23 Ekim 2012 Salı

Yüksek İncelik

"Yüksek incelik..."

Bir İngiliz kızın çantasında yazıyordu bu. Gülümsedim. O da bana gülümsedi.

"Güzel söz" dedim.
"Kraliçeden esinlendim" dedi.
"Kraliçeye o halde" dedim ve kadehimi ona doğru kaldırdım sonra biramdan büyük bir yudum aldım.
"Kraliçeye!" dedi.
Yerinden kalkıp, yanıma oturdu. Bir süre konuştuk, çoğunlukla da içtik. Fena içmiyordu. Sonunda sarhoş oldu ama.
Çok yüksek bir inceliğe sahip miydi bilemiyorum şimdi.
Kadınlar...
Kafası güzel olunca hepsi biraz kabalaşıyor. Duruma göre çirkefleştikleri de oluyor. Bu pislik hallerini seviyorum ama. Daha gerçekler.

Birkaç biradan sonra küfürlü ve açık saçık konuşmaya başladı.
Sanırım fazla geliyordu ona tüm bu kurgulanmış nezaket. İyilik için bu kadar mesai harcamak yoruyordu.

"Siktir edesi geliyor insanın zaman zaman kuralları nizamları" dedi.
"İçmek yardımcı olur" dedim.

Bilirdim bu tip kadınları...

Gerçek alkolikler değillerdir. Günü birlikçiler derim onlara. Tüm günahlarını bir tek günahın üstüne yıkar ve sonra onun için af dilerler sadece. Kestirme bir yoldur.

Zarafet zırhından arındığında; önce eğlenceli bir kadın çıktı ortaya, sonra seksi bir kadın.
Sabah kadar içtik ve seviştik. Bir aralık fırsatını bulunca da sızdık.

Sabah uyandığımda, çoktan giyinmişti. Dünkü eğlenceli kadın ölmüştü günün aydınlığında. Yapma bir bebek gibi koltuğa oturmuş, beni izliyordu. Bir lekeymişim gibi baktı bana. Evinin ipek masa örtüsündeki aşağılık gri bir leke.

"Çok içmişiz" dedi.
"Evet" dedim.
"Pek birşey hatırlamıyorum"
"Alkolden. Normal bir etki yani. Hafızanı kaybetmiş değilsin" dedim ve gülümsedim.

Basit bulmuştu esprimi. Gülmedi.

"Gitmeliyim" dedi.
Aksanı değişmişti.
"Peki" dedim.
Kalkıp onu yolcu etmek gelmedi içimden.
"Bağışlanmayı dilemelisin" dedim arkasından.
Gülümsedi. Yapmacık ve sahte bir gülümsemeydi. Asildi ama!
Apartmanın kapısını nazikçe kapayıp tozoldu.

Bir kaç ay sonra bir kez daha karşılaştık.
Ben bara geldiğimde o çoktan sarhoş olmuştu. Belden aşağı bir şiiri bağıra çağıra okuyordu yanındakilere. Onlar da gülüyorlardı. Biri hariç. Kibar orospu çocuğunun elinde su vardı.
Beni görüp yanıma geldi. Dudaklarıma yapıştı.
Dili de sarhoştu. Ağzımın içinde ayakta kalmaya çalışan bir alkolik varmış gibi tiksindim. Henüz olmamıştım...
İşini bitirince barmene bağırdım. "Çabuk bana bir şişe viski! Acele et!"

Martini içiyordu. Saçmalık! 
Bardağına baktığımı görünce;
"En zarif içki martini değil mi" dedi bana.
Zariflik mi?
Birinin bu kadına zarifliğin bir yanılsama olduğunu anlatması gerekiyordu...

"Bilmiyorum yavrucum." dedim.
"Geçen sefer tümünü kustun ve sonra zeytinlerini sıçtın sağa sola. O kadar da zarif değil artık hiç bir şey."

Murat IŞIK