7 Nisan 2012 Cumartesi

Evsiz

Uyandım. Kucağımda bir kadın garip iniltilerle zıplayıp duruyor. Şaşkınlık içinde ittim onu. Yataktan düştü. Bir süre bakındım kalkmadı kimse. Öldü sandım. Biraz doğruldum. O sırada kafasını kaldırdı. Saçları yüzünün önünde ve darma dağındı. Sağ eliyle onları geriye itip, yüzüme baktı. Derin bir nefes verdi. Sonra "vaovvv" dedi. Kesinlikle sarhoştu...
- Ne oluyor? Neredeyiz? Sen kimsin?
- Senin evindeyiz.
- Saçmalama be kadın! Benim bir evim yok ki!
- Bardan çıkınca "bana gidelim" dedin. Buraya geldik.
- İnandın sende!
- Anahtarla açmayı beceremeyince de, bir tekme salladın açıldı kapı.
- Sen de izin mi verdin!
- Kararlı bir hareketti. Hoşuma bile gitti aslında.
- Tüm çatlaklar beni bulur zaten!
- Sonra, sen odaya girdin. Ben tuvalete girdim. Geldiğimde uyumuştun.
- Sende fırsat bu fırsat beni becermeye başladın öyle mi?
- Aynen öyle hayatım.
- Hayatım mı? Senin hayatını ne zaman ele geçirdim? Kalk kızım kalk! Yürü. Hemen buradan uzayalım. Bu ev kesinlikle benim değil.
- Emin misin?
- Öncelikle bir evim yok! Eğer olsaydı bile, duvarları beyaz ve perdeleri bu boktan desenlerle bezeli olmazdı.
- Ama içeride senin resimlerin var!
- Siktir. Ciddi olamazsın!
- Sen ve şu sarışın kadın.
- Dünya üzerindeki tüm sarışınlar beni becermiştir muhtemelen! Hangi sarışın?
- Yeşil gözlü zayıf birşey.
- Şu resmi kapıp gel hemen de ne çeşit bir belanın içindeyiz anlayalım...
Tanrım! Bir kadının yatağında tecavüze uğruyorum. Üstelik, muhtemelen iyi tanıdığım bir kadının, bana ait olmayan yatağında!
- Hadi acele et!

Murat IŞIK