11 Şubat 2012 Cumartesi

Failatün Failatün Mefaa???


FAİLATÜN FAİLATÜN MEFA???

Benim dedem yüksek mühendistir. Öyle bu günün mühendislerinden değil. İşe başından büyük başlamış. Yüksek Mühendis. Şaka değil diplomasında öyle yazıyor. Benim değinmek istediğim dedemin yüce ve erişilmez olması değil oysa. Edebi yönü.
İTÜ' ye girmeyi amaç haline getirmiş bu adam birkaç üstün zeka arkadaşı ile birlikte Kabataş Lisesi ilk beşine oynuyorlar. Tabiki ilk beş kesin ama sıralama belli değil. Dönemleri gereği her yerden kültür fışkırıyor. Arnavutköyden kayığa binip Bebeğe giderken kayıklarında bir gramofonda Beniamino Gigli dinliyorlar. Bebeğe vardıklarında sahile yaklaşırken müziği kapatıp diğer kayıklardaki insanlarla selamlaşıp sonra sessizce beklemeye başlıyorlar. Müzik başlıyor. Münir Nurettin Selçuk tüm ihtişamı ile söylüyor.
Bu sanatın içinde büyüyor dedem. İşin müzik kısmını tadmış olarak. Hala evinden bağıra çağıra jazz ve opera notalarını ağzı ile taklit edişini duyarsınız gelseniz. Muradım bak duyuyormusun şu cello' yu, ağlıyor gibi. Sonra ağzıyla eşlik eder la la laaaaaaaaaa liiiiiiiiiiiiiiiii.
İşin müzik kısmını tadmış ve almış demiştim ama edebi kısmında biraz takılır. Müzik onun için matematik gibidir. Notalar. Yan yana geldiğinde anlam oluşturan sesler. Yani iki kere iki dört gibi. Fakat yazılar ağırdır. Bir söze başlasam ben, nereye varcağını kestiremez. Bunu benden yıllar önce gören bir üstadla arasında geçen bir olayı anlattı bana.
Kabataş erkek lisesinde edebiyat dersi. Kara tahtanın önündeki hoca seslenerek dedemi tahtaya kaldırıyor. Soruyor soruyu. Bizimki nutku tutulmuş gibi kalıyor. Bütün dersleri tam not olan adam bu dersi yapamıyor. Kelimeler karışık geliyor ona. Failatunlar manasız.. Hocası dönüp "çok yazık" diyor. "Bakalım ne yapacaksın sınavda."  "Şimdiki üniversite sınavından bahsediyordu" diye açıklıyor dedem.
Dedem tabi ki okulu dereceyle bitirip ve tabi ki istediği gibi Teknik Üniversiteye, istediği bölüme rahatlıkla giriyor.
Okula gidiyorlar diplomalarını almaya. Edebiyat Hocasını görüyor. Koşarak yanına gidiyor. Faruk Nafız Çamlıbel onu görüp gülümsüyor. Dedem kendinden emin. "Hocam" diyor, "Siz bana; Ne yapacaksın göreceğiz, demiştiniz üniversite sınavında." Ve gururla ekliyor. "Teknik Üniversiteyi Kazandım."
Faruk Nafız saçını okşayıp. "Afferim" diyor ve ekliyor. "Bakalım bu yarım edebiyatla orada ne yapacaksın."
Haklıydı diyor dedem. Ben herşeyi öğrendim. Herşeyin yapılış yolunu, sonucunu, hep doğru tespit ettim. Ama kendimi ifade etmekte hep yetersiz kaldım. Bu sebeple, bazı projelerde; fikirlerim doğru olmasına rağmen, değer görmedi. Ne zaman ki haklı olduğum bir şekilde ortaya çıktı, yanıma geldiler. Suç onlarda değildi elbet. Bir bilgiye sahip olmak ve konuya hakim olmak kadar, onu karşı tarafa iletme becerisine de sahip olmak gerekliydi...


Faruk Nafız hocam bunu anlatmaya çalışıyordu bana. 

Murat IŞIK' tan Bir İstanbul Beyefendisine, dedesine hediyedir.