20 Mart 2012 Salı

Çeşit Çeşit Gitmek

Cümleler doğum sancıları çekerken beyaz sayfaların aydınlığında; bir kağıt, kesiyor elimi. Suçlayacak birini arıyorum. "Siktir git be kadın!" diye bağırıyorum. Sorgulamaksızın;
Gidiyor.
Kafam dağınık. Kelimeler, zihnimin içinde; yağmaya yüklü bulutlar halinde dolanırken, düzensizce çakan şimşeklerde, bazıları daha bir parlıyor. İngilizce bir tanesini, baş parmağım ve işaret parmağımla tutup, yakalıyorum kırılma noktasından. Mıncıklıyorum. Ne geniş anlamları var. Şaşıyorum. Tam bir karşılığı yok üstelik benim lisanımda. Kıskanıyorum. Alayına sövüyorum o dilde yazabilen yazarların. Aklıma gelen tüm dillerde üstelik! Bir tanesini üstüne alınacağı tutuyor bir kadının. "Sensin o!" diyor. Kızıp;
Gidiyor.
Bir kelime daha buluyorum. Bu sefer hecelemeyi başaramıyorum. Ne kadar uzun tanrım! Denedikçe kayboluyorum harflerin aralarında. Bir yandan da televizyonun aptal sesi aklımı çeliyor. "Sesini kıs bari şunun be kadın!" diyorum. İnadına açıyor. Sinirlenip, sansürsüz yazılmış bir cinayet hikayesi fırlatıyorum üstüne. Eğilip sıyrılıyor öykünün baş rolü olmaktan. Ama tırsmış olacak ki;
Gidiyor.
Eski köhne bir pansiyondayım şimdi. Her yer rutubet kokuyor. Duvarda yeşilli beyazlı, kabarmış küfler. Elimi sürüyorum. Parmaklarıma bulaşıyor önce. Sonra parmaklarım başlıyor çürümeye. Koluma sıçrıyor kangren gibi. İzliyorum. Boynuma kadar istila ediyor bedenimi. Tam kafama yürüyeceklerken, olduğum yerde sıçrıyorum. Dökülüyorlar. Kendilerini ne sanıyor bu zavallı yaratıklar? Kadın elinde süpürgesiyle gelip toplamaya başlıyor ortalığı. "Dur" diyorum. "Dokunma artık ne olur. Bırak pis kalsın!" Umursamıyor. Döküp saçmama o kadar alışmış ki, silip;
Öyle gidiyor...

Murat IŞIK