2 Mart 2012 Cuma

Kasaba

Koşarak geçtim gelincik tarlasından. Kavak ağaçlarının oradan sola dönüp, çakıl yola girerken, ayağım kaydı, düştüm. Dizim parçalandı. Topak topak oldu kanlar, tozuyla birleşince zeminin. Ağlamadım. Sallamadım da. Kalktım devam ettim koşmaya. Kasabanın meydanına kadar koştum. Berber Necati, Bakkal Hasan la tavla oynuyordu kahvenin önünde. Kafalarını kaldırıp bana baktılar. Yolun ortasında durup soluklandım. "Öldüüüüüüü" diye bağırdım. Sonra bayılmışım.

Gözlerimi açtığımda Yorgo başımdaydı. İyiisiiin? Beni duyuyorsun? Rum Türkçesinden nazik soru cümleleri...
Hemen ittim onu. Ayağa kalkmak istedim. Omzumdan bastırdı Kemal amca.
- Sakin çocuk. Sakin!
- Nerde o? Buldunuz mu?
- Evde. Dinleniyor. İyi yani merak etme.
- Yalan söylüyorsanız Allah belanızı versin!
- Aaaaaa ayıp ama. Heyecanın da saygısızlığı bir noktaya kadar!
- Doğru söylüyorsunuz değil mi? Bakın şakam yok.
- Evde dedik ya çocuk. Evde dinleniyor.

Derin bir nefes aldım. Ölmemiş olması iyi bir şeymiş gibi. Bir bardak su getirdiler içtim. Biri bir akide şekeri uzattı sonra. Canım istemedi. "Kan şekerin düştü. İyi gelir" diye zorla ağzıma tıktılar. Bende tükürdüm. Yere düştü. Kan gibi kırmızı. Dizime baktım. Sarmışlardı. Sargıyı açmaya başladım.
- Mikrop kapmasın diye.
- Ben yaralarımı sarmam Yorgo amca sağol.
- Ama.
- Öyle Yorgo amca. Öyle.
- Sen bilirsin evladım.
- Bir bok bildiğim yok Yorgo amca.
- Onun yanındaydım az evvel seni sordu.
- Duymak istemiyorum. Görmekte istemiyorum. Beni gönderin buradan ne olur.
- Olmaz evladım.
- Halime bakın. Görmüyor musunuz?
Kimse bakmadı yüzüme. Yokmuşum gibi. Sadece dizlerim varmış ve yaralıymış gibi gözlerini oradan ayırmadılar.
- Dizimdeki yarayı sarmak değil Yorgo amca. Yüzüme bak. Neden kimse yüzüme bakmıyor. Sırtıma. Kollarıma. Onlar yara değil mi. Neden? Ne olur gönderin beni. Yoksa yemin ediyorum onun yapamadığını ben yaparım.
Bir homurdanma oldu. Ama bir işe yaramazdı. Bir avuç içi geçmiş orospu çocuğu bu kararı vermeye yetkiliydi bu kasabada. Ben baygınken izlerini silmişlerdi belkide tüm yaşananların. Hiç olmamış gibi davranmaya yemin etmişlerdi bile belki. "Kol kırılır yen içinde kalır" sözü, hiç bu kadar geniş bir kitlenin oyuncağı olmamıştı. Ama böyleydi işte. Bir evin hikayesi, bir kasabanın ancak diz yarasıdır. Sarar, görmezden gelirsin.

Murat IŞIK