12 Şubat 2012 Pazar

Elektrikçi

ELEKTRİKÇİ

Kan ter içinde çıktı ameliyathaneden. Hemen çevresini sardı insanlar. "Nasıl geçti doktor? Lütfen bir şey söyleyin."
"Ölmeyecek" dedi sadece. O haber "iyi geçti" olarak algılanıp o yönde aktarıldı kulaktan kulağa. Sonunda öyle bir hale geldi ki; iki güne çıkacağı bile söylendi.

Bir hastane odasında açtı gözlerini. Beyaz floransanlar gözlerini aldı. Kafasını oynatmak istedi. Başaramadı. Gözleriyle önce bakabildiği kadar sola sonra sağa baktı. Seslenmek istedi, sesi çıkmadı. Vücudunu hissedemiyordu. Ürkmüştü. Bir süre öylece kaldı.

Kadın odadan içeri girdiğinde, çocuk gözlerini tavana dikmiş duruyordu. Bu durumla yüzleşenin, kendisi olmasını istemedi. Hemen gidip doktora haber verdi.

Hastalarının en sevdiği halleri, narkozlu, baygın yatarken ki halleriydi. Ölümü ve acıyı umursamadıkları yegane an oydu. Korku duymuyorlardı. Bazıları rüya bile gördüklerinden bahsetmişlerdi. "Bence tüm hastalar tamamen iyileşene veya ölene kadar, yapay koma halinde kalmalılar" demişti bir arkadaş ortamında. Bu sözü pek hoş karşılanmamıştı. İnsani değerlerden yoksun olduğu yaftası bu konuşmanın sonrasında yapışmıştı üstüne.
Hemşire gelip çocuğun gözlerini açtığını söylediğinde de, bu düşünceyle hareket etmiş olacak ki; pek mutlu gözükmedi.

Çocuk kapının açılıp kapandığını duymuş, gözlerini her yönde döndürebildiği kadar uca döndürmüş, fakat kapıyı bulamamıştı. Ellerini hareket ettirmek için birkaç dakika daha çaba sarf edip, sonra vazgeçti. Zihni yorulmuştu. Bedeni ne durumdaydı acaba. Yorgun muydu? Üşüyor muydu. Bunları düşünürken dehşete kapıldı. Acaba tümü orada mıydı?

Doktor koridorun başında gözüktüğünde, otlağa dağılmış koyun sürüsü gibi duran insanlar bir hareketlenme ile, istemsiz bir hilal diziliminde kapının önünde toplandılar. Kalabalık üstüne üstüne gelirken, bir kanamayı durduğu andan daha büyük bir heyecan hissetti üzerinde. Hasta yakınları hastanelere sokulmamalı diye düşündü. Bu düşüncesini ezen bir yapay sırıtma yerleştirip dudaklarına; "Hastamız gözlerini açmış. Durumuna bakmaya geldim" cümlesini, bir bakanın, peşindeki gazetecileri geçiştirme politikliği ile söyledi. Bu sırada eli kapıdaydı ve insanların mimiklerini beklemeden içeri girdi.

Çocuğun baş ucuna geldi. Gözlerine baktı. Ne kadar güzeldi. Ona gülümsedi. Çocuk ta onun gözlerinin içine bakıyordu ama benzer bir tepkide bulunmadı. O an anladı.

Doktor kendisine gülümsedi. Çocukta doktora gülümsedi. Ama doktorun yüzünde bir keder belirdi aniden. Bir terslik mi vardı?

"Bir kaza geçirdin" dedi doktor. "Hastanedesin."
Çocuk "biliyorum" demek istedi yapamayınca gözlerini kapayıp açtı.

Bilinci yerindeydi. Durumunun farkındaydı. Akıllı bir çocuktu belli. Konuşma yoksunluğunu sezmiş ve hemen bir çözüm üretmişti. "Bunu hissediyor musun" diyerek çocuğun elini tuttu. Gözlerini kırpmadı bu sefer çocuk. Demek ki hissetmiyordu. Emin olmak için bir iki farklı noktaya daha basınç uyguladı. bu sefer "Ya bunu" derken sesinin tonu yükseldi. Neden bunu yapardı ki insanlar? Birinin konuşamıyor olması, duymuyor olduğu anlamına gelmezdi. Hem az evvel evet anlamında gözlerini kırpmıştı çocuk. Demek ki duyuyordu. Aklını toplayıp çocuğa baktı tekrar. "Korkma" dedi sadece. Bu sefer sesinin tonu yumuşak ve şiddeti azdı.

Doktorun "Bunu hissediyor musun" diye bir kaç kez sormasından sonra; uzuvlarının çoğunun yerinde olduğuna kanaat getirdi çocuk. En az beş kere sormuştu. İki kol, iki bacak, birde vücuttan hesaplasa bütünlüğü sağlıyordu. Birde kıpırdasalar...

Doktor kapıdan çıkınca bıraktığı kalabalığın fazlası ile karşılaştı. Yeniden bir hilal oluştu önünde. Basın mensuplarına bu sefer daha açık konuştu. "Hastamızda hissetme sıkıntısı var. Geçici olabilir, araştıracağız." dedi. Gayet netti. Gelin görün ki dinleyenler senaryoyu başka yazdılar.

Çocuk felç olmuştu. Vah Vah lıktı. "Öyle dendi ya canım az evvel". Tamam belki Fransızca gibi nazik söylendi ama... Tetkikleri metkikleri beklemeye gerek yoktu. Bir tekerlekli sandalye nereden bulunurdu? Bunlar konuşulmaya başlandı ıssız köşelerde. Birinci dereceden uzak herkes için, burada yapılacak birşey kalmamıştı. "Allah sabır versin" diyerek çekildiler. Kimse geçmiş olsun demedi; zira geçmeyecekti.

Çocuk bir ses çıkardı ağzından. Kıçından çıkmış gibi bir ses ama olsun. Dudaklarını hissetti nefesinin esintisiyle. Dilini döndüremedi. Demin dudaklarını bile hissetmiyorken ki halinden ise, bunu tercih etti. Ve gülümsedi. "Şimdi gelsin işte doktor. Gülücükler atayım sevinsin o da." diye geçirdi içinden. Gözlerini, doktorun geldiği yön olan sağa çevirdi ama kapının "muhtemelen" olduğu yeri göremedi.

Doktor, odasında; ameliyatın tümünü kafasından tekrar geçirdi. Sinirler ne sinir şeylerdi? Uç uca eklenirlerdi de ayar tutmazlardı bir türlü. Biyonik elektrikçilikti tam olarak yaptığı. Kısa devre nerededir bulmalı onarmalıydı. Ama önce çocuğa durumu izah etmeli diye düşündü.

Murat IŞIK