4 Mart 2012 Pazar

Seçim Üçüncü Bölüm

Tam da, Cem Karaca; Uzun ince bir yoldayım parçasının caz versiyonunu söylüyorken, telefon çaldı bir yerlerde. Kim bu densiz? Ayrıca nerede bu deli saçması alet? Biraz aranıp buldum. Açtım telefonu. Kimdir nedir iplemeden hoparlörün yanına koydum. "İhtiyarlar heyetinden birisi öldüyse bile kusuruma bakmasınlar. Bu gece ne ölünecek, ne ölene üzülünecek bir gecedir." dedim ve sesi iyice açtım. Suçluluk bile sus pus kaldı Cem Karacanın gölgesinde. Bağıra çağıra eşlik ettim. Parça bittiğinde derinden bir kadın sesi duydum.

- Kimsin bu vakitte?
- Alo.
- O da olur. Alo!
- Alo Murat.
- Her kimsen, parçayı nasıl buldun?
- Çok güzeldi. Sen de güzel eşlik ettin.
- Seni sevdim galiba. Kimdin sen?
- Nilay ben.
- Evet. Tabii Nilay. Doğru.
- Yurtta tanışmıştık bir kaç sene önce.
- Yurt evet???
- Çocukları haber vermiştim hani sana.
- Evet. Çocuklar???
- Hatırlayamadın sanırım.
- Yok
- Işıklardaki kadın.
- Haaaaaaaa! Işıklarda ki kadınsın sen.
- Evet.
- Nerdesin şimdi?
- Işıkların orda.
- Hadi beee!!!
- Gerçekten.
- Dur kımıldama.

Kalkıp müzik setinin yanına gittim. Parçayı baştan başlattım. Telefonu hoparlörün yanına koyarken, "Sen dinlerken ben geliyorum" dedim. Arabanın anahtarlarını cebime attım. Sigaramı alıp çıktım. Arabaya bindim. Camları açtım. Gaza bastım.
Işıklara gelmeden durdum. Bir kadın elinde telefon gülümsüyordu etrafına bakarak. Yavaşça ona doğru yürüdüm. Beni gördü ama telefonu bırakmadı. Yanına gelince elimi uzatıp telefonu aldım. Cem Karaca.
-  Doğru kadını bulmanın en güzel ritmi...
Gülümsedi.
- Hadi gidelim. Arabam köşede.
- Peki.
İlginç bir kadındı. Çok güzel değildi. Ama çekiciydi.
- Nasılsın konuşmayalı?
- İyi. Senin nasıl gidiyor?
- Hoşuma gidiyor. Hayat güzel.
- Işıklardan geçerken aklıma geldin.
- Yalan. Ama olsun.
Gülümsedi.
- Doğrusu nedir söyle hadi.
- Olayları öğrenmişsin.
- Evet.
- Ne dediler?
- Birini öldürmüş.
- Öyle dendi bana da.
- İnanmadın mı?
- İnandım tabii. Ortada bir ceset var. Ama... Şarap alalım mı içer misin?
- Olur.
Arabadan indim. Sahi bu kadın kim?
Kadının biri işte. Işıklarda bekleyen. Arayan.
Bir kırmızı kapıp kasaya döndüm. Aklımda ne çok şey var. Paraları çıkartıp verdim. Adam hakkı olanı aldı. Üstünü verdi. Her kadına güvenilir mi? Her kadına verilir mi? Her kadına verecek kadar güvenilir mi? Bunların yeri değil. Bu kadına bir borcum var. Ödemeliyim. Yani ne istiyorsa alacak benden... Ne istiyor olabilir?
Bunları düşünerek arabaya döndüm. Yüzümde sahte ve piç bir gülümseme.
- Eve gidelim.
- Olur.
Eve vardık. Kapıyı açıp içeri davet ettim. Teşekkür etti ve girdi. Mutfaktan iki kadeh aldım. Pistiler. Suyun altına tuttum. Yetti sanırım. Fazlasını yapmak gelmedi içimden. Salona geçtim. Etrafı inceliyordu. Resmin önünde durmuştu.
- Hepsi burada.
- Evet. Hüzünlü resim.
- Belki. Şarabın.
- Teşekkürler.
- Neden buradasın?
- Meraktan.
- Ne duymayı bekliyorsun.
- Senin tarafından bu hikayeyi duymayı.
- Sor hadi.
- Neden inanmadın cinayete?
- Dedim ya. İnandım.
- Ama bir şüphen var gibi.
- Tersine. Hiçbir şüphem yok. O yapmadı.
- Feda mı etti kendini?
- Hayır.
- Ne o zaman?
- Yakında anlarız.
- Nasıl.
- Her zamanki gibi. Beni bulurlar. Hep bulmuşlardır. Hep zamanında. İhtiyaçları olduğu anda. Şu andan daha uygun olamaz sanırım ortam. Gelecek. Biliyorum.
- Bana haber verecek misin?
- Zamanım olursa.
- Artık gitmeliyim o halde.
- Bütün istediğin bu mu yani.
- Evet. Bir hikaye hepsi bu.
- Beni becermediğine sevindim.
- Hahahahahahaha. Bende. Seni becerenlerin kısmeti iyi olmadı...
- Güzel di bu.
- Hadi eyvallah. Söz verdin unutma. Vaktin olursa ışıklarda olacağım.
- Anlaştık.

Sahi kim bu kadın?
Kadının biri işte. Işıklarda bekleyen. Vakit olursa aranacak olan.
Her kadına güvenilir mi? Her kadına hikayeyi vermeli mi? Her kadına bir hikaye verecek kadar güvenilir mi? Bunların yeri değil. Bu kadına bir borcum var. Ödemeliyim. Yani ne istiyorsa alacak benden. Ve ne istiyor biliyorum artık...


Murat IŞIK