepsi geçti. Farazi aşkların semptomatik tedavisinde eski bir sevdanın mikrobu en etkili aşıymış anladım.

Murat IŞIK

Suretler

Bir uzak adanın hükümdarıydı Sorran. Yaşayan son insandı. Yaşayan son dinazor da onun evcil hayvanıydı. Eski dünya yıkılmadan önce bir marangoz olmasının öğretisi ile, ahşabı işleyip kendine bir ev bir de taht yaptı. 

Bir Taht!

İnsanların hastalıklı olduğunu ve dünyada ki son insan yok olmadan yeni bir döngünün başlayamayacağını kanıtlamış oldu tanrıya. Tanrı iktidar hırsından arındırılmış yeni bir ırk yaratmak için, Şeytanı; onu ve tahtı yakması için yolladı. Şeytan Sorran' ı yaktı. Ama tahta kendisi oturdu...

Tanrı kızgındı. Tüm yarattıklarının genetik kodunu çıkarıp inceledi. İktidar sevdası, kendi zaafıydı. Ve ne yazık ki tüm yarattıkları onun suretindendi...

Murat IŞIK  

17 Nisan 2012 Salı

Bir Akıl Hastasının Doğum Günü

Doktor: Bana öncesinden bahset. Her şeyden önce. Sen neredeydin?
Deli: Doğmamıştım.
Doktor: Ne zaman doğdun?
Deli: İlk gün işte.
Doktor: Neyin ilk günü?
Deli: Aşkın.

Murat IŞIK




16 Nisan 2012 Pazartesi

Geçmişle Aldatmak

Yıllar sonra çıkıp geldi. Binanın önünde durmuş yukarı bakıyordu.
Birazdan zili çalacak biliyorum. Zavallı adam. Kalıbından utanmadan pişmanlıklarını akıtacak gözlerinden. Özrün lisanı ağırdır. Tutamayıp düşürecek kelimeleri ağzının köşesinden. Bir şans daha dilenecek sonra. Üstelik ne desem inanmayacak. Unutulmak koyar ya her adama; onun da farkı olmayacak diğerlerinden. Önce numara yapıyorum sanacak. Kendini hatırlatmak adına güzel günlerden bahsetmeye başlayacak. Sonra "hatırlıyor musun?" diyecek gülümseyecek. Bende bir tebessüm kondurup yüzüme "evet" diyeceğim. Bir cesaret, bana onları vaat edecek yeniden. Fikir fukarası bir çocuk gibi... Cevabım belli;
"Yedik o yemekten dostum. O şaraptan içtik. Başka lezzetlerin peşindeyiz şimdi!"

Murat IŞIK

Bahane

- Fazla düşünmene gerek yok. Söyle gitsin ne diyeceksen. Kurgulama. Olduğu gibi anlat.
- Olur. Birde evet veya hayırlarla cevaplayayım istersen. Sen sor sorularını. Benim açıklamama izin vermeden ulaşmak istediğin noktaya ulaş. Sonra suçlu ilan et beni. Sık kafama bitsin. Neden uğraşıyoruz ki. Konuşmayı beceremedik hiç zaten.
- Abartma! Saldırganlık seni haklı çıkarmayacak. Bu sefer değil. Bu sefer sesinin şiddetini veya cümlelerinin öldürücülüğünü kullanarak sindiremeyeceksin beni.
- Susup gideyim o halde?
- Hayır. Sadece söyle ne diyeceksen. Sonra içimde kaldı diyerek dönmeye bahanen dahi kalmasın istiyorum...

Murat IŞIK

15 Nisan 2012 Pazar

Sahtekar!

Sanrılara tutulmuştu sokak adamı.
Eskiden kalma kadınların,
Alışıldık sevgilerine,
Çiçek toplamaktaydı güya.
Sahtekar piç!
Bakanların içi acıyla dolsun diye yapıyordu bunu.
Gözlerinde dolar işareti vardı!

Gidenlerin dönmelerine arzulu gibi görünmeye çalışıyordu.
Üstü başı pisti.
Birilerini bekleyen bir adamın hiç olmaması gerektiği kadar pis...
Hani gelen olursa da,
Kalıcı olmasın dercesine.

Bir romantikten daha iğrenci,
Çakmasıymış.
O gün anladım...

Murat IŞIK

13 Nisan 2012 Cuma

Halüsinasyon

Çıktım evden. Elimde ortamına uygun kıyafetler. Yanımda bir kaç şişe enerji içeceği. Birkaç çikolata. Evimin kapısın iki kere kitledim. Anahtarı güvenlik görevlisine uzatıp. "Elveda" dedim. Sadece anahtarı aldı ama cevap vermedi. Bir miligramlık huzur aldım ağzıma. Susuz yuttum. Üniversite yıllarımdaki mutluluk içimde. Gecenin karanlığında farların yüksekliği kadar bir görünürlük. Kafam dozuna ulaştığında, bir animasyon filmin içinde buldum kendimi. Sağ yandaki karanlıktan, alevden nefesiyle bir ejderha fırladı. Kafamı eğdim. Sıyırdı beni. Sol tarafa kontrollüce fırlattım kendimi. Kuyruğu eskiden bulunduğum asvaltı keserek geçti. Yaralandım mı diye vücuduma baktım. Parlak gümüş rengi bir şövalye zırhı olduğunu gördüm üzerimde. Elimi belime atıp çektim kılıcımı. Dudaklarıma bir cigara yerleştirdim. Pike yapıp dönen ejderhaya dönüp "Ateşin var mı?" dedim. Ve, bir çakmak sesi duydum aniden.

Murat IŞIK

Harcananın Dramı

Bir kağıt parçası tutuşturdu elime.
- Yalvarıyorum bunu ona ulaştır. Ölüm kalım meselesi anlıyor musun?
- Sen beni anlamıyorsun asıl. Dinlemiyorsun. Onu görmüyorum çok uzun zamandır. Nerede olduğunu bilmiyorum. Belkide ölmüştür.
- Öyle deme! Sakın öyle söyleme! Yaşıyor o! Ölse bilirdim. Yaşıyor.
- Bir bok bildiğin yok. Kimsenin yok.
- Sana gelecek nasıl olsa! Senden vazgeçemez. Hepimizden geçer ama senden asla. Ne olur al bunu. Gelince ona ver.
- Ya çıkıp giderken haber verdi mi ki bana. Nereden çıkartıyorsun döneceğini. Üstelik bana döneceğini. Onu gitmeye en çok yaklaştıran kişiye. Saçma!
- Kahretsin ki seni seçti! Senin yüzünden gitti doğru. Evet. Hepimiz dururken sırf senden gitmek için gitti. Bu yüzden sana dönecek. Senden vazgeçemez biliyorum. Gelecek!
- Ne kadar zaman oldu gideli? Gelse çoktan gelirdi. Dediğin gibiyse eğer! Yani benim için dönecekse; çoktan gelmeliydi. Hiç kimse bu kadar geçe kalmaz. Sende boşver gitsin. Harcamış seni işte. Yok yere hemde! Baksana bana. Halime bak. Benim için. Hah! Öyle diyorsun ya senin için diye. Benim için işte! Bak bana dikkatlice. Bu bile onun ne kadar salak olduğunu göstermez mi?
- Belki. Ama o seni sevdi. Aşk işte. Senin gibi bir göte bile duyulsa, algılarını kapatıyor insanın.
- Ne çıkarıyorsun yani bu durumdan?
- Aşkı bildiğini. Senin hiç bilemeyeceğin gibi.
- Mazoşistsiniz hepiniz!

Murat IŞIK



Cinnet

- İyi misin?
- İyiyim. Çekil git başımdan!
- Gergin misin?
- Ne var biliyor musun? İyi olup olmamayı umursamıyorum şu an. Tek istediğim sessizlik. Kimseye hesap vermek istemiyorum örneğin. Yada! Yada!
Numara yapmak.
- Tamam. Sakin ol.
- Sakin olmak ta istemiyorum. Bana ne olup ne olmayacağımı söyleyip durma. Siktir git!

Murat IŞIK

Saçma Duygu

Mavi: Ne var neden çağırdınız beni buraya?
Kırmızı: Özledik seni.
Sarı: Hemde çok.
Mavi: Ben de aynı şeyi size söylemek isterdim ama... Yalan olur.
Kırmızı: Merak ta mı etmiyorsun?
Mavi: Güçlüsündür sen? Neden merak etmeliyim ki seni? Sana kimse bulaşamaz.
Sarı: Ya ben?
Mavi: Sen; salakasın. O kadar ki; biri sana bulaşsa kendini keser.
Kırmızı: Biz seni merak ettik ama.
Mavi: Ne içtiniz oğlum siz. Bana da verin aynısından.

Murat IŞIK


Tükenmiş

Tuttum ellerini. Gözleri doldu. "Olacak mı dersin bu sefer?" diye sordu. "Hayır" dedim. "Beceriksiziz sevmekte." "O zaman neden bunu yapıyorsun?" dedi. "Hala yapabildiğim için." diye geçiştirdim. "Çok yordun beni. Tüm bu zaman boyunca. Artık bir son vermelisin." dedi. Bir bira açtım. Şişeyi uzattım. "Çek bir fırt" dedim. Aldı. Makyajı akmıştı. Kafaya dikti. Köpükleri kalıncaya kadar içti. Sonra şişeyi verdi geri. "Benim gibi" dedi. "Tükenmiş. Saklayacak mısın bunu da?" Anladım ne demek istediğini. Kalkıp çöpe salladım şişeyi. Sonra da gittim.

Murat IŞIK

11 Nisan 2012 Çarşamba

Biraz Nota Dokunsun İstedim


Fransızcası. Bir dosta hediye. Kendisini bilir...



If you go away
On this summer's day 
Then you might as well
Take the sun away
All the birds that flew
In the summer sky
When our love was new
And our hearts were high
And the day was young
And the nights were long
And the moon stood still
For the night bird's song

If you go away
If you go away
If you go away...

But if you stay
I'll make you a day
Like no day has been
Or will be again
We'll sail on the sun
We'll ride on the rain
And talk to the trees
And worship the wind

But if you go
I'll understand
Leave me just enough love
To fill up my hand


If you go away
If you go away
If you go away...

If you go away
As I know you will
You must tell the world
To stop turning
'til you return again
If you ever do
For what good is love
Without loving you?
Can I tell you now
As you turn to go
I'll be dying slowly
'til the next hello

If you go away
If you go away
If you go away...

But if you stay
I'll make you a night
Like no night has been
Or will be again
I'll sail on your smile
I'll ride on your touch
I'll talk to your eyes
That I love so much

But if you go
I won't cry
Though the good is gone
From the word goodbye

If you go away
If you go away
If you go away...

If you go away
As I know you must
There is nothing left
In this world to trust
Just an empty room
Full of empty space
Like the empty look
I see on your face
And I'd been the shadow
Of your shadow
If you might have kept me
By your side

If you go away
If you go away
If you go away...

If you go away
If you go away...

Yaz Aşkı (Sembolik Şiir)

İklimleri aldatan bir rüzgarım.
Üflüyorum bir buluta bak yazın ortasında.
Zavallı,
Ne kadar kıçını başını oynatsa da beceremiyor sabit kalmayı.

Yukarı gidiyorsun dostum!
Üşümeye hazırlan.
Korkuyorsun biliyorum.
Utanma, ağla.
Seni adamdan saymayacak ıslananlar nasıl olsa.
Sadece bir yaz yağmurusun.

Murat IŞIK

Huzursuz Biri

- Hadi anlat bana nasıl birisin.
- Huzursuz biriyimdir ben.
- Huzursuz? Bu soruya böyle bir cevap beklemiyordum. Huzursuzdan kastın nedir?
- Her daim tetikte. Problem çıkaran. Öyle işte.
- Bana da problem çıkaracak mısın?
- Senin diğerlerinden farkın ne ki?
- Huzurlu biriyimdir ben.
- Şimdiden sana gıcık oldum bile...

Murat IŞIK

10 Nisan 2012 Salı

Arapkızı

Toprak kokar yağmurda İstanbul;
Tenin gibi,
Katıksız bir hoşlukta.
Gözlerinin nemli haline çalar denizin rengi;
Biraz yeşil,
Biraz mavi.
Güneş doğar bir ara bulutların ardından;
Kızarır gökyüzü,
Utanmışlığını hatırlatır.
Sonra çocuklar bir şarkı söylerler.
"Yağmur yağıyor. Seller akıyor. Arap kızı camdan bakıyor" diye.
Çocuksuluğun gelir aklıma.
Çıkıp koşturman sokaklarda,
Şap şap zıplaman su birikintilerinde.
Dans ederken bir yandan,
Bir yandan da;
Bağıra çağıra tekrarlaman o dizeleri.
Islanman,
Üşümen,
Üşütmen;
Tüm deli hallerin işte...
Bu gün ne yağmur yağdı,
Ne toprak koktu İstanbul.
Ne deniz,
Ne gökyüzü benzedi sana.
Ama bir çocuk,
Gene de o şarkıyı mırıldandı.
Çocuk işte;

Ne bilsin seni hatırlattığını...

Murat IŞIK




9 Nisan 2012 Pazartesi

Karamsar Düşünceler

Yanılsamalarla yaşıyoruz çoğu zaman.
Kalbimizin sağ tarafına sızıyor kirliliği diğer yanımızın.
O temiz çocuk gülümsemeleri,
Bilmem kaçıncı fahişenin bacak aralarında yitip gidiyor.
Masum bir sevgilinin dudaklarındaki tebessüm,
Göz yaşına dönüşüyor ansızın.
Sıkılıyoruz sebepsiz.
Sıkıldıkça ağlayamıyoruz da artık.
Tutup bir delilik vakti;
Un taşlarının arasında bizi öğüten hayata saldırıveriyoruz.
Don Kişot misali!
Sonra dönüp aynadaki aksimize tükürüyoruz.
Ellerimizdeki işlenmiş metaller yetmiyor canımızı almaya;
Vazgeçiyoruz.
Karanlığa dönemezdik ya arkamızı çocukken;
Aydınlığa da güvenmiyoruz artık...
Apaçık görünmedikçe dostlar,
Alayını düşman belliyoruz insanların.
Ve;
Önce öldürüp, sonra sorguluyoruz.

Murat IŞIK


Şölen


Bencillikleri küp küp kesip,
Üst üste yığarak bir kale inşa ediyom.
Taş gibi sağlam.
Fethedilemez.
Orada yaşıyorum bunca zamandır.
Yalnızlaşıyorum koca mekanda.
Pek dokunmuyor,
Pekte koymuyor bu bana...
Birileri dayanıyor surlarıma bir zaman.
Kalenin anahtarını istiyorlar,
"Teslim Ol!" diyorlar.
"Asıl siz teslim olun!" deyip saldırıyorum tüm silahlarımla.

Bu sefer kaybetmek istiyor bir yanım.
Diğer yanım kendinden emin naralar atıyor.
Bir yanım sa;
Zaferimi çoktan ilan etmiş.
Bir diğeri de duymuş;
Ve şölen hazırlıklarına başlamış şimdiden...

Murat IŞIK

8 Nisan 2012 Pazar

Normal

Her şey olması gerektiği gibi. Ne bir eksik ne bir fazla.
Bir kadın üzerindeki geceliği ile çiçekleri suluyor. Bir baykuş ötüyor. Bir rüzgar esiyor. Uzaktan bir müzik sesi geliyor. Benzin kokuyor sahilin köşesi. Bir martı dalışa geçiyor diklemesine. Gazeteleri diziyor marketteki çocuk. Köpeğin biri kendi hakimiyet bölgesinde işiyor.
Ben zamanın geçmesini bekliyorum.
Yani; Her şey olması gerektiği gibi. Ne bir eksik ne bir fazla.

Murat IŞIK

7 Nisan 2012 Cumartesi

Evcilleştirme Sonucu


Bir keresinde kadına sordu arkadaşları.
- Nasıl yaptın. Yani nasıl böyle yola getirebildin onu.
"Bilmiyorum" dedi kadın.
- Üstelik her ne yapmışsam yanlışmış! Onun bu halini hiç sevmedim. Aşık olduğum adamın asi kokusu uçup gitmiş üzerinden. Sanırım bir ayrılığın eşiğindeyim... 


Murat IŞIK

Evcilleştirme Çabası

İçten içe adamı "doğru" yöne getirecekleri şeklinde umutlara gebe kalıyor kadınlar; çocuklara kalmadan çok önce...


Murat IŞIK

Eliptik

Hayatta her şey zamanlama üzerine kurulu. Bir tek zamanlama hatası bir yanlış tercihe sürükleyebilir insanı. Örneğin biri sırf sana seslendi diye dönüp ona bakman kadar zamansız olabilir hayatının aşkının sırtına bir gölge değdirerek geçmesi. Ama her şeyin telafisi var. Hayat doğumla başlayıp ölümle biten bir eliptik şekil ise, yollar mutlaka bir yerlerde kesişir.


Murat IŞIK

Akıl Oyunu (1. Bölüm)

Kalp atışlarım normal hızda fakat tutarsız. Kafasına göre takılan bir keş gibi Beyoğlunun arka sokaklarında. İki ileri bir geri sarhoş adımları var.
Boğazım düğüm düğüm. Midemde hafif çaplı bir bulantı var. Konsantrasyon eksikliği yaşıyorum belli. Dalıp gidiyorum sabit bir noktaya. Aklımda sabit bir fikir olmaksızın... 
Birkaç kere mutfağa gittim. Hep aynı çekmeceyi çekip aynı noktaya bakıp arandım. Sonra aklıma geldi geri döndüm her seferinde.
Bir kere tuvaletin kapısından içeri girdiğimde aynaya baktım. Karşısında durdum. Ellerimi iki kenarına dayadım. Konuştum kendimle. Sonra muslukla. Musluk benimle konuşmadı. Ama su konuştu. Sessiz kalmadı. Tuvaletimi yapmayı unutup yerime döndüm. Oturdum. Hala çişim olduğunu fark ettim. Nedir bu şimdi?

Murat IŞIK 

Evsiz

Uyandım. Kucağımda bir kadın garip iniltilerle zıplayıp duruyor. Şaşkınlık içinde ittim onu. Yataktan düştü. Bir süre bakındım kalkmadı kimse. Öldü sandım. Biraz doğruldum. O sırada kafasını kaldırdı. Saçları yüzünün önünde ve darma dağındı. Sağ eliyle onları geriye itip, yüzüme baktı. Derin bir nefes verdi. Sonra "vaovvv" dedi. Kesinlikle sarhoştu...
- Ne oluyor? Neredeyiz? Sen kimsin?
- Senin evindeyiz.
- Saçmalama be kadın! Benim bir evim yok ki!
- Bardan çıkınca "bana gidelim" dedin. Buraya geldik.
- İnandın sende!
- Anahtarla açmayı beceremeyince de, bir tekme salladın açıldı kapı.
- Sen de izin mi verdin!
- Kararlı bir hareketti. Hoşuma bile gitti aslında.
- Tüm çatlaklar beni bulur zaten!
- Sonra, sen odaya girdin. Ben tuvalete girdim. Geldiğimde uyumuştun.
- Sende fırsat bu fırsat beni becermeye başladın öyle mi?
- Aynen öyle hayatım.
- Hayatım mı? Senin hayatını ne zaman ele geçirdim? Kalk kızım kalk! Yürü. Hemen buradan uzayalım. Bu ev kesinlikle benim değil.
- Emin misin?
- Öncelikle bir evim yok! Eğer olsaydı bile, duvarları beyaz ve perdeleri bu boktan desenlerle bezeli olmazdı.
- Ama içeride senin resimlerin var!
- Siktir. Ciddi olamazsın!
- Sen ve şu sarışın kadın.
- Dünya üzerindeki tüm sarışınlar beni becermiştir muhtemelen! Hangi sarışın?
- Yeşil gözlü zayıf birşey.
- Şu resmi kapıp gel hemen de ne çeşit bir belanın içindeyiz anlayalım...
Tanrım! Bir kadının yatağında tecavüze uğruyorum. Üstelik, muhtemelen iyi tanıdığım bir kadının, bana ait olmayan yatağında!
- Hadi acele et!

Murat IŞIK



6 Nisan 2012 Cuma

Fare (İlk Hikaye)


Eline bir fare almış seviyordu.
Şaşkın şaşkın baktım.
Gözlerinin altı morarmıştı.
Sanırım kafası güzeldi...
Onunla bir şeyler konuştu.
Fare de cevap verdi.
Güldüler
Bana dönüp; "Biliyormusun" dedi. "Bu yaratık kuyruğunun geçtiği her yerden geçebiliyormuş. Ne komik değil mi?"
Nesi komik be müptezel ibne! Bu gece onunla aynı odada uyumak zorundayız
Kalkıp mutfağa gittim, kıçıma uygun bir tencere bulup, üstüne oturdum ve onu bantladım. Götü sağlama almıştım.

O gece uyuduk. Uyandığımda, çocuk yanımda yatıyordu. Elinde de "mouse" vardı. Benimse kıçımda bir tencere ve ağzımda metal tadı. Sanırım kafası güzel olan sadece o değildi...


Murat IŞIK

Usanmak

Sevmekten usanma.
Ama usandıklarını sevmemeyi de bil.

Murat IŞIK

5 Nisan 2012 Perşembe

Kaybolduğumda

- Koş bir bak bana uyuyor muyum?
- Peki
Bir zaman sonra;
- Yoksun yatakta. Kalkmışsın!
- Koş git bak neredeyim?
- Peki.
Bir zaman sonra;
- Yoksun hiçbir yerde...
- Kayıbım yani.
- Sanırım.
- Kahretsin. Şimdi gelse bulamayacak beni...
- Az sonra döneceğim yazılı bir tabelan vardı eskiden. Onu asayım istersen...
- Ne işe yarayacak.
- Zaman kazanırız. O beklerken.
- Bekler mi dersin?
- Gelirse eğer; mutlaka bekler.
- Ya ben. Beni nerede bulacağız?
- Onun kapısındasındır muhtemelen. Ne zaman kaybolsan, oradasındır sen...

Murat IŞIK

Yüzük Kardeşliği Fredo

Köpekler sıralamada kedinin altındalar hala biliyorsun değil mi? Neyse ki sıçacakları yeri biliyorlar da çocuklara bok atmak bana düşmüyor.
Şişemi koynuma alıp gidiyorum o halde. Sen kendininkine sahip ol. Benimkine ilaç kattılar az önce buçukluklar...
Lothlorien' in nehirlerinde yüzemeyecek kadar kafam güzel şimdi. Üstelik boğulasım da var. Bu sebeple kıyıda bekleyeceğim dönmeni. Dönebilirsen tabii...
Bu arada; yorulduysan, yüzüğü senin için taşıyabilirim. Elimle tutmam söyleyeyim baştan!
Kadehime koy da içeyim. Ama geri almak için sıçmamı beklemek zorundasın...


Murat IŞIK

4 Nisan 2012 Çarşamba

Önsöz (Bir Kadının Kromozomuna Karşı)

Birkaç kere kadınların hayatlarına sızıp, yön vermişliğim olmuştu kişiliklerine. Sonuçta, hep mutsuz oldular. Suçladılar. Suçlandım genetik kodlamaları tarafından. Haklıydılar.
Bilgi kadına yaramıyormuş anladım. Geç oldu. Birkaçı ziyan edilmişti çoktan. İçten tükenmiştiler, dışları sağlamdı... İçgüdüsel olarak buldular yollarını.
Yanlış tercihleri seçmekte üzerlerine yoktu. Ama en azından, bir süre mutluluk oyunu oynadılar. Bilgi bir hastalık gibi kalmıştı bir taraflarında. Onlar örttüler üzerini, bilerek. Çünkü erkekleri tanıyor olmak, onları üstün kılmadı. Tersine, acizleştirdi ve yalnızlaştırdı.
O zaman anladım; zaten, daha üstün yaratılmışlardı. Dengeyi iyice lehlerine çevirmek, düzeni bozmaktı. Gene de yaptım. Yoksa içimde kalacaktı...

Murat IŞIK

3 Nisan 2012 Salı

Bir Zaman Öncesi

Odanın kapısında durmuş kadını izliyordu. Her yere kesif bir ilaç kokusu sinmişti. Midesi bulanıyordu. Elindeki pasaporta baktı. Sonra tekrar kadına. Ne kadar da güzeldi. Kadın gözleri açtı o anda. Adamla göz göze geldi. 
- Kimsiniz?
- Korkmayın lütfen. Ben sadece; geçerken kapıyı açık görünce...
- Beni tanıyor musunuz?
- Sanmam.
(Seni benden daha iyi kimse tanıyamaz)
Kadın adama dikkatlice baktı. Heyecanla konuşmaya başladı sonra...
- Ben sizi gördüm bu gün. Bir resim gösterdiler bana. "Tanıyor musun?" diye sordular. Sizdiniz resimdeki! 
- Karıştırıyor olmalısınız.
- Belki de. Tanrım! Her şey o kadar karışık ki. Olabilir. Karışmış olabilir... 
- Olsun. Düşünmeyin şimdi bunları.
- Simsiyah giyimliydi.
- Kim?
- Resimdeki adam.
Tekrar dikkatlice baktı kadın.
- Sizdiniz o. Beni tanımadığınıza emin misiniz?
- Evet.
- O kadar tanıdık geliyorsunuz ki...
- Herkes birine benzetir beni zaten. İlk değilsiniz.
- Siz de mi hastasınız?
- Hayır.
- Hastanız mı var burada?
- Evet.
- Yarında gelecek misiniz? Hayır eğer gelirseniz resmi size de göstereceğim. Hala siz olduğunuzdan eminim o resimdeki kişinin...
- Gelmeyeceğim ne yazık ki. Bir seyahate çıkmak zorundayım.
Elindeki pasaporta tekrar baktı çocuk. Kız biraz bozulmuştu ama üstelemedi. Çocuk kafasını kaldırıp kadına baktı.
"Elveda sevgilim" dedi ve arkasını dönüp çıktı kapıdan.
Kadın şaşkınlığı atamadı bir süre. Sonra çığlık çığlığa konuşmaya başladı.
"Dur!" diye bağırdı. Dur! dur! dur!!!! Koridorlarda yankılandı sesi.
Kapıdan bir hemşire girdi koşarak ve talaşla.
- Az önce çıkan adam. Durdurun onu ne olur. Kimdi o? Durdurun onu. Bana sevgilim dedi!
- Sakin olun lütfen.
Hemşire eliyle kadını yatakta tutmaya çalışıyordu.
- Hayır. Sakin olmak istemiyorum. Kimdi o?
Eliyle kapıyı işaret ederek bağırıyordu. Kimsin sen! Sonra hemşireye dönüp;
- Kimdi o söyle bana!
Hemşire bir sakinleştirici iğne yaptı o sırada kadına. Kadın ağlıyordu. Elleri kapıya dönüktü. Yumruklarını bir sıkıp bir açıyordu. Küçük çocukların yaptığı gibi "gel" dercesine. Sonra gevşedi. Hemşireye yalvarır bir gözle bakarken iyice halsizleşti. "Kim-di o?" diyebildi tane tane ve kısık bir sesle.

Hemşire, aynı tonda, sakin ve kısık bir sesle "Kocanızdı" derken; yüzünü okşadı kadının. Ama kadın çoktan uyumuştu bile.

Bir Zaman Öncesi...

Çalan telefonla irkildi çocuk. Açtı.
- Alo.
- Alo. Sinan?
- Efendim.
- Bir kaza oldu.
- Ne kazası.
- Pelin!
- Öldü mü?
- Hayır ama...
- Nerdesiniz? Nerdesiniz çabuk söyle. Nerdesiniz?
- Amerikan Hastanesinde.
- Kapa geliyorum. Dua et ona bir şey olmasın çocuk. Yoksa....
Gerisini getirmedi. Evden çıktı. Koşmaya başladı sebepsiz. Bir taksi durdurmak aklına gelmedi. Öylece koştu. Sonra yoruldu. Eğildi yere. ellerini dizlerine koydu. Gücünü toplamaya çalıştı. Kalbi çok hızlı atıyordu. Sakinleşmeliydi. Taksi dedi içinden bir ses.  Elini kaldırdı, "Taksiiiiii" diye bağırdı.
Bir anda bir taksi durdu yanında.
- Amerikan hastanesine çabuk ol!
- Peki abi.
Yollar boştu. "Hızlansana biraz" diye geçirdi içinden. Ama öyle söylemedi.
- Lütfen acele edelim!
- Tamam abi.
Trafik olmamasına ve tüm kibarca dürtmelere rağmen 5 dakika sürdü varmaları. 
Cebinden para çıkarıp attı ön koltuğa. Üstünü beklemeden de indi arabadan. Acil kapısından içeri girdi. Çocuk oradaydı. Koştu yakasına yapıştı.
- Öldü mü?
Çocuk ağlıyordu. 
- Öldü mü söylesene lan ibne!
- Hayır.
- Nerde!
- Odada. Ama giremezsin doktorlar var yanında.
- Hadi lan!
Odaya daldı çocuk. Doktorlar kadının gözüne ışık tutuyorlardı. Baktı göz bebekleri hareketliydi. Bir hemşire onu fark edip yanına geldi. "Bayım çıkmalısınız" dedi.
- Çekil be kadın...
- Bayım lütfen.
- Siktir git ulan!!!
Bir anda tüm kafaların ona döndüğünü fark etti. Hepsi hemde! Kadının ki bile...
Yüzüne baktı adam. Şaşkındı. Saçlarına, gözlerine baktı. Yaşıyordu. Kadında ona bakıyordu işte... Yaşıyordu. Ağlamaya başladı adam ve olduğu yere yığıldı.
Bir doktor koluna girip çıkardı onu dışarı. Gözlerini kadından alamadı. "Yaşıyor. Yaşıyor!"
- Lütfen efendim.
- Yaşıyor!
- Evet ama durumu iyi değil bayım. Dikkatli olmalısınız. Kimseyi hatırlamıyor.
- Yaşıyor.
- Bayım şoktasınız.
- Yaşıyor.
Doktorun ellerinden kurtardı kendini. Koşarak hastaneden çıktı.

Murat IŞIK