13 Nisan 2012 Cuma

Harcananın Dramı

Bir kağıt parçası tutuşturdu elime.
- Yalvarıyorum bunu ona ulaştır. Ölüm kalım meselesi anlıyor musun?
- Sen beni anlamıyorsun asıl. Dinlemiyorsun. Onu görmüyorum çok uzun zamandır. Nerede olduğunu bilmiyorum. Belkide ölmüştür.
- Öyle deme! Sakın öyle söyleme! Yaşıyor o! Ölse bilirdim. Yaşıyor.
- Bir bok bildiğin yok. Kimsenin yok.
- Sana gelecek nasıl olsa! Senden vazgeçemez. Hepimizden geçer ama senden asla. Ne olur al bunu. Gelince ona ver.
- Ya çıkıp giderken haber verdi mi ki bana. Nereden çıkartıyorsun döneceğini. Üstelik bana döneceğini. Onu gitmeye en çok yaklaştıran kişiye. Saçma!
- Kahretsin ki seni seçti! Senin yüzünden gitti doğru. Evet. Hepimiz dururken sırf senden gitmek için gitti. Bu yüzden sana dönecek. Senden vazgeçemez biliyorum. Gelecek!
- Ne kadar zaman oldu gideli? Gelse çoktan gelirdi. Dediğin gibiyse eğer! Yani benim için dönecekse; çoktan gelmeliydi. Hiç kimse bu kadar geçe kalmaz. Sende boşver gitsin. Harcamış seni işte. Yok yere hemde! Baksana bana. Halime bak. Benim için. Hah! Öyle diyorsun ya senin için diye. Benim için işte! Bak bana dikkatlice. Bu bile onun ne kadar salak olduğunu göstermez mi?
- Belki. Ama o seni sevdi. Aşk işte. Senin gibi bir göte bile duyulsa, algılarını kapatıyor insanın.
- Ne çıkarıyorsun yani bu durumdan?
- Aşkı bildiğini. Senin hiç bilemeyeceğin gibi.
- Mazoşistsiniz hepiniz!

Murat IŞIK