10 Mart 2012 Cumartesi

Sokak Köpeği Öğretisi

Bir sokak köpeği ile karşılaştım kapının tam önünde, anahtar deliğini bulmaya çalışırken. Dünyanın en çirkin köpeği olmalıydı. Cinsini size söylemek isterdim ama, annesinin bile o gece kaç çeşit it tarafından becerildiğini bildiğinden emin değilim! Bana hırladı. Önce bastım kahkahayı, sonra bende ona hırladım. Kuyruğunu salladı. Ortak bir noktamız vardı demek ki. Huzursuzduk ikimizde.


Becerebilipte kapıyı açınca, ona dönüp, "Hadi gir çirkin orospu çocuğu" dedim. Hırladı ama girdi içeriye. Arkamızdan kapıyı kapadım. Eve bir göz gezdirdi. Zavallı hayvan! Sanırım dışarıda olmayı yeğlerdi. Bana baktı. Havladı bu sefer. Anladım. Sanırım yerini soruyordu. Gösterdim elimle. Anlamış olmalı ki, tamda gösterdiğim çöplüğün içine gitti ve zıbardı. Ben banyoya gidip işedim. Ellerimi çamurlu akan suyla yıkadım. Kurusunlar diye de, kafama sürüp, güya saçlarımı düzelttim aynada. Kendimi beğenmiş numarası yapıp gülümsedim bir de şapşal Amerikan ibneleri gibi. Sonra mutfağa uğrayıp kendime bir bira söyledim. Kendim, bana bira servisi yaptı. Teşekkür etmedim. Samimiyetimiz yoktu.
Salona geçtim. Baktım hala uyuyordu. İlişmedim. Ben de bir yer bulup uzandım. Orada sızıp kalmışız iki köpek!


Gözlerimi açtığımda dişlerini sıkmış, yüzüme bakıyordu. Orta parmağımı kaldırıp hareket çektim. Kuyruğunu salladı.


"Git gide seviyorum bu hayvanı." diye geçirdim içimden.


Tuvaletim geldi. Gidip işedim. Çıktığımda kapıdaydı. Elimle içeriyi gösterip "tuvalet" dedim. Başkası olsa oranın tuvalet olduğuna götüyle gülerdi. Ama o, sadece götünü sallamakla yetindi. Kahkahaya benzer bir ses duymadım... Sonra mutfağı gösterdim. Zaten evin hepsi o kadar sayılırdı. Arka tarafta küçük bir oda ve bir balkon vardı ama ben hiç kullanmazdım. Ona da öğretmedim bu sebeple.


Kadın bulmak zordu o günlerde. Benim de, eve gelen giden bir düzine kadar kadınım kalmıştı sadece. Bu şerefsiz hayvanın onlara havlayıp hırlayarak kaçırması ihtimalinden ürküp, sağda solda unutulmuş kadın iç çamaşırlarını topladım ve koklattım orospu çocuğuna. "Eve girerlerse bunlar, yeme!" diye de tembihledim. Hırladı. "Uzatma ulan" dedim. "Onlar benim. Eğer senin yüzünden kaçarlarsa, seni beceririm ona göre!" Anlamış gibi kıçını sallamayı kesti. Yüzünü yere eğdi. Sadece gözlerini çekmedi gözlerimden. Mahçup bir hali vardı. Kıyamadım. "Efendi olursan belki sana da birkaç fahişe buluruz" diyerek onu ümitlendirdim. Gene kıçını sallamaya başladı.


Bir daha tuvaletim geldi. Gittim. Çişimi yaparken aklıma takıldı. Bu şerefsiz nereye işeyecekti?
Ciddi bir sorundu bu. İşeyecek yeterince yer yoktu. Ben sarhoşken lavaboya işerdim. Eskiden kalma bir bar alışkanlığı... Gözüme pisuvar gibi görünür nedense lavabolar kafam güzelken. Büyüğüm olduğunda da, tutturabildiğim kadarı ile tuvale sıçardım. Pisuvar ve tuvaletin sahibi, tek hakimi; ben olduğuma ve paylaşmayı sevmeyen bencil bir göt olduğuma göre; ne yapmalı? Ben küveti düşündüm bu ite ama o yanaşmadı. Gir çık, gözü yemedi. Üşengeçti sanırım. Ben de üşengeçtim. Her gün çıkartamazdım dışarı bu orospu çocuğunu... Evin kapısını açık bırakmak geçti aklımdan. Ama sakat bir muhitti. Üstelik hiçbir şeyim yoktu çalınacak. Ve hırsızlar girdiler mi içeri, bir şey almadan çıkmayı yenilgi sayarlardı. Tanırdım hepsini; onlarda aslında beni tanırdı ama ayıklarken. Çoğu işe çıkmadan haplanırdı. Kafaları güzelken babalarını tanımaz, sikerler! Kimyasalcı pezevenkler! Götü kaybetme riski vardı; bu sebeple kapıyı açık bırakma fikrinden vazgeçtim.
Sıkıldım bir süre sonra bu sidikli meseleyi düşünmekten. "Hele bu günü bir atlatalım da, gerisine bakarız!" diye savdım başımdan tüm olanaksız fikirleri.
"Düş önüme" dedim ite. Hırladı. Kapıyı açtım. Anlamış olacak ki hareketlendi dışarıya doğru. Çıktık. Biraz dolaştık. Sağı solu kokladı. Kendimi bok nöbetinde gibi hissettim. Küçük, yeni dikilmiş bir ağacın dibinde boşalttı sidik torbasını. Bir de sıçtı. İkisi bir arada olunca şampuan gibi cıvıklaştı ortalık. O an beynimde ışıklandırılmış bir bira şişesi yandı. "Tanrının bir lütfu işte" diye düşündüm.
Hemen harekete geçtim. Az ilerde bir okul vardı. Demir kapısının üzerinden atlayıp içeri sızdım. Eskiden arkadaşım olan okul bahçıvanının, kendinden de yaşlı bir küreği vardı. Hiç yanından ayırmazdı. Bara bile onula gelirdi ibne! "Çok yakın olmalılar birbirlerine" der gülerdik. Kulübenin kapısını araladım. Kürek yatağın hemen yanındaydı. Başının altında bir yastık ve üzerinde ince bir battaniye örtülüydü. "Hasta orospu çocuğu!" dedim içimden. Uyanmasa bari tokmakçısını çalarken. Bu yastıklar işime yaradı aslında. Sessizce aldım küreği...
Gözlerini açıpta sex oyuncağını bulamayınca, aranıp dursun pezevenk! Karıları evden kaçmış kılkuyruklar gibi ellerini başının arasına alıp aransın çığlık çığlığa! Gizli bir haz duydum bu düşünceden... Aslında husumetimiz eskiye dayanır. Bir kaç ay evveline. Bir gece sarhoşluğumdan yararlanıp iki bira ısmarlattı kendine. Yani mantık olarak iki tane borcu var hala bana! İnkar etmese bu kadar kızmazdım aslında. Ama inatla ona bira ısmarlamadığımı söyledi. Üstelik ağzı, hala benim biralarımdan kokuyordu ve gömleğinde de sapsarı kocaman bir leke vardı. Ödemiyorum ulan dese tamam ama caanım biralara hiç içilmemiş muamelesi yapmasınadır tüm takıntım. "Oh çok güzeldi. Sefam olsun" diye bassa kahkahayı; "afiyet olsun" deyip geçecektim oysa ki...
İş inada bindi artık. İki soğuk biranın yanında kıçı kırık bir küreğin ne önemi olabilir değil mi? Hem alışkanlıklar vazgeçilmek içindir. "İbnelikten değil de, belki bu kürekten vazgeçer. Benim de; bir hayrım olur mahallenin abaza götçülerüne" diye düşünüp, oradan sessizce sıvıştım. Ödeştik gibi gelmişti o an.


Küreği metal kapının demir parmaklıkları arasından geçirdim. Kendimse tırmanmak zorunda kaldım, sığamazdım o boşluklardan. Küreğe imrendim ama sadece bu boşluklardan geçmesi ile ilgili olan kısmı ile ilgili olarak, yoksa; bahçıvanın götü aklıma bile gelmedi...


Ağacın yanına döndüm. Toprağa batırdım küreği. Dallarını salladı. Köpek hırladı. Ben küfür ettim. Ama yılmadım, söktüm kökünden. Az ötede mavi bir plastik çöp kovası vardı. Koşup onu tekmeledim. devrildi. Sora tuttum, içini yere boşalttım. Ağacı içine koydum. Çevresine toprak attım. Eve yollandım. Geçerken küreği okulun içine attım. O azgın ibneye kıyamadığımdan değil tabii! Gene borçlanmış olsun diye bana. Dediğim gibi; iki soğuk biranın yanında bir kıçı kırık küreğin ne kıymeti olabilir?
 "Hala iki bira alacağım var senden!" diye bağırıp yoluma devam ettim.


Eve geldik kapıyı açtım. İçeri gidim. Arkada ki, kullanmadığım o odanın balkonuna çıktım. Yerinden kalkmış bir seramiği itekledim ayağımla. İnce bir beton zemin göründü. Çöp bidonundaki çiçeği yere bırakıp bir çekiç buldum. Betonu kırdım. Toprak gözüktü. "Keşke küreği geri atmasaydım" dedim. Çok geçti. İmkanı yok bir daha gidemezdim oraya... Köpeğe baktım. Salağın tekiydi. Bu salak için bu kadar uğraşmak bile fazlaydı. Ama kafaya takmıştım bir kere. Duramadım.
Bir kaşık aldım mutfak lavabosundan. Toprağı yarım metre kadar kazdım onunla. Dibini de genişlettim. Hapishaneden kaçmak için tünel kazan mahkumlara benzettim kendimi. Güldüm. Terimi sildim. Bir bira diktim kafaya. Çalışmak; ayık kafayla çekilir dert değildi!
Ağacı çöp bidonundan çıkarıp, deliğe koydum. Üstüne de bidondaki toprağı döktüm. Bidonu da fırlatıp balkonun en ucuna salladım. Olmuştu. Ağaç buradaydı. "İşte tuvaletin" dedim. Hırladı. Bende ona hırladım. Sonra hem barışmak hem de kutlama yapmak için yere biraz bira döktüm. İki dil darbesiyle mideye indirdi. Bir ortak noktamız daha! Yeni tuvaletine şöyle bir baktı. Sonra gitti, balkonun öbür ucunda yerde duran mavi bidonun yanına; bacağını kaldırdı ve işedi. Yetinmedi sıçtı...
Şaşkın ve öfkeliydim. Onca uğraşım boşa gitmişti! Üstelik az kalsın kıçı kırık bir kürek yüzünden iki soğuk biradan olacaktım. İyi ki küreği geri atmışım...
Aklıma gelen tüm küfürleri salladım. Oralı olmadı.
Sonra düşündüm. Hak verir gibi oldum hayvana. Zorlamaya gelemiyordu belli ki. Aynı benim gibi diye düşündüm. "Sevdim aslında bu iti!"
Ama genede sinirim tam geçmemişti.
Bir gün, bir kedi bulduğumda, onu siktir edeceğim yönünde bir tehdit savurdum. Bir bira aldım mutfaktan ve sonra salona geçtim.
Elime geçen ilk karalanabilir kağıt parçasına da "Pisleyeceğin yeri kendin seçmelisin" yazıp, biramı fondip yaptım.


Murat IŞIK