29 Şubat 2012 Çarşamba

Atlamak

Hiddetle evden çıkmış, arabama oturmuş ağlıyordum. Arada bir direksiyon simidini yumrukluyor, küfür ediyordum. İnanmak zor gelir bazı şeylere. Sonra inanır gibi olduğunu sandığında bir karar verirsin. İlk verdiğin kararlar genellikle yanlış olur. Bunu iyi bildiğimden, o anki kararımı uygulama konusunda daha bir ısrarcı oldum sanırım. Arabayı çalıştırıp hafifçe ilerledim. Ara yollardan çıktıktan sonra otobana bağlandım. Doğu mu? Batı mı? Araba sağa çekiyordu zaten. Doğuya döndü kendiliğinden. Karşıma çıkan ilk markette durdum. Gözyaşlarımı silmeden daldım içeri.

- Torba lütfen? 
- Buyrun.

Akımın kestiği kadarını doldurdum. 

- Ne kadar?
- 96 TL hepsi.
- Al
- İyi misiniz bayım?
- Size ne bayım.
- Yok ben... Biraz...
- Şu lanet paranın üstünü verecekmisin?
- Al be! Ne halin varsa gör. Manyak herif.

Paranın üstünü alıp soldaki çöp tenekesinin yanına bıraktım. "Biri benden bir bira içsin."
Arabaya dönüp bir sigara yaktım. Camı açmadım ama radyoyu açtım. İki fırt çekip biramdan, ilerlemeye devam ettim. Ağlamak yaz yağmuru gibidir. Geçip gitmişti işte.

10 saat kadar yol gitmiş olmalıyım. Boktan arabamın saati çalışmıyor sadece bir tahmin. Boş şişeleri saydım. Doğru. Yaklaşık on saat eder. Sonunda bir tepenin inişinde deniz göründü. Aniden fren yaptım. Çevrem toz kaplandı. Hemen camı açıp tozu çektim içime. Yavaş yavaş dağılırken. Hepsini ben içmişim gibi hissettim. 10 metre kadar yüksekti. Fazla bir şey değil yani. Bir iki adım atıp aşağıya baktım. Bir kaya burnunun ucunu gizlemişti. Biraz gerildim. Sonra tüm gücümle koştum ve atladım.

Ruhum yerinde kalmak istiyormuş ama bedenim onu çekiştiriyormuş gibi karıncalandı her yanım. Ellerimi kollaraımı bir kuş gibi salladım dairesel hareketlerle. Bir yandan da çığlık attım.  Sonra cuppppp. Soğuk. Ne kadar güzel bir soğuk. İlk önce omuzlarım üşür hep suya daldığımda. sonra bedenime yayılır. Suyun altında durdum nefesim yettiğince. Sonra çıktım. Kocaman bir küfür ettim, yamaçtan yankı buldu. Kendime söver gibi. Tekrarladım. Tepeden bir kadın çığlığı geldi. Birkaç ta çocuk sesi. Sonra sesin geldiği yöne baktım. Bir adam ciddiyetle aşağıyı inceliyordu. Ona el salladım. Beni gördü. Sonra hareket çektim. Göremedi sanırım. Bir daha yaptım ve "ne bakıyorsun lan" dedim tırsıp kaçtı. Bu sefer görmüş olmalı diye düşündüm. üstümdekiler ağırlık yaptı çıkardım. çırılçıplak yüzdüm.

Bir tekne koya giriş yaptı. Gelmesini izledim gülümseyerek. Sanki beni almaya gelmiş gibiydi. Ama el sallamadım. Gitmek istediğimden emin değildim. Yakın bir mesafede zincirin denize düşme sesi geldi. Benim suya düşüşüm daha şaşalıydı. Heme suya daldırıp kafamı zincirin şıkırtılarını dinledim. Tekne dümeni kırıp kıç tarafı bana dönük bir şekilde durdu. İngiliz bayraklıydı. Kendini beğenmiş götler. Boktan çaylarını güzelleştirmek için sütle içen sevimsiz piç kuruları. Ağızlarında hep bir zenci şeyi varmış gibi zorlayarak konuşurlar.

Gitmek zamanı olsaydı böyle olmazdı diye düşünüp sahile yöneldim, kayalıklara doğru. İnmek kadar kolay değildi çıkmak. Üstelik kıçım açıktaydı. Birkaç martı etrafımda pike yaptı ben tırmanırken. "Boşa beklemeyin leş kargaları. Ben o eşiği düşerken atladım..."

Murat IŞIK