31 Ocak 2012 Salı

Büyümek


BÜYÜMEK
Bir sonbahar öğleden sonrasıydı. 
Tam mevsime uygun bir kararsızlık vardı gökyüzünde. Güneş bulutların ardından bir kadını gizlice takip eden platonik aşık gibi bir görünüp bir kayboluyordu. 
Sahilde inip susmak, yalnız kalmak ve belki birkaç satır yazmak için tüm şartlar oluşmuştu. Bu davete karşı koymadım...
Tam gözlerimi kapatmış, rüzgar ve dalgaların ahengiyle boyut değiştirecekken; bir çocuk sesinin, gözyaşları ile tuzlanmış küfürleri ile yeniden bu zamana çekildim.
Ellerini kumlara vurup ağlıyor; ağlarkende sövüyor, üstelik tiz sesi ile vurgularını doğru kullandığı tüm küfürlerde ağzına yakışıyordu. Aradabir gözlerini gökyüzüne çevirip sanki affedilmeyi diler gibi bir hareket yapıyor sonrasında etrafına bakınıp gelen geçen olmadığından emin oluncada yaşların ve çığlıkların şiddetini arttırıyor ve bunu kesintisiz tekrarlıyordu.
Bir başkası olsa yanına gider belki onunla konuşmaya çalışır, teselli etmek için çaba sarf ederdi.
Ama ben sadece izledim. İçimde acımak adına tek bir duygu olmadan; duygusuzluğuma acınacak halde olduğumu bilerek...
Nedeni niçini beni hiç ilgilendirmiyordu. Salt olarak ağlaması ve anını istediği gibi utanmaksızın yaşıyor olmasıydı önemli olan. Ağlıyordu işte. Adamlıkmış, erkeklikmiş aldırmadan. Kurallarını satmış halde dünyanın...
Sonra kalkıp yerinden rahatlamış bir halde koşarak uzaklaştı.
Kıskandım sanırım.
O gün huzur bulmak ve belkide birşeyler karalamak için gittiğim sahilden eski bir huzuru bularak ayrıldım. Tek satır bir notla...
Büyüme be çocuk. Ağlamaman için değil böyle özgürce ağlayabilmek için büyüme...

Murat IŞIK