11 Şubat 2012 Cumartesi

Keşke


KEŞKE
 
Akşamın bir vakti gitseydin keşke.
Günle savaşım olmazdı o vakit.
Hala sever olurdum güneşi, ve aydınlığından canlanan her ne varsa...
Şimdi onlar aydınlanırken, ben kanıyorum,
Kararıyorum;
Ölürcesine...
 
Bakıyorum uyanıyor şehir.
Uyanıyor insanlar.
Esnemek için camlarına üşüşüyorlar ahşap çerçevelerin.
"Kırağı yağmış" diye, gülerek söylüyorlar heyacanla diğerlerine,
"Onlar kuşluk vakti akan yaşlarımdır" desem inanmayacaklar.
Ama, öyle!
Her sabah bir nöbet gibi hıçkırıklara boğuluyorum.
Nefesimi tutasım var.
Gün doğumundan, iz düşümüne...
 
Bu şehri sevdiysem,
Akşamlarından.
Hani değdiğin her yerde duruyor ya hala izlerin;
Son içtiğimiz kadehteki iki kırmızılık...
Biri şarabın tortusu,
Biri ise busedir dudaklarından.
 
Bir sabah,
Gün doğumundan hemen sonra, aynanın karşısında bir adam.
Yüzünde ki kırmızılıklar, kadehtekinden farklı.
Gözünün tam altında iki parmak izi, kurumuş susamışlıklar.
Ayıkken gitmeseydin keşke;
O vakit,
Bu alkoliklik üstüme yakışmazdı bu kadar...
 
Murat IŞIK