23 Şubat 2013 Cumartesi

Nöbet

Durmuş kalabalığın ortasında, çevresindekilere aldırış etmeksizin bağıra çağıra o şarkıyı söylüyor. İğrenç bir sesi var!
İnsanlar, bir koruma kalkanı varmışcasına; hafifçe açılarak geçiyor etrafından. Her birinin gözlerine bakıyor. Onlar utanıyorlar, o utanmıyor...
Bir kıza takılıyor gözleri. Kız durmuş köşe başında, onu seyrediyor. Simsiyah bir makyajı var. Gözleri bir yıldız gibi parlıyor sokak lambasının illüzyonuyla. Dudaklarına bakıyor; tanıdık kelimeler dökülüyor kızınkilerden. Birlikte şarkıyı söylüyorlar kalabalıkların arasında.
Birden sıkılıyor içi. Birinin keyfine ortak olmasını sevmiyor. Yalnızlığına tecavüz ediliyor sanki. Ve sanki, umarsızlığının ırzına geçiliyor.
Umursuyor o an!
Nefret doluyor içine. Kıza doğru yürüyüp kolundan tutuyor. "Siktir git!" diye bağırıyor. "Beni rahat bırak."
Kızın dudaklarında kahpece bir gülümseme. Gözleri kırmızılaşıyor. Yüzüne karanlık çöküyor. Tanıyor onu çocuk aynalardan! Korkup iki adım geriliyor. "Nasıl!" diyor sadece.
Kız melodiyi bir ıslığa dönüştürüyor. Arkasını dönüp uzaklaşıyor. Ama o uzaklaştıkça, ses; gittikçe yakınlaşıyor. Şiddeti artıyor. Kulaklarını kapıyor çocuk. Avazı çıktığı kadar bağırıyor. Yetmiyor!
Bir deprem uğultusu kaplıyor her yanı. Tüm camları titriyor İstiklalin...
Sonra aniden sesler kesiliyor. Hepsi birden!
Gözlerini açıyor çocuk. Kimse yok ortalıkta. Kalbi durmuş gibi şehrin! Rüzgarın sesi yok. Kedilerin, martıların, denizin!
Şarkıyı mırıldanıyor... Nafile! Kendi sesi de kaybolmuş tüm diğerleriyle birlikte.
Bedeni düşüyor aklına. Koşup bir vitrinde aksini arıyor. Hiçlik var; onun olması gerektiği yerde. O zaman anlıyor bir nöbetin içinde olduğunu. Basıyor kahkahayı. Ve tüm olanları siktir ediyor.
Bir kez daha içinden şarkıyı mırıldanmayı deniyor bağıra çağıra. Sesi daha doğmadan ölüyor. Ama o; umursamaksızın devam ediyor anını yaşamaya...

Murat IŞIK