13 Mart 2012 Salı

Yorum Yazıları (Bir Başkasının Sayfasında Yazmak)

Sordum söylemedi kimse. Şapşal şapşal baktılar yüzüme. İfadesiz. Sanki bilmek zorundayım. Sanki ayıpmış bilmemek. Sanki sormak günah! Kaçıncı katta kardeşim bu şerefsiz. Silahımı istedi kapıdaki görevli. Ötmüşüm sıçtığımın aletinden geçerken. Üstümü aramak zorundaymış. Ulan piç! Doğru yerde miyim onu söyle önce. Sonra belki izin veririm kıçımı avuçlamana.
Ne o? Niyetini bilmediğimi mi sandın pis abaza! 50 Km öteden alırım ben senin azmışlığının kokusunu. Daha adımlarken o yolu; ayak üstü soydun beni. Sikmeyi ise sonraya bıraktın. Kaçıncı katta diyorum. Bir küçük kız geliyor yanıma. Dediklerini yap o zaman belki söylerler diyor. Korku filmlerinden fırlamış gibi, düz siyah saçlı, beyaz tenli bir küçük orospu. Aldanmıyorum ona da. Biliyorum birazdan yüzünde derin siyah yaralar açılacak vıcık vıcık, gözlerinin beyazı damar damar kanlanacak ve kafasını çevirecek 360 derece vücudunu hiç kımıldatmadan. Çatal dilini sallayıp, tükürükler saça saça eski ahit'in İbranicesinde kulağa kutsal gelen küfürler edecek. Oysa kesif bir sülfür kokusu var nefesinde. Seni de tanıyorum. Naif görünümünün altında yatan o fahişeyi de.
Silahımı çekip basıyorum tetiğe. Her birini tam kaşının ortasından mıhlıyorum. Diğerleri kaçışıyor.
Bir ihtiyarı yakalıyorum saçlarından. Saçları elimde kalıyor. Kolunu tutuyorum. Kolu elimde kalıyor. Tam boynundan tutuyorum bu sefer. Yeşil dili ağzının kenarından sarkarken sıkıyorum boğazını. Ağzı ölüm kokuyor. Benim için uyandırılmış olmalı yattığı lanetli uykusundan. Kaçıncı katta diyorum. Kaçıncı kat söyle sefil yoksa seni sonsuza kadar acılar içinde yaşatırım. 5 diyor. Ne olur bırak beni! Söyledim işte. Ağzına sokup silahı sözümü tutuyorum. Huzurla yatıyor artık yerde. 
Eski asansörün zincir kapısını açıyorum. İçeri girip basıyorum düğmeye. İlk katta insanlar var. Çıplaklar. Ulu orta sevişiyorlar ağır çekimde. Bir kadının inlemesi dolduruyor her yanı. İnip sevişmek istiyor bir yanım. Vücudum şehvetle arzuluyor kadını. Diğer yanım onu durduruyor. Tuzak diyor inme... İnanıyorum.
İkinci katta zincirlere vurulmuş insanlar piramitlere taş taşıyor. Başlarında kırbaçlarıyla, Firavunun adamları. Yardım et diyor biri. Yardım et bizi eziyorlar. Aptallar. Bir diktatörü bir diğerine tercih edenlerle işim olmaz benim. Musa' yı bekleyin diyorum.
Üçüncü katta, tanıdığım tüm büyük ayyaşlar içiyorlar. Bir masanın etrafında. Ellerinde kalem ve kağıtlar. Dizeler dudaklarında. Durduruyorum asansörü. İniyorum. Her şeyden vazgeçilecek kadar güzel satırlar kazınmış ahşap masanın kenarlarına. Bizimle kal diyor biri. Bir yanım oturmuş içiyor. Diğeri şiirleri ezberlemeye başlamış. "Gidelim" diyerek çekiştiriyorum bir tanesini. "Hadi" diyorum. "Bitirmeliyiz bu işi." Beni tekme tokat döverek sallıyor asansörden içeri. Ve bağırıyor. "Siktir git!" Ben burada kalmayı seçiyorum. Bölünerek ilerliyorum.
Dördüncü katta bir kum saati. Akmadan duruyor öylece. Zamanın durduğu bir yerdeyim anlıyorum. Ölümsüzlüğü sermişler önüme. İplemiyorum bile. Yoluma devam ediyorum.
Beşinci katta iniyorum. Upuzun bir salon. Duvarları brüt beton ve zemini masif ahşap. Odanın ortasında yerde yatmış bir kadın. Kan gölünün içerinde. Elimi koyuyorum şah damarına. Ölmüş. Geleceğimi bildiği için. O an aklımda kalsın ve yok olmasın hayalimden diye bir daha. Ne kadar zavallı bir düşünce. Bu kadar zavallı bir adama fazla bile. Ölenle ölünmüyor. Çıkıp biniyorum asansöre. 4. Katta yalnız kalıyorum bir süresizliğine. Zamanın geçmemesine doyuyorum. 3. katta diğerlerimle buluşup içip eğleniyorum. Şiirler yazıyorum geberen sevgililer üstüne. 2. kattaki ezikleri pas geçerken Musa' ya selam veriyorum. 1. katta inip sevişiyorum o kadınla. Bana aşık olma diyorum. Boşuna. Bundan önce ki 5. katta kanlar içinde yatıyor hala.

En alt kata inip çıkıp gidiyorum kapıdan. Bu sefer o alet ötmüyor bile. Gerçek hayatta silahlara izin veriliyor. Ve ben bunu seviyorum.


Murat IŞIK