26 Mayıs 2012 Cumartesi

Bağımlılar Arasında Yoksunluk Deneyimleri (2. Bölüm)

Baş edemediğimiz içten yanmalı sıkıntılarımız vardı "biz" le alakalı olmayan. Deliydik işte herkes kadar. Aboneliklerimiz iptal edilmesin diye düzenli ziyaret ettiğimiz doktorlarımız vardı. Bir de her seansın sonunda, bir heyecanla alıp, eczaneye koştuğumuz; "hamili yakınımdır" ibareli yeşil veya kırmızı kağıtlarımız...
Elimizi tezgahın arkasındaki kadına uzatır, karşılığında; miligramlarla ölçülen, ufak, ama rengarenk huzurlar alırdık. Bir neşeyle çıkardık dışarı. Sanki hayatta sıkıntıya yer yokmuşcasına. Ama daha ilk adımda, sokak bir duvar gibi dikilirdi karşımıza. Dışarısı dardı. Dışarısı kalabalık ve keşmekeş. Sığınacak bir sessizlik bulmak için debelenirdik o gürültülerin arasında. Koca şehrin hengamesinden uzakta; teneffüs zamanları düşlerdik bir fırtlık cigaraların yada bir dikişlik içkilerin kafasında. Yollar bir süreliğine iki karşıt mesafeye yönelse bile; bir yeraltı barının serin ve nemli karanlığında kesişirdi mutlaka. Biliyorduk!..
Evde olduğumuzda, avazımız çıktığı kadar susardık. Geçmiş ve gelecekten yaratılmış, tutkulu olduğumuz hayallerimiz vardı bizim. O anki ruh halimize göre bir arşivden çekip çıkarılmış, sanki ilk kez izleniyormuşcasına "Vay be!" dedirten sahnelerde kesişen, şaşkın bakışlarımız vardı.
Ayrı maddelerin benzer etkilerinde, aynı şakaya; farklı bakış açılarından gülümserdik. Mühim olan gülebilmekti...
"Kimsenin aklı kimseye yetmez" derdik çok eskiden beri. O sebeple de hiç karşı karşıya gelmedik belki. Güç savaşları yaşamadık. Üstünlük taslamadık.
Sıkı çocuklardık...

Murat IŞIK