6 Şubat 2012 Pazartesi

Tarabya


TARABYA
Çocukluk yıllarım.
Tarabya.
O küçük hayallerin gizlendiği, kocaman ev.
Hala birileri ebeymişte, benimse saklanmak için çok az zamanım varmış gibi heyecanlanıyorum yatak odasındaki gardrobu gördüğümde.
Babamla top oynuyoruz evin içinde ve o hala yalancıktan yeniliyor bana.
Bahçedeki ceviz ağacıyla yaşıtız. Köpek kulübesinin tel örüsünden büyüğüm ama kulübenin kendisinden küçük.
Çatıdaki güvercin yuvası çoktan sıvayla kapatılmış, geriye de; tavan arasında bir tüyleri birde pislikleri kalmış.
Garajın kapısında üzerinde katmanlarca boya da olsa, altında; hala sprey boyayla yazılmış yazılarım var.
Ve hala babamın bu serseri işleri bana kondurmayıp ta, komşunun çocuklarını azarlayacağından eminim o gün olduğu kadar.
Suları yoktu bu şehrin bir zamanlar.
Banyomuzda hiç bol su ile yıkanamadığımızı hatırlıyorumda, babamın o kuyuyu açtırdığı günü ve açılış kutlamamızı daha bir gülerek anımsıyorum.
Lambirili odam, sırdaşım. İlham kaynağım.
Ahşap zemininde hala kamburu var ve sonradan eklendiği için, zamanla duvarı evin genelinden kopup; daha yatık bakıyor hale gelmiş toprağa. Ben belkide bu odayı, evden bağımsızlaştığı ve bana özelleştiği için bu kadar çok seviyorum.
Bahçemiz eskiden daha büyüktü aslında,
Sonra birileri gelip, oranın; aslında bizim olmadığını söylemişler babama.
Babam uysal adam, yarısını veriverdi onlara;
O gün de çok ağlamıştım,
Bugün hepsini vereceğini söylediğinde de, aynıyım...
Şimdi birileri gelecek;
Gardolabımı, eski güvercin yuvamı, garaj kapısına yazdıklarımı, köpek kulübesi ve tellerini, babamın atamadığı gollerini, yani beni ben yapan o çocukluk günlerimi alacak; üstüne kağıtan yapılma bir gelecek verecekler.
Murat IŞIK