3 Mart 2012 Cumartesi

Seçim

Telefonum çaldı. Sussun diye bekledim. Başım ağrıyordu. Kimseyle konuşmak istemedim. Hem kulaklarımdan girip beynime sızma ihtimallerinden korktum. Sustu.
Olduğum yerde uyuklamışım. Ne kadar zaman geçti üzerinden bilmiyorum. Tekrar başladı çalmaya. Gözlerimi açıp telefona baktım. Işıkları yanıp sönüyordu. Bir de titriyordu. Bir homonun icadı olmalı bu titreme işi. Pis sapık. Cinsel fantezisini hayatımıza sıradan bir nesneymiş gibi sokmuştu işte. Telefonu alıp açtım. Boktan bir sessizlik oldu. Alo demedim canım istemediğinden. Karşımdaki de konuşmadı. Kapandı telefon.
Hemen ardından yine çaldı. Açtım tekrar. Aynı hikaye tekrarlanır sandım ama karşıdan bir ses geldi.
- Alo
- Evet
- Alo Murat
- Benim
- Sesin değişik geldi.
- Senin ki de. Kimsin?
- Nilay ben.
- Nilay?
- Yurtta tanışmıştık. Çocukların orada.
- Hatırlamadım ama doğrudur.
- Onun için aradım seni.
- Ne için tam olarak?
- Işıklardaydı senin çocuklar.
- Hangisi
- Üçü birden.
- Şerefsizler. Hangi ışıklar.
- Senin evden dağa doğru olan hani. Hastanenin orası.
- Hemde kıçımın dibinde.
- Senden çekiniyorlar diye işte. Seni aradım
- Çekinmeliler de. Sıçacağım ağızlarına.
- Abartma olur mu.
- Sen kimsin?
- Nilay ben. Yurtta tanışmıştık dedim ya.
- Evet. Evet Nilay.
- Seninkilerden biri var mıydı aralarında?
- Hayır.
- Peki ben ilgileneceğim şimdi.
- Bekleyeyim mi burada seni.
- Yok işine bak sen.
- Genede bekleyeceğim.
- Sen bilirsin ama seni göremeyebilirim. Sanırım kaçarlar. Bende peşlerinde. Zor yani.
- Olsun.
- Sağol aradığın için.
- Önemli değil.

Telefonu kapadım. Söyleniyordum bir taraftan. "Kıçımın dibinde hemde. Boşa mı kürek çekiyorum acaba? Siklemiyorlar mı beni? Göreceğiz bakalım. En kötü çekerim elimi." Bu sırada bir şeyler giydim üstüme. Camdan dışarı baktım soğuktu. "Piçler." "Bu havada beni düşürdükleri hale bak." Anahtarları alıp evden çıktım. Arabaya bindim. Camları açıp bir de sigara yaktım. Gaza basıp yürüdüm. Işıklara gelirken bir yerde durdum. Çevreyi izledim. Her biri bir köşeyi tutmuştu. Arabadan inip en yakınımdakine doğru yürüdüm. Beni gördü yaklaşırken. Çakaaaaal. Murat Abi diye bağırıp kendini yola attı. Ezilecekti az kalsın. Dikkat et diye bağırdım. Birde dur olduğun yerde dedim. Dinlemedi. Kaçmaya başladı. Diğerleri de tabii. Akıllı piçler her biri başka bir yöne doğru koştu. En küçüğüne kitlendim ben. Arabaları elimle durdurup karşıya koştum. Kornaya bastı bir adam. Öyle bir baktım ki tırsıp camı kapadı. Karşıya geçmeyi başardığımda aramızda beş yüz metre kadar mesafe vardı. Ondan hızlıydım. Çabucak yetişip montundan tuttum. Ağlamaya başladı.
- Abi özür dilerim.
- Ne özrü be. Özür le mi sıyrılacaksın bu işten.
- Abi beni de aldılar yanlarına.
- Bırak ulan. Nerede buluşacaksınız onu söyle.
- Abi nolur
- Çok şey olur çok. Söyle çabuk.
- Benzincide.
- Tiksindim hepinizden. Yazıklar olsun. Düş önüme.
- Öyle deme abi. Yazıklar olsun deme.
- Olsun. Yazıklar olsun. Hemde bana. Her şeye rağmen üstelik. Kadının biri aradı beni. Yok çocuklar yok ışıklar. Aklım çıktı. Bir kadın üstelik. Beni düşürdüğünüz hale bakın ulan. Harbi siktirip gideceğim hayatınızdan.

Konuşmadı. Yürüdü sadece. Başını kaldırmadı. Aralarında en küçüğü buydu. Kurtarılabilir. Diğerleri bu gün bana izin vermek zorunda kalacak. Onlar kendilerini feda edecekler bu gün. Bu küçük için. Madem ki kararlarını verdiler!

- Ben konuşacağım. Sen dediklerimi dinleyeceksin. Ağzından tek kelime çıkmayacak anladın mı beni?
- Abi olmaz.
- Olacak bücür. Olacak. Bu sefer olacak. Hanginiz biliyorum artık. Ve senin seçme şansın yok!
- Abi bırakmazlar.
- Göreceğiz.
- Bilmiyorsun abi. Hiç bilemeyeceksin. Bizden değilsin sen. Başkasın. Anlayamazsın.
- Ben her şeyi anlarım ufaklık. Bana ezik edebiyatı yapma. Senin koyun güdmüşlüğün kadar benim çoban sikmişliğim var. İzle.

Benzinciden içeri girdik.
- Nerede?
- Arkada abi. Orayı konuştuk.
- Yürü.

İtekledim hafifçe. Mecbur uydu düzenime. Arka tarafa döndük. Metal varillerin arkasında seslerini duydum. Önlerine çıktım anında. Şaşırdılar. Kaçacak yerleri yoktu. Küçük olanı aralarına ittim. Ağlıyordu. Onlar tuttular. Biri "neden getirdin?" diye sordu. Daha çok ağladı.

- Abi sen karışma artık.
- Sana soracaktım.
- Abi.
- Siktir ulan. Küçüğü bırakacaksınız. Benim dediğim gibi. Sonra bende sizi bırakacağım. Babayla da konuşacağım. Söz. Ama küçüğü bırakacaksınız.
- Abi yapamazsın. Bizden değilsin.
- Yapamazsam. O zaman bakarsınız icabına. Şimdi böyle olacak. Bir diyet ödenmeli. Hayat bu kadar sorumsuz değil. Sorunlu da değil!
- Bizi feda etmeye razı gördün mü?
Bunu ufaklığa bakarak söyledi.
- Herkesi kurtaramam çocuk. Öylesi yalan olur. Size hiç yalan söyledim mi?
Bir sessizlik oldu. Sonra:
- Dediğin gibi olacak. Ama önce babayla görüş.

Üç çocuk kaçtı ışıklarda o gün. En küçüğünü yakaladım. Diğerleri feda edildi. O büyüdü. Bir kadın sadece aradı. O kadar. Işıklarda beklediyse de sonra gitmesi gerekti. En büyükleri öldü. Ortanca içerdeymiş hala. Olsun nefes alıyor olduğunu bilmek güzel. Sözlerini tuttular. Bende tuttum. En küçük olan artık onlardan değil...

Murat IŞIK