17 Eylül 2012 Pazartesi

Dönem Ödevi

Sisli bir ocak sabahı. Kararmış içlerimizle oturmuşuz ahşap kokulu eski sıralara, ellerimizdeki kalemlerle kurşuni bir hayat karalıyoruz. Kadın tahtayı siliyor tozu dumana katarak. Cama bir kuş konuyor içeri girmek ister gibi. Herkes bir başkasının yerinde olmaya özeniyor...
Dönem ödevleri alınacak derslerin isimleri yazılıyor önce tahtaya. Sonra yanlarına kaç kişilik kontenjan olduğu. Her birine dört kişi düşüyor. Ellerimizdeki kağıtlara almak istediğimiz dört dersi en çok istediğimiz ilk sıraya gelecek şekilde yazmamız isteniyor. Ben ilk defa edebiyat yazıyorum. Dört seçeneğe birden. Kural ihlallerini seviyorum.
Kağıtlar toplanıyor. Bilmediğimiz bir sistemle mevcudiyetimiz dörtlü gruplara dağıtılıyor. İlk defa bir puslu ocak sabahı ben, şiddetle arzuladığım bir şeye inatla sahip olunabileceğini anlıyorum. Edebiyat 1. Sıra Murat IŞIK.
"Çok arzulamışsın belli" diyor kadın. "Bir konun var mı peki?"
"Aziz Nesinle görüşeceğim!"
Sınıfta bir kıkırdama...
"Aziz Nesinle?"
"Evet efendim."
Gülümsüyor kadın. "Eğer olmazsa diye; sana, Şeker Portakalı' nın özeti de olabilir diye not alıyorum" diyor kadın.
"Hayır öğretmenim. Ben Aziz Nesinle görüşeceğim. Şeker Portakalını okudum..."

Sisli bir ocak akşamı. Eve gidiyorum. Annem açıyor kapıyı. "Benim Aziz Nesin' le görüşmem lazım" diyorum. "Dönem ödevi için."
"Tamam" diyor kadın. Başkaca bir şey demiyor. Bende sormuyorum. Konuyu kapıyoruz.

Sabahları erken kalkıyorum. iki kapılı ahşap bir elbise dolabım var. Sihirli birşey. Askıdaki kıyafetleri en sağa itip, içine başucu lambamı koyup biraz beklediğimde, sıcak bir mağaraya dönüşüyor. Yanıma bir kitap alıp giriyorum içeri. Her sabah. Aksatmadan. Gülüyorum. Bazen gözlerim doluyor sadece. Bazen ağlıyorum. Ne çıkacağı belli olmuyor sayfalardan.

Okulda bir gün öğretmen yanıma gelip saçımı okşuyor. "Aziz Nesin kalp ameliyatı olmuş" diyor bana. "Tam da sırasıydı" diye geçiriyorum içimden ama öyle demiyorum tabii. "Daha vaktim var" diyorum sadece. "Var." diyor kadın.

Eve gidiyorum. Kapıyı annem açmıyor. Oturup salonda bekliyorum.
Kapı açılıyor. Annem geliyor eve. Yanına gidiyorum. "Aziz Nesin kalp ameliyatı olmuş. Tam da sırasıydı!"
"Aaaa" diyor annem. "İyi miymiş peki?"
Yüreğim sıkışıyor. Benim niye aklıma gelmemişti ki bu. İyi mi ki acaba? Yüzüm düşüyor hemen. İyi mi? Tanrım! O zamanlar herkes kalpten ölüyor. Atarsa yaşıyorsun, durursa ölüyorsun sistem basit. Hayat tek bir organın tekelinde. Ve Aziz Nesinin ki arızalı...
Yüzüme yansıyan dehşete, gülümsüyor annem. "Korkma" diyor. "Daha vakit var."

Birkaç hafta sonrası. Eve geliyorum. Annem evde. "Süpriz" diyor bana bakıp. Elleri boş. Boş elle yapılan süprizlerden pek hoşlanmam. Annem bu durumdan sıkıldığımı fark edip hemen konuya giriyor. "Aziz Nesin' le buluşacağız cumartesi."
Komik adam yaşıyor. Seviniyorum buna. Gidip bir kitabını çekiyorum kütüphaneden. Bir hikayesini açıyorum. Garba Açılan Pencere. Güldürüyor beni komik adamın satırları. Arka kapaktaki resmine bakıyorum. Onu tanıyorum. O beni tanımıyor. Sanırım benden daha heyecanlıdır! diye geçiriyorum içimden.

Cumartesiye kadar pek aklıma gelmiyor bu konu. Sadece bir kız var sınıfta hoşlandığım. Ona hava olsun diye hocanın yanına gidip "Bu cumartesi buluşuyoruz Aziz Nesin ile" diyorum. "Saçımı okşuyor. "Güzel gözlü kadın halletti demek" diyor. Pastadan aslan payını anneme vermesi hoşuma gitmiyor ama bir şey demiyorum. Havamı atmışım amacıma ulaşmışım. Yeşil gözlü sevgilim bana gülücük fırlatıyor...

Cumartesi sabahı her zamanki gibi kalkıyorum. Başucu lambasının fişini çek, dolaba yakın fişe tak. gömlekleri sağa it. Lambayı koy çekmecelerin üstüne. Düğmesine bas. Bir kitap kap. İçeri gir. Kapıyı kapat. Bir rüyaya dal.

Dolabın kapısı açılıyor. "Yakacaksın evi bir sabah" diyor annem. Gülümsüyor ama. Öfkeli değil. Bende komik adamın satırlarından birini okuyorum. Kahkahayı patlatıyorum. Benim gülmeme gülüyor o daha çok. "Hadi" diyor. "Çık dışarı bu gün özel bir gün."

Bir gömlek seçiyor, Bir de kot altına. Bir çırpıda giyiniyorum. En çirkin zamanlarım. Saçlarımdan nefret ediyorum. Şekil almıyorlar. Yana doğru tarayıp biraz da jöle sürüyorum. Memnun değilim ama olsun.

Evden çıkıyoruz. Arabaya biniyoruz. Bir yerde duruyoruz. Annem bir tatlı alıyor. Hediye pakedini bana veriyor. Ben paket kucağımda çevreyi izleye izleye komik adamla gülmeye gidiyorum. Mutluyum.

Teşvikiye' ye geliyoruz. Gri apartmanlar. Annem bir yere park ediyor. İniyoruz. Metal bir kapının önünde duruyoruz. Annem elindeki kağıda bakıyor. Burası diyor. Zillere bakıp birine basıyor. Kapı açılıyor. Karanlık önce. Sonra birden ışık yanıyor. Asansöre binmiyor merdivenden çıkıyoruz. Bir kadın kapıda bekliyor bizi. Bana gülümsüyor. Bende ona gülümsüyorum. Kadınlara asla dayanamam...

Bizi içeri davet ediyor. Annem elimdeki paketi vermem konusunda beni uyarıyor. Bunu komik adama vermeyecek miydik? Her neyse kız gülümsüyor tekrar. Ah o gülümseme. Veriyorum paketi gidiyor...

İçeride ışık çok az. Annem sevmez loş ortamları. Daha çok bana uygundur. Etraf dağınık. Ahşap dolaplarla kaplı her yer. Duvarlar pek görünmüyor. Ortalıkta kitaplar. Eski bir ev bu. Kitap ve ilaç kokulu bir ev. Komik bir adam için fazlaca gri bir ev. Huzursuz bir ev. Kız geri geliyor. Ben hocama yardıma geliyorum diye açıklıyor mevcudiyetini. Annem kapı önü merhabasından daha samimi bir şekilde kendini tanıtıyor. Sonra da beni. Kız saçımı okşuyor.
"Birazdan gelir" diyor. "Siz içecek bir şey arzu edermisiniz bu arada?"
"Sadece su lütfen" diyor annem. Bana bakıyor. Başımla onaylıyorum.
Ağır bir gölge geliyor yavaşça. Yaşlıca bir adamcağız. Yürümek için bir bastonu var. Bakıyorum o değil. Sonra yaklaşıyor.
O...
Zayıf. Çok zayıflamış. Annem ayağa kalkıyor. Bende tabii. Şaşkınım. Resimlerdeki gibi değil. Yüzü çökmüş. Gözlerinde o muzip ifade yok. Ev gibi karanlık. Gri. Olduğundan yaşlı. Annemin elini sıkıyor. Hepsi gülümsüyorlar. ben şaşkınım. Sonra bana dönüyor herkes.

"Merhaba küçük adam."

Murat IŞIK