14 Şubat 2012 Salı

Kılçıklı Balık Sohbeti

KILIÇIKLI BALIK SOHPETİ

- Bu akşam canım balıkla rakı istedi.
- Gidelim alalım hadi.
- Üşenmez misin yapmaya?
- Seninle ilgili neye üşendiğimi gördün?
Gülümsedi çocuk. Avuç içini, kadının boynunun sol yanına koydu. Kadın başını sola eğdi. Elinin dışını sevdi yanağıyla. Bir kedi gibiydi. Bazen kendini sevdirirdi böyle sürünerek adamın hayran olduğu ellerine.
- Hiç görmedim.
- Göremezsin de zaten.
- Ne zaman vazgeçeceksin?
- Şimdi değil!
Sesini yükselterek söylemişti son cümleyi. Sinirle söylenmiş gibi. İçindeki vurgu, bu "Şimdi değil" lafının; "şimdi bu konuya girme"" manasına geldiğini hissettiriyordu. Anlamamış gibi yaparak devam etti çocuk. Canı biraz saldırgan davranmak istiyordu...
- Yarın?
- Şimdi yapma!
- Neden?
- Çünkü keyifliyim. Çünkü ben ne zaman bu kadar keyifli olsam bir yolunu bulup damarıma basıyorsun.
- Belki.
- Kabul ediyorsun yani.
- Yok. Her zamanki gibi inkar etmek için belki dedim.
- Buna katılmayacağım bu sefer. Hadi gidip balık alalım.
- Hadi.
Kapıdan çıkıp sahile yöneldiler. Yol boyunca konuşmadılar. Sadece şarkıları dinlediler. Kadın keyifli görünüyordu. Hayretle dışarıyı izliyordu. İlk defa görmüşcesine. Denizi gördüğünde daha bir heyecanlandı. Kafasını kaldırdı daha geniş açıdan bakmak için. Gözlerini kapadı. Camı hafif açıp, içine derin bir nefes çekti burun deliklerinden. İstanbulu kokladı. Çocuk gibi kokardı İstanbul. Bu sebeple sevmişti ya zaten bu şehri. Hemen döndü neşeyle. "Bizim balıkçıya çek" dedi. Çocuk, bu neşeli hale gülümsedi. Başını onaylar gibi sallayıp, en sevdiği bölümüne gelen şarkıya; bağıra çağıra eşlik etti. Kadın ona hayran hayran baktı. Boğaza baktığından daha hayran...
Kadın araba daha tam durmamışken kapıyı açıp atladı. Hoplaya zıplaya balıkçıların yanına koştu.
- Selam Kaptaanlaaar.
Adamlar bu sevimli kadını görür görmez yerlerinden kalkıp onun yanına gittiler gülücüklerle. "Neerdeeesun?" diye sordu kaptanlardan biri. "Buralardayım kaptan" dedi.
- "Sen nasılsın? İşler nasıl?
- Ha bu denizle boğuşayruz. Keyfuni siz süreysuğuz bunun haaa! Eziyetu bizedur.
- Sen olmasan keyif mi olur kaptaaaan? bastı kahkayayı kadın.
Sıcak kadınları severdi çocuk. "İnsan olmalıydı" önce bir kadın. Orhan Velinin dediği gibi "Sadece kadın değil! İnsan."
O da arlarına karıştı. Biraz ondan bundan sohpet ettiler. Av yasağından konuşuldu. Balıkların azaldığından. Yakında rakıların öksüz kalacağından. Sonra balıklara baktılar. Kadın sen seç dedi çocuğa ama kaptana göz kırptı. Hani sende boş bırakma bunu! gibisinden. Sonra öbür uçtaki manava koştu. Çocuk onun neşesini izlemeye doyamadı. Manava doğru hoplaya zıplaya giden kadının, gülümseyerek baktı arkasından.
- Çok şanslisun uşağum. İnsan bir kadin bu. Ha buraya her gelur. Baştan sona halimizu, hatrimizu sorar. Sanki bizdendur. Sanirsun Laz karisi.
- "Beni sevmiyi misun?" dedi çocuk kaptana aksan yaparak.
- Sağa da kurban aslanum!
- Ne yiyelim kaptan?
- Ne içeceksun onu de bağa.
- Rakı.
- Ha sen dur buraya. Ben ayiklayayım oni.
"Peki" dedi ama kendini de gülmekten alamadı çocuk. Ne güzeldir bu ülkenin insanları. Bir kere seni sevmeye görsünler, her işine karışırlar. Senin fikrinin bir önemi kalmaz kendi uzmanlık alanlarında. Onlar seçer, elleriyle beslerler gerekirse.
Çocuk balıkları beklerken, kadın elinde yeşil ve kırmızılıklarla dolu torbalarla geldi. Bir elini çocuğun ağzına doğru uzattı. İki parmağının arasında bir kırmızılık vardı. "Aç ağzını" dedi. Çocuk önce ne olduğuna bakmak istedi. Çocukken ailesi böyle yapardı ona. Yemek yemezdi pek. Onlarda ani hareketlerle bir anda, daha çocuk ne olduğunu bile anlayamadan; ağzına birşey tıkarlardı. Bundan kalma bir alışkanlıkla; kendisine uzatılan herşeyi yemeden incelerdi.  Seçme hakkı olsun isterdi. Yemek ve yememek üzerine. Kızın elindeki minik bir turptu. Hoşuna gittiği için ağzını açıp, yedi bir çırpıda. O sırada bir diğer kaptan onlara midye getirdi. Onuda yuttular. Beğendim ama çok sıcakmış dercesine sesler çıkararak. Balıklar alındı. Son şakalaşmaların ardından arabalarına binip, el sallamalar arasında uzaklaştılar.
Yolda fırına uğradılar. Sıcak ekmekler alındı. Sonra mezeler ve içkiler alındı konusunda uzman bir marketten. Eve döndüklerinde yorgundular.
- Hemen başlayayım mı? Acıktın mı çok?
- Biraz oturalım gel.
Hoşuna gitti bu fikir kızın. Birer sigara yaktılar. Televizyonu açmaksızın oturup birbirlerini izlediler bir süre. Kadın yerinden kalkıp çocuğun dizlerine yattı sigarası bitince. Çocuk saçlarıyla oynarken; kadın uyudu. Çocuğun da onu izlerken geçti içi. O da gözlerini kapadı.

Devam Edecek

Murat IŞIK