8 Haziran 2012 Cuma

Sınır

Bir arabanın içinde ayılıyorum. Önden kahkahalar geliyor. Garip boğuk bir motor sesi uğulduyor kulaklarımda. Sesin şiddeti arttıkça kahkahalarda artıyor. Kalkıp bakıyorum. Yüzler tanıdık. Motorun devri üst sınırlarına yakın. Işıklar, yağlı boya fırçası değmişcesine kayarak geçiyor manzaramdan. Bir kamyonu ilerde göremeden daha; yanındayız. Sol cama dönüyorum. Şasenin altından geçiyor ön kaput. Ben kafamı hem sola hem aşağıya eğiyorum gözlerimi olay mahallinden ayırmadan. Önden bir çığlık kopuyor. "Nasıl geçtin lan oradan."

Birazdan çarpıp dururuz diyorum içimden. Neden arabayı bu müptezel kullanıyor. Neden bir araba kullanılıyor daha en başından! Her şey bir hata. Hiçbiri bu adamlar için değil. Ben olsaydım!
Çığlığı patlatıyorum. "Hadiiiiiiiiiiii. Şimdi ellerini bırakmalısın."
Bir anlık şaşkınlık. Ani bir fren yapılıyor. Duruyoruz. Anlamıyorum. Çok anlamsız bu yaşananlar. Neden duruyoruz. Hani çarpacaktık. Hani cam kırıkları? Hani serbest uçuşlar?
Arabadan iniyor öndekiler. Benim kapımı açıp, beni de indiriyorlar. Sarılıyorlar bana. Sonra kahkahalar. "Sen kalkana kadar dı!" diyor bir tanesi. "Sen kalkana kadar ölmek yoktu aklımızda. Sadece eğleniyorduk."
Bir taksi çevirip bindiriyorlar beni. Onlarda yanıma geliyor. Hala gülüyorlar. Bakıyorum ardıma. Tüm kapıları açık arabanın. Dörtlüler yanıyor. Öylece terkediyoruz hayallerimi.
Deli deliyi görünce çomağını saklıyormuş. O zaman anlıyorum.

Murat IŞIK