10 Şubat 2012 Cuma

Tam Zamanıdır


TAM ZAMANIDIR
Cuma akşamından kalma kelimelerle uyandım kafamda. Hüzünlü olanları tüketmiş olmalıyım. Geriye eğlencelik şeker kıvamında kristalize pembelikler kalmış. Onlarıda birkaç kahvaltılık dizede tüketiyorum.
Tamamen boş kafam. Bir yerlere gidip birşeyler paylaşıp birilerini izlemenin tam zamanıdır. 
Bu duygularla çıktım evden. Nişantaşına gitmek için. Altyapımda bir sorun var seziyorum ama konduramıyorum. Olmaz diyorum. Bu gün değil. Zamanı gelmedi daha. Biliyorum bir gece öncesinden bu sinyalleri. Hani bir öncü deprem gibi kendilerini hissettirdiklerini. Ama yok. Baskılıyorum bilincimi. Bilinç altım hoşnutsuz. Bir "arap baharı" diye tutturup alaşağı edebilir her an beni.
Metroya ulaşıyorum. Önce herşey sakin. Haftasonu kargaşası mıdır nedir? Aniden bir kalabalıklaşıyor heryer. İnsanlar üstüme üstüme geliyor. Şizofren bir hale bürünüyorum. Arabama dönmek istiyorum bir an. Sonra aklıma trafik keşmekeşi geliyor vazgeçiyorum. Kendimi bir vagaona itilmiş buluyorum. Kapıdan sürekli uzaklaşır bir halde... Oysa ben, akıntının üstüne yüzen balıklar misali, sürekli kapıya yöneliyorum. Daha inmeme yüzlerce durak var oysa. Bir kadın kapının tam yanına yaslanmış duruyor. Gardiyan gibi! Çekilsin istiyorum. Orası benim olsun. Kadınlara has bir bakışı vardır her erkeğin. Gizlidir. O bakışı atıyorum. Oralı olmuyor. Zaten çekemez kadınlar birbirini; yanlış bakışı harcadık diye düşünüyorum. Kimse inmiyor aksi gibi. Hep misafir ağırlıyoruz. Kapı çalıyor ve birileri geliyor sürekli. Allahım bu kadar insana ne ikram edebilirim? Sonra metalik bir sesle "OSMANBEY" diyor bir kadın. Bu kadın bindiğimden beri her durağın adını söyleyip duruyor zaten. Kapının önündeki kadına ezici bir bakış fırlatıp iniyorum. İçimdeki orospu kinlenmiş belli. İnince durup bir nefes almak istiyorum olmuyor. Biri çarpıyor bana. Sonra bir diğeri. Ne oluyor. Herkes beni mi takip ediyor. Geçen herkes yüzüme bir bakıp geçiyor. Çok mu hasta görünüyorum. Yoksa çok mu güzelim bugün. Mecbur hareketleniyorum. Bir sel gibi akıyoruz. Merdivenler koşturuyor. Ben onların üzerinde dahi koşuyorum. Duramıyorum. Durduramıyorum...
Neden sonra; bir dört yol ağzında, herşey son buluyor. Bitkinim. Ama en azından insanlar bana değmeden farklı farklı yönlere dağılıyor. Biraz sakinleşiyorum.
Osmanbeye çıktığımda hava serin. benim önüm açık alabildiğine. Rüzgar montumu ve hırkamı bir süper kahramanın pelerini gibi dalgalandırıyor. Önümü kapamadan devam ediyorum. Yılbaşı şüsleriyle boğuşuyor dükkan sahipleri. Yapışkanlar, simler. Herkes kendi telaşında diyorum. Kimse benimle veya bana karşı değil.
Ne güzeldir bu şehir.
Korktuğum kalabalığı da güzeldir,
Yazdığım kalabalığın, korkusuda...

Bu dizeleri not alıp defterime, bir panik atak nöbetini teğet geçip gidiyorum girdabına düşmeden.
Murat IŞIK