4 Mart 2012 Pazar

Seçim Hikayenin Sonu (4. Bölüm)

Bir kaç gece sonrası. Kafam güzel. Yerde yatmış salyalarımın akmasını izliyorum. Biri kafa tasıma vuruyor. Yoksa kapı mı bu? "Medeniyete ne oldu? Zile bas be kancık her kimsen" diye bağırıyorum. Duymuyor sanırım. Devam ediyor. Kapıyı açıp, suratının ortasına bir yumruk atıp, kapamak üzere kalkıyorum. "Tanrım" diyorum içimdem "alt kattaki japon olmasın. O heriflerin sağı solu belli olmaz. Havada yumruğumu yakalayıp kıçıma sokabilir." Kapıyı açıyorum. Yumruğu sallıyorum. Boşa dönüyor kolum. Duvara çarpıp duruyor. Allahtan güçsüzüm yoksa kırılabilirdi. Gözlerimi karanlığa alıştırıyorum. Orada bir gölge. Kapının iki adım gerisinde. Büyük olandı bu!
- İçeri gir çabuk.
Giriyor. Ellerimle kafasını tutup göğsüme bastırıyorum.
- Hadi üstünü çıkar gel içeri.
- Peşimdeler.
- Kaç kişi?
- Hepsi.
- Polisler.
- Onlarda. Dünyada başka kimse kalmamış sanki. Orospu çocukları. Vazgeçmeyecekler.
Botlarını çıkarıyor. Paltosunu sol eliyle tutup sağ eliyle bana sarılıyor.
- Başka kimsem yoktu.
- Yok. Biliyorum.
Salona geçiyoruz. Önce ışıkları kapıyor. Ben bir mum yakıyorum. Yere koyuyorum. O cama gidiyor. Eliyle perdeyi azıcık aralayı kafasını bir tavuk gibi sağa sola oynatıyor. "Kimse yok" diyor.
- Korkma buraya gelemezler. Babadan çekinirler. Hepsi söz verdiler.
- O nasıl?
- O sizden değil artık. Sorma.
- Nasıl oldu abi tüm bunlar.
- Sen anlat. Ben sarhoştum sürekli.
- O yaptı abi. O olmasa ben yapamazdım. O yüzden o yaptı.
- Sen de inandın.
- İnandım abi. Kendini feda etti. Aldılar ne istiyorlarsa. Neden peşimdeler?
- Sana böyle mi söyledi?
- Böyle oldu abi. Ben kanlar içindeydim. Her yanım yapış yapış kırmızılık. İlk sapladığımda bıçağı, bir kartona sokmuşum gibi yumuşaktı. Öyle bir ses geldi hem. Sonra sıcaklık bulaştı elime.Yanmış gibi hissettim; çektim..Sonra defalarca. Zevkliydi sanki. Ardından, dondum bir an. Üşüdüm. Miğdem bulandı. Kusamadım. O geldi. Elimden aldı bıçağı. Ben yaptım dedi. Kendini feda etti abi.
- Ah çocuk. Hiçbir zaman en akıllıları değildin zaten. O kendini feda etmedi. Götünü kurtardı.
- Abi ben ihbar ettim.  Gelip aldılar izledim gizlice çatıdan. Hiç direnmedi.
- Direnmedi. Çünkü götünü kolladı çocuk. Yaşamak için feda etti seni. Seni yalnız bıraktı. Daha ileri gidip seninle ölmek istemedi çocuk. Ah çocuk! Hiçbir zaman en akıllıları olmadın sen. En güçlüleriydin belki.
- Yani abi...
- Evet çocuk. Bak dışarıdasın. Yalnızsın. Kolaysın artık.
- Orospu çocuğu beni kandırdı!
- Hayır çocuk. Yaşamayı seçti hepsi bu. Kimse kimseyi kandıramaz. Sadece seni feda etti.
- Yardım et abi. Ben yaptım. Yardım et.
- Olmaz çocuk. Biliyorsun. Çok geç artık. Işıklarda kaçtığınız gün kadar geç. Yıllarca geç.
- Beni harcadılar abi. Sen de harcadın. Herşeyi biliyordun başından. Neden ben abi?
- En akıllıları değildin dedim ya çocuk. Hem güçlüydün. Saldırgandın.
- Hepinizin anasını sikeyim!

Kalktı hiddetle. Bekledim bana vurmasını. Yumruğunu sıktı ama yapamadı. Ağladı. Sarıldı sonra.
- Ona iyi bak abi.
- Merak etme çocuk.
- Öbürüne de söyle. Kızgın değilim. "En azından birimiz" de. O olduğuna sevindim. "Bizden biri sizden biri abi. Denge sağlandı en azından." Böyle söyle o anlar.
Ağladı bir süre omuzumda. Sonra bana baktı.
"Ne kadar zamanım var" dedi. "Seçimlerine bağlı" dedim. "Pek yok o halde" dedi. Gülümsedi.
- Beni sevdin mi abi.
- Sevdim çocuk. Sen bana en çok benzeyenisin.
- Hakkını helal et abi.
- Helal olsun.
Çıkıp gitti kapıdan. Cama geçtim. Perdeyi araladım. Sokak boştu. Saklanmadı binadan çıktığında. Asvalt yolun ortasına geçti. Işığın tam göbeğine. Bir süre düz yürüdü. Sonra dönüp baktı. Camı açıp el salladım. O da bana el salladı. Gülümsedi. Sokağın başına geldiğinde durdu. Son kez bana baktı. Bıçağını çekip koştu. Gölgeler sardı her yanını. Gölgeler çekildi. Sokak boştu...
Ağladım. Bir bira içtim. İşedim.
Kadını aradım sonra. Uykulu bir sesle açtı telefonu. Işıklarda buluşalım dedim. Kapadım. Sigaramı aldım. Arabanın anahtarını da. Aşağı indim. Arabaya bindim. Camı açtım. Bir sigara yakıp gaza bastım. Işıklara gelmeden durdum. Arabadan inmedim. Soğuktu. Kadın gözüktü uzaktan. Bana doğru yürüdü. Kapıyı açıp bindi. Sahi bu kadın kimdi? Bir hikaye verilir miydi?
- Geldi mi?
- Geldi.
- O mu yapmış.
- Hayır.
- Nerede şimdi.
- Gitti buradan. Biraz para verdim. Bir daha görünmez.
- En akıllıları oydu değil mi. O yüzden en sona kaldı.
- Öyle.
- Şimdi eve gidip sevişelim.
- Olmaz. Hikayeni aldın. Ödeştik.
- Sen hakikaten salaksın!
- Hayır. Bir seçim meselesi.
- Elveda o halde.
Arabadan indi. Giderken kıçını izledim. Pişmanlık duymadım.

Bir gün üç çocuk kaçtı ışıklarda. Onları ben kovaladım. İkisini feda ettik. Onlardan ortanca olan büyüğü feda etti. Kendisi içerde. Nefes aldığını bilmek güzel gene de. Küçük olan artık onlardan değil. Bir kadın hikayesi aldığını sanıyor. Yalan söylediğimi öğrenecek elbet ve onu becermediğim için şükredecek.

Murat IŞIK