3 Mart 2013 Pazar

Yarım

"Ne kadar yarımsak o kadar aşığızdır!" dedi kadın. "Bir haftadır görüşmedik ve sen; tas tamam karşımdasın işte. Artık yalan söyleyip durma, bana aşık değilsin!"

Yarım olmaktan neyi kastettiğine dair en ufak bir fikrim yoktu. Ben bazen var olan bazen yok olan bir adamdım. Aklım gidip geliyordu. Acılarım vardı kendime münhasır ama kimseyle ilintili olmayan. Ne olursa olsun eksiklik hissetmezdim. Kendime yetiyordum. Kendimle çözüyordum her şeyi.

"Kendine yeten bir adam nasıl yarım kalabilir?" diye sordum.

"Kendine yeten bir adam nasıl aşık olabilir?" diye soruyla cevapladı beni...

Bir süre sustuk. Şarabımızı içip düşündük.

"Şimdi kalkıp gidersen beni özler misin?" diye sordu.
Aşkın bütün bunlarla ilgisi olmadığını biliyordum. Sorgulanmak hoşuma gitmemişti.
"Emin değilim!" diye cevapladım. "Özlemek pek hissettiğim bir şey değil. Denememi ister misin?"
Şaşkınlıkla baktı yüzüme. Buna hazır olduğumu görünce ürktü. "Hayır" dedi.
"Ama ben gene de gideceğim! Yarım falanda kalmayacağım. Sana aşık olduğuma dair de içimde bir şüphe olmayacak!"

Kalkıp gittim.

İnsan yalnızken daha rahat düşünüp çözüyor her şeyi. İçindeyken; yaşadıkları sıradan geliyor. Mutlu olmak, tutkulu olmak, sevişmek, yemek pişirip, sofra kurup, sonra her konudan sohpet ederken zamanın geçişini idrak edememek. Hatta kavga etmek... Yetmiyor gibi geliyor bunlar. Toplumsal olgulara göre acı çekmek de lazım. Özlemek, bağımlı olmak. Onsuz nefes alamıyor olmak gibi saçma beklentiler.
Ben öyle değilim. Yaşadığım anlara saygım var. Haz alırım hepsinden. Pişmanlık duymayacak gibi yaşamak amacımdır. Başarılıyımdır üstelik bu konuda. O seferde de başardım.

Gitmekten keyif aldım...

Bir zaman sonra; bir mektup buldum kapımın önünde. Uzunca bir şey. Çoğu bölümü öylece okudum. Sonunda bir cümle çekti dikkatimi. "Seninle geçirdiğim zamanları seviyormuşum. Beni özlememeni bile"

Bu beni mutlu etti.

Murat IŞIK