15 Ekim 2012 Pazartesi

Hüzünlerin Ölümü

Bir iklim kararsızlığı var üzerimde.
Yüksek basıncın etkisinde gözlerim...
Soğuk; ve neredeyse yoğunlaşmış.

Yağmakla, yağmamak arasındaki bu tedirginliktir işte hüzün.
Beyninin içinde yerleşik bir deliliktir.
Ve ancak bir deli başa çıkabilir.
Sense o deli değilsindir!
Başka bir yol ararsın.

Sallanıp durur hüzün içinde.
Sessizdir!
Fırtına öncesi dedikleri türden.
Ne zaman çakacak bir şimşek gibi bilemezsin.

Bir gece aynada görürsün;
Hemen tanırsın.
Yüzün karadır,
Gözlerin kurşuni.
Işıklar başka yansımaktadır.
Silüetler belirsiz.

Yıldırım düşmüştür işte.
Ardından gelecek isyanı hissedersin;
Ve beklersin.

Namlunun ucundasındır.
Sayarsın içinden.
Kaderin kendi tekelinde.
Ve hala beklersin.
Bir şarkının sert bir notasını,
Bir tiz elektronun basmasını belki...
Beklersin işte!
Gözlerini yumup...

O gelmez pek sen beklediğinde!

Bir koca nefes alıp;
"Neden?" diye bağırmak kadar nedensizdir; hala yaşamak.
Ama;
Yaparsın.
Hem "neden" der;
Hem de yaşarsın nedensizce.

Sesin cevap bulmaz hiçbir sahilden.
"Tanrı sağırdır belki." diye geçirirsin içinden.
Yada dilsiz...
Hasta bir adam olduğu gelmez aklına...
Bir ruh hastası!
Duyan ama duymamazlıktan gelen,
Senin acı çekmenden zevk alan bir sadisttir belki de...

Denersin sürekli.
Başkaca bir yol yoktur senin için.
Çünkü; sen o deli değilsindir!

Bir tek gün,
Eğer çok çok çok şanslıysan,
Yada çok kararlı;
Bir ses duyarsın,
Toktur.
Yankılanır dört bir yandan...

Bir ılıklık hissedersin sonra.
Dumanlar,
Barut kokusu...
Yüzü koyun devrilirsin toprağa.
Bir huzur dolar içinde;
Gülümsersin.

O an eminsindir artık;

Hüzünler de;
Vurulunca;
Ölürler.

Murat IŞIK