3 Mayıs 2012 Perşembe

Fırtına

Fırtınanın gözündeyim. Çevremde dolanıyor kökünden sökülmüş ağaçlar. Bir evin kiremitleri peş peşe dizilmiş uçuşuyor göçmen kuşlar misali. Soldan sağa doğru akıyor hayat, girdabın kısır döngüsünde.
Şimşekler çakıyor. Maddelerin içinden geçiyor yıldırımlar. Röntgenleri çekilirken, canlı cansız tüm bedenler ne kadar da birbirine benziyorlar... Toz olup karışıyorlar hayatın akışına, bir şehrin canından koparılmış tüm parçalar. Yaşayanlar ve yaşayanlar yaşasın diye yaratılanlar! Hepsi eşit şimdi kaosun gerçekliğinde.
Kafamı kaldırıyorum gökyüzüne. Yıldızlar var. Her yanım gün, yukarım gece. Uzayın serinliği iniyor üstüme eksi dereceleriyle. Kara maddeye bulanacağımdan korkup ellerimle yüzümü kapıyorum.
"Nasıl olacak?" sorusundan o kadar sıkılmış ki korkuyla beslenmiş ruhum; tam olacakken her şey, eğer bakmazsam, bir şansım varmış gibi geliyor da gözlerimi kapıyorum nafile bir refleksle. Hani katilin yüzünü görmezsem belki öldürmez beni diye umut ederek.
Ama bu merak ne garip bir his. Yeniliyorum. Her nereden gelecekse ölüm; görmek istiyorum. Hile yapıyorum parmak aralarımdan minik gözetlemelerle.
Bir yanım ölmek, bir yanım yaşamak istiyor. Ölmek isteyen yanımın tutarlı sebepleri var da, yaşama tutunan yanım; sadece genetik kodlamamdan kaynaklanıyor.

Murat IŞIK