1 Kasım 2012 Perşembe

Uyumak

Öylece durduk. Hiçbir şey yapmadan...
Aklımızdan geçti bir ara öpüşmek belki; ama erteledik. Geç kalınmış bir sohbete nereden başlayacağını bilemiyordu insan.
Sevişmek hayvancaydı. İltifat etmek yavşakça... İkimizde biliyorduk. Sustuk! Sahte kelimeler bir adım ötemizde pusudaydı. Bir anlamsız bakışmayı kolluyorlardı yada sahte bir gülümsemeyi. Allahtan kaşarlanmıştık ikimizde. Oyunlarına gelmedik.
Bir sigara yaktı kadın. Bir fırt çekip uzattı bana. Alıp kökledim. Yumuşadı sigara. Filitresi ıslandı. "Her şey ters gidiyor" diye geçirdim içimden. Belki de iyi gelmiyorduk birbirimize. Bir arada uğursuzduk.
Sıktı bu düşünce beni. Kalkıp denize atlamak geçti aklımdan. Geçti ve gitti her zamanki gibi... Tutmadım!
Korkaktım işte ve bunun farkındaydım...
İğrenç bir şey gibi geldi o an ben olmak. Bir başkası olmak daha güzel olabilirdi belki; ama kim olacağımı bilemedim. Tanıdığım tüm adamlar biraz eksikti...
Ya tam bir romantiktiler yada maço. Sahteydiler! Kimse sadece göt veya sadece nazik değildir...
Biramdan bir yudum aldım. Koca bir yudum! Zor yuttum. Öyle ki; gözlerim doldu.
"Ağlıyor musun?" diye sordu kadın.
"Bir bu eksikti" dedim içimden. "Lanet olsun!"
Ağlayan bir erkeği çizen bir kadın geldi gözümün önüne. Sonra da, kıçıyla gülen davetliler; bir serginin açılış gecesinde...
"Hayır!" dedim aceleyle; sanki, bir şeyler saklıyor muşum gibi...
Sonra "Biradan" dedim.
Yüzüne baktım o anda. Gözleri dolmuştu.
Görmemiş gibi yaptım. İşime geldi böylesi. Çünkü kadınlar ağlamaya başladıklarında daha zordur her şey.
Kalmak, gitmek...
Savunmaya çekilmiş ve dayak yiyen bir boksör gibi hissedersin kedini. Kadınlar içlerine akıtmaz yaşlarını. Bir yumruk gibi gözüne çakarlar.
Eve gidip uyumak istiyordum. Çözümdü uyumak.
İçmek, uyumak, uyanıp kusmak, işemek ve sıçmak. Hayatta gerçekten önemli olan şeyler bunlardı.
Sevmek, vazgeçmek, sevişmek; ikinci derece öneme sahiptiler. Gene de "ihtiyaç halinde camı kırınız" yazıyordu üzerlerinde. Aniden bastırıyorlardı. Bir eroin krizi gibi. Bir doz alıyordun; dünyan değişiyordu. Kendini iyi bile hissediyordun. Sonra etkisi geçiyordu. Eskisinden daha derin bir umutsuzlukta buluyordun kendini. Devam etmekten başka şansın kalmıyordu...
Hayatın hafızası tebeşirle yazılmıştı allahtan. Zaman bir keçeli silgiydi ve her şeyi siliyordu. Geçmek bilmiyorsa uyuyordun. Temiz bir sayfaya uyanıyordun sonra. Geçmişin ise havada uçuşup duruyordu.
"İyi değilsin sen de" dedi kadın, başka kimin iyi olmadığını sormamı bekler gibi. Sormadım!
"Gidelim" dedim sadece.
"Uyuyalım. Geçer!"

Murat IŞIK