30 Eylül 2012 Pazar

Demans

Çok uzun zaman oldu;
Ama hala onu özlemedim Pedro.
Bende mi bir sorun var,
O mu sorunluydu?
Tam olarak kestiremiyorum...
Bazen gözlerimi kısıp,
Düşünüyorum;
Yüzünü aklıma getirmeye çalışıyorum,
Olmuyor.
Sonra iyice sıkıyorum göz kapaklarımı hırslanmış bir çocuk gibi;
Yok!
Tek bir bölgesi bile gelmiyor gözümün önüne.
Oysa,
Hiç aklımdan çıkmazdı Pedro!
Acaba aklımı mı yitirdim?

Murat IŞIK

27 Eylül 2012 Perşembe

Sembolik Şairi Anarken 11 (Böcek)

Böceklerden bahsediyorum.
Köpeğin biri orta yere sıçtı diye rotalarında bir kavis var.
Böcekler işte;
Safları sıklaştırmış,
Zehirli bir ziyafete doğru yol alıyorlar.

Az evvel çıkartıp açtım kutusunu.
Kokusuz ölüm.
Benim iştahıma bir etkisi yok.
Ama onlar heyecanlılar.

Mertçe değil biliyorum;
Savaşın mertliği mi olur zaten?

Böceklerden bahsediyorum.
Ve haince avlanma tekniklerimden.
Üstlerine basmıyorsam,
Korktuğumdan değil;
Üşengeçliğimden.

Murat IŞIK

26 Eylül 2012 Çarşamba

Aitlik (2. Bölüm)

Dur çocuk.
Yapma!
Ele geçirecekler seni...

Öpecekler önce,
Vücudunun her yeri ürperecek.
Soyacaklar,
Koynuna girecekler.
Sevişecekler seninle...
Zayıf düşürecekler.

Sen halsiz uzanırken,
Ellerinin üzerine alacaklar seni bir ilahmışsın gibi.
Önünde eğilecekler,
Dileyecekler senden,
Senden dilenecekler...

Bir kere izin versen,
İnkarları olacaksın.
Bir kere izin versen,
Normalmiş gibi gelecek,
Kendini inkar etmek.

Dizelerin,
Karbon kopyası olacak onlarınkilerin.
Seni kafiyelendirecekler!
Kuralları vardır onların,
Üç' ler,
Sekiz' ler.
Uyacaksın kendinden tiksinerek.

Dur çocuk,
Yapma!
Kafana göre ölmek,
Başkalarınca yaşamaktan daha değerli hala!


Murat IŞIK

25 Eylül 2012 Salı

Sokak Çocukları (1. Bölüm)

Şehrimin çıkmaz sokaklarında,
Sinsi gölgelerde gizlenir çocuklar.
Ben giremem.
Onlar da çıkmazlar.

Elleri kirlidir,
Yüzleri yaşça büyük;
Üstleri pistir.
Ve kalpleri;
Orta pişmiştir tenekede yanan ateşin başında.

Hani bakabilsen gözlerine;
İyi midirler?
Kötü mü?
Anlayamazsın.

Bazen onların manzaralarında gezinirim.
Surların ötesinde;
Sahil kıyısında.
Ben,
Gün batımında şehre bakarken,
Onların tuvalinde bir karartı olur silüetim.

Güneş ardımdan devirilirken;
Üç şeritlik yoldan sıyrılıp yanıma ulaşır,
Ayakkabılarıma sürtünür geçer.
Denize karışıp,
Sallanırlar dalgalarla beraber kafası güzel gölgeler...

Murat IŞIK

24 Eylül 2012 Pazartesi

Lanet (Nibiru)

Sen lanetlendin çocuğum!
Her şey en başından dizilirken aleme,
Karanlık madde kararmamışken daha,
Ve yıldızların çevresine serpiştirilmemişken birbirinden habersiz hayatlar;
Sen;
Deli divane dolan diye ters çizildi yolun!
Soldan, sağa doğru...
Şimdi,
Herkesin aksine hareket etmekle lanetlisin.

Sen lanetlendin çocuğum!
Bir yerlere çarpma korkusu duyacaksın her seferinde bir galaksiye vardığında!
Gözlerini kapatıp,
Titreyeceksin.
Dayanılmaz olacak yaşamak,
Dayanamayacaksın da!

Ama uğraşma boşuna!
İntiharı çok evvel sildim kaderinden.
Sen istediğin kadar ölümün şiddetine kaptırıp kendini, 
Naralar atarak eceline yönlen;
O,
Çoktan yok olmuş olacak menzilinden...
Ölümüne bir çarpışmaya kapadığın gözlerin,
Her seferinde ölümsüzlüğüne açılacak ağlayarak.
Yaşamakla lanetlisin!

Sen lanetlendin çocuğum!
Bir toz bulutu gibi gezecek peşin sıra dalkavuklar.
Asla yalnız kalamayacaksın,
Ama asla gerçek bir sırdaşın da olmayacak.
Yakınında,
Sarılmaya değer her ne varsa;
Geçip gideceksin yanlarından.
Ve tüm güzellikler,
Bir adım gerinde kalacaklar...
Zamansızlıkla lanetlisin.

Murst IŞIK

22 Eylül 2012 Cumartesi

Hayatı Yaşamak

Uzak bir denizin ortasında,
Yeterli miktarda şarap ve peynirle donatılmış bir tekne arzuluyorum.
Herhangi bir sabaha uyanmak,
Ancak o zaman, manalı olabilir...

Esneyip güvertede,
Bir balinanın su fışkırtmasını izlemek;
Ve bir sigara yakıp,
Sıçmak için tuvaletin yolunu tutmak.

Gelde vazgeç hayattan!

Murat IŞIK


21 Eylül 2012 Cuma

Uyanmak (Yağmurlu Bir İstanbul Sabahı Yazısı)

Uyandım.
Pek gerekli değildi oysa...
Keş bir kadına aşıktım,
Çalışmıyordum,
Ve parasızdım.
O gün ne olacağı konusunda hiçbir fikrim yoktu.
Mutluydum.

Diğer insanların mutlu uyanmayı becermelerine şaşıyordum doğrusu...
Konveyör bant düzeninde yaşamanın nesi bu kadar eğlenceli geliyordu onlara?
Sabahın bir vakti kalkıp,
Yatağı topluyor ve gülümsüyorlardı.
Kahve makinasının düğmesine basıp,
Yerlerini ezbere bildikleri şeker ve kaşıklara uzanıp,
Suyun ısınmasını beklerken,
Gülümsüyorlardı.
Yağmurlu bir sabah evden çıkıp şemsiyelerini açıyor,
Gülümsüyorlardı.

Tutarlıydılar.
İntizamlı,
Programlı...
Tanrım ne sıkıcı bir hayat!

Oysa ben,

Uyandım.
Keş bir kadına aşık,
İşsiz,
Ve parasız...

Dün geceye ait tek bir resim yoktu aklımda.
Gelecek güne ait tek bir planım da...
Çevreme baktım.
Bir kedinin gölgesi geçti önümden,
Bir kaplan kadar büyük ve karanlıktı.
Yerde bir adam,
Kendi kusmuğuna yapışmış uyuyordu.
Çıplak bir kadın,
Saçını tarıyordu tozlu bir aynanın karşısında.
Pis ve küçük bir oğlan çocuğu,
Sigara tüttürüyordu onun bacaklarına bakarak.

Tren sesi duyuluyordu yakın bir mesafeden;
Masa üzerinde, akşamdan kalma üç beş şarap şişesi sallanıyordu.
Camlar gazete kağıtlarıyla gelişi güzel örtülmüştü.
Bir hayvan tırmıklamış gibi yer yer yırtıktı;
Ve güneş süzülüyordu bu açık yaralarından.

Nerede olduğuma dair bir fikrim yoktu;
Gülümsedim.
Kendimi yaşıyor hissettim bir şekilde.
Çünkü yaşam,
Fütursuzdu.
Ve yaşamak,
Hiç bir şey hakkında,
Hiç bir şey bilmiyor olmaktı!
Tıpkı doğduğum gün gibi...

Murat IŞIK






18 Eylül 2012 Salı

Çocuk Olmak

Bir savaşın ortasında usandım çocuk olmaktan.
Tutup bir cigara yaktım bizim ihtiyar gibi.
İçime bir nefes çektim,
Öksürttü...

Yaşça büyük bir kadına asıldım;
Güldü geçti kaltak!

Bir bara girmeye çalıştım.
Almadılar.
Sinirlendim!
Sıktım yumruklarımı,
Tam dalacaktım;
Herifler çok iri geldiler gözüme...

Sonra ellerime baktım.
Çok küçüktüler.
Hiç bir işe yaramazlardı!
Bende,
Başıma koydum onları...

Ağlıyorum sandı bir kız,
Geldi yüzümü okşadı.
Küçük insanların şansı da küçük oluyormuş;
Yüzüne bakınca anladım...

Çirkinin tekiydi!
Tam bir üretim bandı hatası.
Yüzümü ekşitip,
İttim elini.
Zırlayarak uzaklaştı.
Belki küçüktüm;
Ama zevksiz değildim...

Uzun bacaklı kadınlar,
İri bar fedaileri,
Sokak köpekleri...
Büyümem lazımdı bir an önce!
Bunca pislikle baş etmenin başka bir yolu gelmiyordu aklıma...

Murat IŞIK


17 Eylül 2012 Pazartesi

Dönem Ödevi

Sisli bir ocak sabahı. Kararmış içlerimizle oturmuşuz ahşap kokulu eski sıralara, ellerimizdeki kalemlerle kurşuni bir hayat karalıyoruz. Kadın tahtayı siliyor tozu dumana katarak. Cama bir kuş konuyor içeri girmek ister gibi. Herkes bir başkasının yerinde olmaya özeniyor...
Dönem ödevleri alınacak derslerin isimleri yazılıyor önce tahtaya. Sonra yanlarına kaç kişilik kontenjan olduğu. Her birine dört kişi düşüyor. Ellerimizdeki kağıtlara almak istediğimiz dört dersi en çok istediğimiz ilk sıraya gelecek şekilde yazmamız isteniyor. Ben ilk defa edebiyat yazıyorum. Dört seçeneğe birden. Kural ihlallerini seviyorum.
Kağıtlar toplanıyor. Bilmediğimiz bir sistemle mevcudiyetimiz dörtlü gruplara dağıtılıyor. İlk defa bir puslu ocak sabahı ben, şiddetle arzuladığım bir şeye inatla sahip olunabileceğini anlıyorum. Edebiyat 1. Sıra Murat IŞIK.
"Çok arzulamışsın belli" diyor kadın. "Bir konun var mı peki?"
"Aziz Nesinle görüşeceğim!"
Sınıfta bir kıkırdama...
"Aziz Nesinle?"
"Evet efendim."
Gülümsüyor kadın. "Eğer olmazsa diye; sana, Şeker Portakalı' nın özeti de olabilir diye not alıyorum" diyor kadın.
"Hayır öğretmenim. Ben Aziz Nesinle görüşeceğim. Şeker Portakalını okudum..."

Sisli bir ocak akşamı. Eve gidiyorum. Annem açıyor kapıyı. "Benim Aziz Nesin' le görüşmem lazım" diyorum. "Dönem ödevi için."
"Tamam" diyor kadın. Başkaca bir şey demiyor. Bende sormuyorum. Konuyu kapıyoruz.

Sabahları erken kalkıyorum. iki kapılı ahşap bir elbise dolabım var. Sihirli birşey. Askıdaki kıyafetleri en sağa itip, içine başucu lambamı koyup biraz beklediğimde, sıcak bir mağaraya dönüşüyor. Yanıma bir kitap alıp giriyorum içeri. Her sabah. Aksatmadan. Gülüyorum. Bazen gözlerim doluyor sadece. Bazen ağlıyorum. Ne çıkacağı belli olmuyor sayfalardan.

Okulda bir gün öğretmen yanıma gelip saçımı okşuyor. "Aziz Nesin kalp ameliyatı olmuş" diyor bana. "Tam da sırasıydı" diye geçiriyorum içimden ama öyle demiyorum tabii. "Daha vaktim var" diyorum sadece. "Var." diyor kadın.

Eve gidiyorum. Kapıyı annem açmıyor. Oturup salonda bekliyorum.
Kapı açılıyor. Annem geliyor eve. Yanına gidiyorum. "Aziz Nesin kalp ameliyatı olmuş. Tam da sırasıydı!"
"Aaaa" diyor annem. "İyi miymiş peki?"
Yüreğim sıkışıyor. Benim niye aklıma gelmemişti ki bu. İyi mi ki acaba? Yüzüm düşüyor hemen. İyi mi? Tanrım! O zamanlar herkes kalpten ölüyor. Atarsa yaşıyorsun, durursa ölüyorsun sistem basit. Hayat tek bir organın tekelinde. Ve Aziz Nesinin ki arızalı...
Yüzüme yansıyan dehşete, gülümsüyor annem. "Korkma" diyor. "Daha vakit var."

Birkaç hafta sonrası. Eve geliyorum. Annem evde. "Süpriz" diyor bana bakıp. Elleri boş. Boş elle yapılan süprizlerden pek hoşlanmam. Annem bu durumdan sıkıldığımı fark edip hemen konuya giriyor. "Aziz Nesin' le buluşacağız cumartesi."
Komik adam yaşıyor. Seviniyorum buna. Gidip bir kitabını çekiyorum kütüphaneden. Bir hikayesini açıyorum. Garba Açılan Pencere. Güldürüyor beni komik adamın satırları. Arka kapaktaki resmine bakıyorum. Onu tanıyorum. O beni tanımıyor. Sanırım benden daha heyecanlıdır! diye geçiriyorum içimden.

Cumartesiye kadar pek aklıma gelmiyor bu konu. Sadece bir kız var sınıfta hoşlandığım. Ona hava olsun diye hocanın yanına gidip "Bu cumartesi buluşuyoruz Aziz Nesin ile" diyorum. "Saçımı okşuyor. "Güzel gözlü kadın halletti demek" diyor. Pastadan aslan payını anneme vermesi hoşuma gitmiyor ama bir şey demiyorum. Havamı atmışım amacıma ulaşmışım. Yeşil gözlü sevgilim bana gülücük fırlatıyor...

Cumartesi sabahı her zamanki gibi kalkıyorum. Başucu lambasının fişini çek, dolaba yakın fişe tak. gömlekleri sağa it. Lambayı koy çekmecelerin üstüne. Düğmesine bas. Bir kitap kap. İçeri gir. Kapıyı kapat. Bir rüyaya dal.

Dolabın kapısı açılıyor. "Yakacaksın evi bir sabah" diyor annem. Gülümsüyor ama. Öfkeli değil. Bende komik adamın satırlarından birini okuyorum. Kahkahayı patlatıyorum. Benim gülmeme gülüyor o daha çok. "Hadi" diyor. "Çık dışarı bu gün özel bir gün."

Bir gömlek seçiyor, Bir de kot altına. Bir çırpıda giyiniyorum. En çirkin zamanlarım. Saçlarımdan nefret ediyorum. Şekil almıyorlar. Yana doğru tarayıp biraz da jöle sürüyorum. Memnun değilim ama olsun.

Evden çıkıyoruz. Arabaya biniyoruz. Bir yerde duruyoruz. Annem bir tatlı alıyor. Hediye pakedini bana veriyor. Ben paket kucağımda çevreyi izleye izleye komik adamla gülmeye gidiyorum. Mutluyum.

Teşvikiye' ye geliyoruz. Gri apartmanlar. Annem bir yere park ediyor. İniyoruz. Metal bir kapının önünde duruyoruz. Annem elindeki kağıda bakıyor. Burası diyor. Zillere bakıp birine basıyor. Kapı açılıyor. Karanlık önce. Sonra birden ışık yanıyor. Asansöre binmiyor merdivenden çıkıyoruz. Bir kadın kapıda bekliyor bizi. Bana gülümsüyor. Bende ona gülümsüyorum. Kadınlara asla dayanamam...

Bizi içeri davet ediyor. Annem elimdeki paketi vermem konusunda beni uyarıyor. Bunu komik adama vermeyecek miydik? Her neyse kız gülümsüyor tekrar. Ah o gülümseme. Veriyorum paketi gidiyor...

İçeride ışık çok az. Annem sevmez loş ortamları. Daha çok bana uygundur. Etraf dağınık. Ahşap dolaplarla kaplı her yer. Duvarlar pek görünmüyor. Ortalıkta kitaplar. Eski bir ev bu. Kitap ve ilaç kokulu bir ev. Komik bir adam için fazlaca gri bir ev. Huzursuz bir ev. Kız geri geliyor. Ben hocama yardıma geliyorum diye açıklıyor mevcudiyetini. Annem kapı önü merhabasından daha samimi bir şekilde kendini tanıtıyor. Sonra da beni. Kız saçımı okşuyor.
"Birazdan gelir" diyor. "Siz içecek bir şey arzu edermisiniz bu arada?"
"Sadece su lütfen" diyor annem. Bana bakıyor. Başımla onaylıyorum.
Ağır bir gölge geliyor yavaşça. Yaşlıca bir adamcağız. Yürümek için bir bastonu var. Bakıyorum o değil. Sonra yaklaşıyor.
O...
Zayıf. Çok zayıflamış. Annem ayağa kalkıyor. Bende tabii. Şaşkınım. Resimlerdeki gibi değil. Yüzü çökmüş. Gözlerinde o muzip ifade yok. Ev gibi karanlık. Gri. Olduğundan yaşlı. Annemin elini sıkıyor. Hepsi gülümsüyorlar. ben şaşkınım. Sonra bana dönüyor herkes.

"Merhaba küçük adam."

Murat IŞIK





 

14 Eylül 2012 Cuma

Aitlik (1. Bölüm)

Dur çocuk!
Gitme!
O taraf karanlık,
Issız,
Ve acımasız.
Orada yaşayanlar,
Vahşi,
Ve hilekar.

Seni kandıracaklar...

Ellerini tutarsan,
Seni dokunuşlarıyla şehvetlendirirler.
Gözlerine bakarsan,
Büyülenirsin.
Mavilik gibi gelir önce;
Güzeldirler.
Gittikçe lacivertleşir,
Ve sonunda kopkoyusuna gömülürsün asil ve siyah rengin.
Farkında olmadan seni;
Derinlere çekerler...
Göz gözü görmez orada çocuk!
Sislidir.
Öyle bir duman sarar ki etrafını,
Sadece görmeni engellemekle kalmaz;
Esrar kokar.
Bir nefes alsan burun deliklerinden,
Kafan güzel olur...
Sesler duyarsın dört bir yandan.
Deniz kızları misali şaşırtırlar yolunu kulak verirsen.
Sonunda;
Onların olursun.
Ama asla onlardan olamazsın...

Yapma çocuk!
Gitme.
O taraf karanlık ve ıssız.
Bakma kalabalık gözüktüğüne!
Bir bakarsın,
Bir yabancısın aralarında,
Bir bakarsın,
Bir yabancı duruyor baktığın aynada!
Bir dozla bağımlı olursun ait olmaya.
Sonunda varlığın kölelik,
Özgürlüğün ölüm olur.
Kendine yabancılaşırsın...

Murat IŞIK









13 Eylül 2012 Perşembe

Vedalaşmak

"Vedalaşmayı bilmem ben pek" dedi çocuk.
Kız ona acıdı. Yüzüne şevkatli bir bakış yerleştirip;
"Demek kimseden vazgeçemiyorsun" dedi.
"Yok" dedi çocuk. "Ben vedalaşmadan çekip giderim."

Murat IŞIK

5 Eylül 2012 Çarşamba

Lanetli Düşün Artıkları



Uzak değil;
Hırpani sevişmelerin az ötesinde duruyor naif sevdalar.
Önlerinde zamane ölümlülerinden bir duvar,
Yığınlarla dizilmiş üst üste;
Çıplak erkek ve kadınlar.

Vahşet gibi gelmiyor bakanlara;
Muhtemelen onlar da,
En az orada yatanlar kadar günahkarlar...

"Bir insan hurdalığı gibi düşün" diyor bir kadın...
"İhtiyaç içinde olanlara; Ne ararsa var!"
Haklı gibi...
Belden aşağısı olmayan çirkin bir kadın;
Güzel ve taze bacakları olan cesetleri kurcalıyor.
Kendine yeni bir çift bakıyor.
Hazır eli değmişken bir de kafa bakmalı kendine diye geçiriyorum içimden.

Bir diğeri;
Elinde bir dikiş makinesi,
Ten renkleri farklı insanlardan çıkarılmış parçalarla yüzünü yamıyor.
Belki iğrençler,
Ama;
En azından ırkçılıktan uzaklar...

Adamın birinin gözünü kemiriyor bir kuzgun;
Koşup kovalıyorum.
Biraz kanat çırpıp geri geliyor.
Bir kez daha saldırıyorum.
Bir manevra daha...
İnadından usanıp,
Bırakıyorum.
"Ne halin varsa gör orospu çocuğu!"
İplemiyor küfrümü,
Ve;
Kaldığı yerden devam ediyor ziyafetine.

Az ileride,
Bir kadının göğüs uçlarında toplanıyor sıçanlar.
"Yazık!" diyorum...
Güzelim bedenleriyle,
Kuzeydeki ırkın şaheserleri,
Mındar oluyorlar.

"Bütün bunlardan sorumlu olan biri olmalı!" diye bağırıyor bir rahip.
Bir elinde Porto şarabı,
Bir elinde tahtadan bir haç;
Hem sallanıyor,
Hem de ölüme lanetler yağdırıyor.
"Boşuna suçluyorsun azraili peder!" diyorum.
"Çıplakken gelmiyor ölüm!"
"Öldükten sonra sizinkiler soyuyorlar..."

Murat IŞIK




3 Eylül 2012 Pazartesi

Uykusuzluk

Herhangi bir sezgi değil,
Başkaca bir birsey.
Bir kedinin kara gölgesine bakıp,
Rengini bilmeksizin,
Peşin bir hüküm yazmak gibi batıl!.
Kıcımı kaşısam kesmeyecek biliyorum.
Saçımı çekip,
Dilimi ısırmış olmam;
Bir rüyadan uyanmam için yeterdi belki...
Eğer kendi kullanmadığım araçlarda,
Uykusuzluk sendromum olmasaydı.

Murat IŞIK