27 Mayıs 2012 Pazar

Karakter

Figüran bir çizgi karakterdim. Üstelik,  pekte takip edilmeyen bir kurgu serinin önemsiz bir sayısında. Tüm olayların cereyan ettiği bir meydanda, tamda olayların yaşandığı zamanda ve esas oğlanların kıyasıya yumruklaştığı bir karede; arka planda oturmuş kahvemi yudumlayıp, bir şeyler karalarken resmetmişti çizer beni. Aceleden miydi? Yoksa önemsizliğimden mi bilmem ama, kulağımı çizmemişti. Duyamadığımdan olmalı bu umarsız halim. İnsan üstü güçlerini birbirine karşı sınayan, renkli kostümlere bezenmiş kahramanlar birbirlerini oradan oraya fırlatıp, talan ederlerken her yeri; ben, hala oturuyordum olağanüstü hiçbir durum yokmuş gibi. Çevremdeki bu kaostan, bir paralel evrene sızmış ve huzuru bulmuş olarak kurtulmuştum sanki.
Cam kırıkları yağmur gibi akıyordu üzerimden. Biri bile bana değmiyordu. Her şey ağır çekimdeydi...
Bir kurşun, yerinde olmayan sağ kulağımın yerinden geçip gitti. Arkamdaki kireç duvara saplanırken, kopardığı bir parça düştü masamın üzerine. Kalp şeklindeydi. Elimle tuttuğumda vücuda geldi. Ne kadar da güzeldi. Tüm o insanlar dönüp baktılar şahaneliğine. Bir kaçı önünde eğildi. Kahramanlar ve savaşları artık umurlarında değildi. "Gidelim buradan" dedi kadın. "Bu şiddetten uzağa." Duyabildiğime şaşırdım sözlerini. Hemen elimi kulağımın olması gerektiği yere attım. Baktım yerindeydi. Sonra, dönüp çizere baktım. Yanında benim yanımdaki o kadın... O zaman anladım hikayeye aşkın değdiğini.

Murat IŞIK